Cilveli filozof

Cilveli filozof
Cilveli filozof
Levinas, Türkiye'de yıldızı parlayan filozoflardan. Martin Buber'i hesaba kattığımızda, oldukça şanslı olduğunu da söyleyebiliriz. Fakat bu şans, rastlantısal değil
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Levinas’ın iki kitabından, bir de Levinas hakkında kitaptan söz edeceğim. Levinas’ın kitaplarından biri, ‘Tanrı, Ölüm ve Zaman ’ Dost Kitabevi Yayınları’na; diğer iki kitap ise Pinhan Yayıncılık’a ait: Bu kitaplardan biri, Levinas’ın ‘Dört Talmud Okuması, diğeri ise Robert Bernasconi’nin ‘Levinas Okumaları’. Her üç kitabın, ortak bir özelliği var; metin okuma metinlerinden oluşuyor. ‘Tanrı, Ölüm ve Zaman’, Levinas’ın Heidegger okumasından oluşuyor. Buradaki metinler, Levinas’ın 1975-1976 yılında Sorbonne’da verdiği ders notlarından oluşuyor. Bu notların yarısı daha önce tercüme edilmiş ve ‘Ölüm ve Zaman’ adıyla yayınlammıştı. Bu notlar, ilk defa tam metin olarak çeviriliyor.
‘Dört Talmud Okuması’, adından da anlaşıldığı gibi dört bağlamdaki Talmud metinlerinin okunmasından oluşuyor. ‘Levinas Okumaları’ ise Bernasconi’nin, Levinas’ın ‘Bütünlük ve Sonsuz’ ile ‘Olmaktan Başka Türlü’ adlı yapıtları üzerine bir okuma. Bu kitap, Levinas’ın felsefi güzergâhında yer alan ‘etik öznellik’, ‘yersiz-yurtsuzlaşma’, ‘mazlumun ayrıcalığı’, ‘veludiyetin aşkınlığı’ gibi kavramları merkez edinerek yazılmış oniki makaleden oluşuyor. Bernasconi’yi, ‘Irk Kavramını Kim İcat Etti?’ adlı kitabından tanıyoruz. Bernasconi, İngilizce konuşulan dünyada, ‘Levinas çalışmalarının’ yaratıcılarından biri olarak kabul ediliyor.
Levinas, Türkiye ’de yıldızı parlayan filozoflardan. Martin Buber’i hesaba kattığımızda, oldukça şanslı olduğunu da söyleyebiliriz. Fakat bu şans, rastlantısal değil. Yıldızının parlamasında ve söz konusu şansta rol oynayan ayırıcı durum, her şeyden önce, Levinas düşüncesinin Türkiye’ye girişindeki başlangıcın, derleme, çeviri ve sunum gibi tercüme süreci kuşkusuna yer vermeyecek özene sahip olmasından kaynaklanır. Levinas felsefesinin ana hatlarını sunan ilk Levinas yazılarının çevirisi olan ‘Sonsuza Tanıklık’, dikkat çeken yeni kuşak felsefecilerden Zeynep Direk öncülüğünde bir ekip tarafından Türkçeye çevrilmişti. Buradaki felsefi neden ise, Levinas’ın, tam da, varlık sorununun veya ontolojinin Heidegger’le ilgi çekmeye başladığı bir dönemde, varlık meselesi ve Heidegger hakkında açımlama yapan bir filozof olarak tercüme edilmiş olmasıdır. Filozofun, ‘Ölüm ve Zaman’ın (2006) basımı tam da bu dönemi dile getirir.
Biyografisinde yer alan, ‘Varlık ve Zaman’dan çok etkilendiği, Heidegger’i Fransızcaya çevirmiş olduğu gibi küçük ayrıntılar, onun Heidegger’in neredeyse ardılı gibi bir imgenin oluşmasına yol açıcı niteliktedir. Ama durum biraz farklıdır. Biraz magazinel gibi görünecek ama Levinas’ın, yaygın olarak görüldüğü gibi, soğuk bir cehreye sahip olmamasının, tam tersine güler yüzlü ve sevimli oluşunun da, sözünü ettiğim etkilenmede payının olduğu kanısındayım. ‘Sonsuza Tanıklık’taki kapak fotoğrafına bakın; Levinas, cilveli bir filozof. Tezkire (2004) ile Monokl (2010) dergilerinin Levinas özel sayılarının da belirleyici etkisi olmuştur, sözünü ettiğim bu yıldızı parlama durumunda. Şans ifadesini, Buber’le kıyaslarken kullanmış olduğuma dikkat çekerim. Ama sanki bana öyle geliyor ki, Levinas, Türkiye’de, Heidegger’den daha fazla değer atfedilen bir konumda olacak ve sanki Heidegger’den daha uzun süre, popülerliğini koruyacak. Levinas’ın, Talmud okumalarının, Heidegger’in Antik Yunan filozoflarını okumalarından daha fazla ilgi çekeceği/çektiği kanısındayım. Bunun nedenlerinden biri, ‘Varlık ve Zaman’ın mevcut her iki çevirisinden dolayı, Heidegger’in felsefesine doğrudan giriş yolunun tıkanmış olması gibi görünse de, bence asıl neden, Türkiye’deki entelektüel ilginin Antik Yunan felsefesinden İbrani kültürüne kaymış olması. Başka bir deyişle ‘kutsal’ kavramına olan ilginin artmış olmasıdır. Bu bağlamda temeldeki bir başka neden de sanırım şu: Levinas’ın, Talmud okumalarının, ‘Sonsuza Tanıklık’ta bunun örnek metinleri vardı, Kur’ân-ı Kerim’i, felsefeyle bakarak okuma için bir model okuma tarzı oluşturuyor oluşudur sanırım. Bu bakımdan, ‘Dört Talmud Okuması’ heyecan verici bir kitap. (Bu arada, Levinas’ın, Talmud derslerinin devamı niteliğinde olan, ‘Kutsaldan Aziz Olana’, ‘Ayet’in Ötesi’ ve ‘Yeni Talmud Okumaları’ adlı kitaplarının da, Pinhan Yayıncılık’ın, programında olduğunu belirtmek gerek.) 

