Christopher Hitchens; mükemmel yazar, zeki arkadaş

Christopher Hitchens; mükemmel yazar, zeki arkadaş
Christopher Hitchens; mükemmel yazar, zeki arkadaş

Ian McEwan, Christopher Hitchens ve Martin Amis.

Dünyanın önde gelen ateizm savunucularından, sert üslubuyla tanınan Christopher Hitchens 62 yaşında öldü
Haber: IAN McEWAN / Arşivi

Christopher Hitchens’ın son haftalarını geçirdiği yer, kitaplarla ilgisi olmayan bir yerdi. Houston’ın merkezine yakın olan Medical Center, Paris’in La Défense’i ya da Londra’nın City’si gibi finansal bir alan. Ancak burada geçerli olan para ; hastalık.
Bu kompleks, dünyanın en önemli tıbbi uzmanlık ve teknoloji odaklarından biri. Buranın en yüksek binası iyimser bir tanrının varlığını yalanlar; çatısındaki neon ışık buranın çocuklar için kanser hastanesi olduğunu bildirir. Larkin’in şiirinde kullandığı kule, hastane gibi, bu ‘net uçurum’ Christopher’ın o kadar yüksek olmayan ve sadece yetişkinler için olan yerin tam karşısında yer alıyordu.
Hastanede kimseyi ziyaret etmek o kadar kolay değildi. O, çiçekler ve üzüm istemedi; biraz sohbet edebilmek için sadece ziyaretçilerini istedi. Morfin verildikten sonra uyandığında bile sizi yanında bulmak isterdi. Hasta olmasıyla ilgilenmiyordu. Bu konuda konuşmak istemiyordu.
Son ziyaretimde, havaalanından yanına gittiğimde, çantamdaki küçük kitabı gördü. Kitabı almak için elini uzattı. Kitap , Peter Ackroyd’un ‘London Under’ isimli eseriydi. Sonra, kitabın yazarı hakkında on dakikalık bir övgü konuşması yaptık. Onun hakkında daha önce hiç konuşmamıştık ve Christopher her şeyi okumuş gibi görünüyordu. Ackroyd’u istedi çünkü, söylediğine göre, kitap küçüktü ve bileğini incitmiyordu. Kısa süre sonra kitabın sayfalarındaki boş alanlara notlar almaya başladı. O akşamüstü kitabı bitirebilirdi, kitabın hakkında bir eleştiri yazabilirdi. Ama Chesterton hakkında uzunca bir yazı teslim etmesi gerekiyordu. 

Kitaplar odayı ısıttı
Peki sonra nasıl devam edecekti: Kitaplardan ve siyasetten konuşacaktık, sonra da o uyuyacaktı, ben okuyacaktım ya da yazacaktım. Sonra biraz daha sohbet, sonra ikimiz de okuyacaktık. Yoğun bakım odası titreyen makineler ve o makineleri destekleyen tüplerle doluydu ancak neredeyse sadece dekormuş gibi görünüyorlardı. Kitaplar ve gazetecilik arasındaki fikirler, o steril alanı işgal etti veya ‘ısıttı’. Ve odayı iyi bir üniversite kütüphanesi seviyesine yükseltti. Kitaplar bizi, pencerelerden görünen o dünyanın, Larkin’in ‘sevgi ve şans, buradaki herhangi bir elin uzanabileceğinin ötesinde’ satırlarındaki dünyanın soğuk, çok katlı manzarasından korudu.
Öğlen, hemşireler, bacaklarını çalıştırması için odada birkaç tur atması gerektiğini söyledi. Yataktan çıkmasına yardım ettim. O, titreyen, hayli azalmış ağırlığını bana yaslarken, ‘Kolumu tut yaşlı yalaka’ dedim. Bana sağlıklı günlerinden hatırladığım o kurnaz gülümsemesinden attı. Bu, benim yakından bildiğim gülümseme o ‘utanç akşamı’nı önceden tahmin etmesinin gülümsemesiydi. Yani keyfin ya da onun deyişiyle ‘arkadaşlığın’ gülümsemesi.
İki saat sonra, ona, Larkin’in ‘Whitsun Weddings’ini yüksek sesle okumaya başladım. Christopher, şiiri, oğlu Alexander ve karısı Carol Blue -o zalim kadın - için bir içeriğe oturtmamı istedi. Kadın, hastanedeki bürokrasiyle ilgili o kadar vahşice bir tartışmaya başladı ki onu binadan dışarı çıkarmak için güvenlik görevlileri çağırılmak zorunda kalındı. Neyse ki onları etkilemeyi ve onlardan kurtulmayı başardı.
Şiiri hazırladım ve okudum ve o ‘meşhur’ sona vardığımda, “Ok yağmuru gibi bir düşme hissi/ Gözden uzak yollanan, yağmura dönüşen bir yer”; Christopher yattığı yerden mırıldandı: “Çok karanlık, korkunç karanlık”. Ben onun moralini yükseltme isteğimden uzaklaşmadan bu fikrine katılmadım. Tabii ki tren yolculuğu bir sona varır, yeni evli çiftler kendi yollarına giderler. O böyle yapmadı ve bir hafta sonra, ben Londra’ya döndüğümde, hâlâ bu konu hakkında birbirimize e-posta gönderiyorduk. Bunlardan biri ‘Çok Sevgili Ian, şey, aslında, -yağmur yok, kazanç yok- ama hâlâ Larkin’in bilinç dışıyla yaptığı kişileştirmeye bağlı. Kesin kararım olmasa da, ‘yağmura dönüşen yer’ dizesinin umut verici olmadığını sanıyorum. 

IAN McEWAN:  Herald Tribune’den çeviren: Ayşegül Gürsel