Cihangir'in barbar kedisi

Cihangir'in barbar kedisi
Cihangir'in barbar kedisi
Kötü Kedi Şerafettin, 90'lı yıllarda ortaya çıktığında anlatım biçimiyle bir sentezdi. Onun Bukowski'yi yad eden muhabbetçiliği, Tecavüzcü Coşkun ile Conan'a hısım akraba olan kötülüğü onu popülerleştiren muhteviyatı oldu
Haber: LEVENT CANTEK / Arşivi

Bülent Üstün’ün popüler kahramanı Kötü Kedi Şerafettin’in beşinci albümü yayımlandı. On beş yılda beş albüm, az elbette ama şaşırtıcı değil. Türkiye ’de mizah dergilerinin çizerleri çabuk yaşlanıyor, kolay bıkkınlık yaşıyor, ‘her şey aynı’ ümitsizliğine erken kapılıyorlar. Bülent’in geniş aralıklar verse de çiziyor olmasına bile şaşırabiliriz bu yüzden. Geçmişin pek çok iyi ve popüler anlatıcısı küskünlük, öfke ya da rekabetten bıktığı için bugün yeni şeyler üretmiyorlar. Kötü Kedi Şerafettin, 2000’li yılların başında hatırı sayılır bir ilgi ve konuşulurluk kazanmıştı. Başarısı, sabırlı ayrıntıcılığına, popüler bir dergide yayımlanmış olmasına ve en önemlisi dönemsel koşullara (yeni gözükmesine) bağlanabilir. 90’lı yıllara girerken başta mizah dergileri olmak çizgiyle var olan her türlü yayın televizyon karşısında çaresiz bir konumdaydı. Mizah dergileri, televizyonun anlatamadığı şeylere yoğunlaşarak kendilerine bir çıkış yolu aradılar. Söze, uzun diyaloglara dayanan bir mizah ortaya çıktı, yerli karikatür ve çizgi romanın bu denli geveze olduğu bir başka dönem olmamıştır denebilir. Oğuz Aral’ın Utanmaz Adam’la öncülük ettiği sözden çok hareket ve aksiyona dayalı mizahi ekolse bırakılmış, duran- küfrederek çok konuşan, uzun balon yazılarıyla hatırlanan kahramanlar popüler olmuştu.
Televizyonda anlatılmayanı anlatmak meselesini sadece espri düzleminde değerlendirmek eksik olur. Televizyonun ve geniş anlamıyla anaakım anlatıların gerçeklik vurgusu, espri evreni veya ahlaki yönsemesi ibret alma, ölçülü bir erotizm veya çoğunluk değerleriyle uzlaşan bir bağlamda gelişir. Kadınlar güzel, erkekler güçlü ve yakışıklı, ahlak dengesi iyicillik lehinedir. Gırgır ve Oğuz Aral mizahı, böylesi bir anlayışın çok dışında değildi: Mutlaka (saf, çelimsiz, yetersiz, çirkin) erkekleri komikleştiren Gırgır, bunu yaparak erotizmi işlevselleştirir, güzel kadınla aşk-seks yapabilme ihtimalini mizahileştirirdi. Kadınların yüzleri komikleştirilse de vücutları cinsiyetçi bir gözle belirginleştirilerek -erotik bir objeye dönüştürülürdü. Leman, başka şeyler denedi ama bu anlayışın fersah fersah uzağında değildi. Şunu yaptı: Ergün Gündüz, Gürcan Özkan, Şevket Yalaz, Gürcan Gürsel gibi isimlerin öncülük ettiği temiz, az çizgili, berrak, erotik mizahın hakim olduğu anlayıştan uzaklaştı. Mehmet Ali Erbil’in yarışma programlarında hostes kızlarla Aydemir Akbaş-Suavi Sualp mizahı yaptığı, komedi dizilerinde Karagöz namzeti erkeklerin seksapel kadınlar karşısında şekilden şekle girdiği düşünülürse bu doğru bir tercihti. Aslında ta en başta, Leman, Gırgır’ın net ve hijyenik evreninden farklı bir şey yapma iddiasıyla yola