Temel fikirleri tartışmak
‘Dört Talmud Okuması’nda görülen odur ki, Levinas’ın ana çabasının temelindeki kaygı, Yahudi düşüncesinin, felsefeden yoksun olmadığını, Antik Yunan felsefesiyle bakışımlı bir içeriğe sahip olduğunu göstermek. Daha açık ifadeyle; yaygın tez, insanın mitosa bağlı düşünme biçiminden zihne bağlı düşünme biçimine, MÖ 600 ile 200/100 yılları arasında geçtiğini dile getirir. Bu dönemde mistik ve mite dayalı çağ sona ermiş ve insanın felsefi düşünüş dönemi başlamıştır. Karl Jaspers, bu döneme ‘eksen dönemi’ adını verir. Bilindiği gibi bu netlik Antik Yunan felsefesinde açık seçiktir; Antik Yunan öncesi dönemden gelen kültürlerde, örneğin Yahudi kültüründe felsefi düşünüş açık seçik değildir. İşte, Levinas’ın, ‘Dört Talmud Okuması’nda seçikleştirmeye çalıştığı tezi de, tam bu dönemle ilgili olarak ortaya çıkmaktadır. Levinas, Giriş’te şöyle söylüyor: ”‘felsefe’ veya Yunanda, yani Batıda felsefe olan şeyin dengi, Talmud’da ahlaki hikâyeler ve darbımeseller biçiminde gösterir kendisini –Talmud felsefe olmasa da, Talmud incelemeleri felsefelerin beslendikleri deneyimlerin önemli bir kaynağıdır.” Çünkü demektedir Levinas: “Talmud bilgeleri bir yumurtayı ya da bir öküzü değil, hiç fark ettirmeden temel fikirleri tartışırlar.”
Levinas’ın, Kitabı Mukaddes’i değil de, Talmud okumayı seçmesinin nedeni de, yine sözünü ettiğim eksen bağlamıyla alakalıdır. Kitabı Mukaddes, Levinas, bunu kalben onaylamasa da, mitsel olarak değerlendirilir; oysa Talmud, Levinas’a göre, “hiçbir biçimde Kitabı Mukaddes’in tarzını devam ettirmez.” Ve dahası, Levinas, Talmud’un “Akdeniz çevresinde milattan birkaç yüzyıl önce veya sonrasında”, yani ‘eksen döneminde’ düşünülmüş olduğunu dile getirir. Örnek vermek gerekir ise, “‘Şabat’ Risalesinden” başlıklı metinlerin irdelenmesine yönelik “İğvanın İğvası” başlıklı Talmud okumasında, Levinas, Sokrates’in “sınanmamış hayat değersiz hayattır” argümanını çağrıştıran sonuçlara varan bir okuma gerçekleştirir. Simgesel olanın felsefeyle okunmasıdır söz konusu olan. Simgesel Talmud risalelerinin Antik Yunanlıların keşfettiği felsefeyle okunması da diyebiliriz buna. İki ayrı geleneğin buluşturulduğu bu noktanın, bugünün temel sorunu olmadığı, sanırım söylenemez.

Holokost ‘kredisi’
Levinas’ın düşüncesinden söz eden ilk makaleye, Selahattin Hilav yönetimindeki Felsefe Yazıları dergisinde rastladım. Yusuf Örnek’in Yugoslavya’da yapılan bir felsefe semineri hakkındaki bir yazısıydı bu. Bu seminerde, Buber, Ebner ve Levinas’ın felsefeleri hakkında sunumlar yapılmıştı. Her üç düşünür de Dialog Felsefesi’nin önde gelen isimleri olarak sunuluyordu. Levinas’a yönelik ilginin oluşturulma biçiminde, holokost olgusunun mağduriyetinden kaynaklanan bir kredi vardır. Levinas’a, bu krediden bağımsızlaşarak bakmak gerek artık.


Tanrı, Ölüm ve Zaman
Emmanuel Levinas
Çeviren: Işık Ergüden
Dost Kitabevi Yayınları
2011, 231 sayfa, 16 TL.

Dört Talmud Okuması
Emmanuel Levinas
Çeviren: Burak Şaman
Pinhan Yayıncılık
2011, 144 sayfa, 25 TL.

Levinas Okumaları
Robert Bernasconi
Çeviren: Zeynep Direk
Pinhan Yayıncılık
2011, 280 sayfa, 17 TL.