çıkmıştı. Leman, özel televizyonların çoğaldığı dönemde kendi okurunu koruyarak (satışlar o kadar düşmüştü ki) en çok satar dergi oldu. Onun vitrininde grotesk, naif, savruk, çirkin, ürkek ve devamlılık gösteremeyen bir ergen çizgisi yaygınlaştı. Göz alıcı, çizerlik mahareti gerektiren karikatürlerden çok diyalogun öne çıktığı bir dönem başladı. Mizah dergilerinde espri, argoyla özdeşleşti; lafı döndürüp dolaştırıp cinsel doymazlığa, jargona ve küfre getirmek (küfür ederek sinirlenmek, öfke krizine kapılmak, patlama öncesinde sakinmiş gibi durarak lafazanlık yapmak) komik olanı etkiledi. Esprileriyle Mehmet Çağçağ ve naif çizgiye imkân tanımasıyla Tuncay Akgün bu sürecin belirleyici isimler oldular. Küfürle harmanlanmış doksanlı yıllar mizahının iki önemli üreticisi Ahmet Yılmaz ve Kaan Ertem’di. Her ikisi de bugün sinemada (geveze, küfürbaz ve yavaş) komedi filmleri üretiyorlar. Sinematografik bakımdan başarılı değiller lakin ilginçler, haklarını teslim edelim.
Kötü Kedi Şerafettin, 90’lı yıllar mizahının tekrara düştüğü bir dönemde, bu anlayışla üslup olarak hesaplaşan yeni bir dergide L-manyak’ta ortaya çıktı. Foto realistik arka planları seven, tarama ucuyla, çiniyle uğraşmaktan haz alan bir çizerin anlatısıydı. Anlatım biçimi bir sentezdi; Ahmet Yılmaz ve Tarantino’nun teferruatçı gevezeliği, Oğuz Aral sürati bir aradaydı. Cihangir’de, apartmanların çatılarında kediler arasında seyreden bol diyaloglu uzun içki muhabbetlerinin hemen arkasından aksiyona dayalı kareler peşi sıra geliyordu. Şerafettin’in, Bukowski’yi yad eden muhabbetçiliği, kendiyle dolu (un)cool duruşu, Önder Somer’i arayan Ayhan Işık’lığı, Tecavüzcü Coşkun ile Conan’a hısım akraba olan kötülüğü onu popülerleştiren muhteviyatı oldu. Bülent’in punk geçmişi, estetik isyancılığının da Kötü Kedi konuşulurken hesap edilmesi gerekiyor. Lombak, Penguen ve sonrasında Uykusuz dergisindeki başat isimlerin punk estetiğine olan yatkınlıklarının mizah dergiciliğine hayli tesiri oldu çünkü. Onların otorite ve ebeveyn karşıtlıkları, edepsiz olma arzuları, şoke ediciliğe gösterdikleri şehevi ilgi, uysallığa, edebiliğe, siyasete duydukları öfke tartışılırken punk temelleri hatırda tutulmalı. Kolektif hareketlere olan inançsızlıklarında, liberter vurgularında, çoğunluğa ilişkin sarkastik tutumlarında, şiddet karşıtı olup komik bir şiddeti esprileştirmelerinde punk hareketinin ciddi bir katkısı var.
Kötü Kedi Şerafettin, bugün için eskidi diyemesek de kabul edelim, espriler ve anlatılar çok hızlı yaşlanıyor, değişiyor artık. Hikâyeden çok karakteri anlatmaya yoğunlaştığınızda bu durum kendini daha fazla hissettiriyor. Günümüzün kahramanları mahremlerini anlatan, itiraf eden, bu denli muktedir olmayan karakterlerden çıkıyor ya da bu yönde revize ediliyorlar. Kötü Kedi’nin imkânsız erkekliği günümüz okurlarına yeni gelmeyecektir ama önemli, Türkiye’de benzeri olmayan bir çizgi roman okuyacaklar. 

KÖTÜ KEDİ ŞERAFETTİN 5
Bülent Üstün
Mürekkep Yayınları
2011
104 sayfa
12 TL.