Cüce boksörle svastikalı böcek

Cüce boksörle svastikalı böcek
Cüce boksörle svastikalı böcek
Ned Beauman'ın ilk kitabı 'Boksör Böcek', iki ayrı dönemden iki ayrı hikâyesi ve tam anlamıyla sıra dışı ve unutulmaz antipatik karakterleriyle , hızla okunan, zihne vinyetler kazıyan bir kitap
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

İlk kahramanımız, lakabını hak edecek şekilde ‘balık’ kokan Kevin Broom. Sosyal hayatı çok zorlaştıran bu çürük balık kokusunun nedeni, Kevin’in yeryüzünde 600-700 kişide görülen trimethylaminuria rahatsızlığından mustarip olması. Sonuç olarak, pek evinden çıkmıyor, sadece zengin yap-satçı patronu Grublock için ufak tefek ayak işleri yapıyor. Grublock gibi, Balık da Nazilerden kalma hatıra eşyaları topluyor ama Nazi değil. Gerçi hayatının ışığı olan internet’te trimethylaminuria forumlarına da giriyor ama, Nazi hatıra eşyası rekabetini, bu kasvetli forumlardan çok daha sağlıklı buluyor. Kevin, bizim günümüzdeki anlatıcımız.
Kitabın başlığındaki kahramanlar ise, 1930’lardan geliyor. Cüce denecek kadar kısa, dokuz ayak parmaklı, eşcinsel, sadist ve alkolik boksör Seth ‘Günahkâr’ Roach’un bir boks maçına geçiyoruz. Başlığın ‘Böcek’ ayağı ise, o maç akşamı Seth’i görür görmez çekim alanına girmiş biri: Anglo-Sakson ırkını ıslahı amaçlayan öjenik kuram yanlısı, bastırılmış faşist eşcinsel Philip Erskine, ‘Günahkâr’ı araştırma konusu yapmak ister. ‘Günahkâr’, Polonya asıllı, Londra’nın Doğu Yakası’nda yaşayan bir Yahudi ama bu durumdan pek hoşnut değil. Fazlasıyla ufak tefek olmasına karşın mükemmel bir fiziği var ve arızanın önde geleni. Özellikle içkiyi kaçırınca kendine hakim olamıyor, bıçkınlığına acımasızlık karışıyor.
1985 doğumlu Ned Beauman’ın ilk kitabı ‘Boksör Böcek’, Grublock’un Kevin’i gece vakti kendisi için küçük araştırmalar yapan özel dedektif Zroszak’a bakmaya yollamasıyla başlar. Kevin de, biz de, Seth Roach adını ilk kez o zaman duyarız. Kevin, kalkıp dedektifin Camden’deki evine gidince, onun öldürülmüş olduğunu görür. Grublock bu cinayeti, ‘uğursuz Japonlar’dan bilir. “O korkunç küçük konsorsiyumlardan biri olmalı.” Kevin ise altüst edilmiş evde belki önemli bir şeyler bulurum diye aranırken, tesadüfen sıkıca paketlenmiş bir folyoya rastlar. İçinde Adolf Hitler’den ‘Doktor Erskine’e bir teşekkür mektubu vardır.
Buradan da Seth’in maçına gideriz: “Yaş on altı; yedi profesyonel maç (yenilgisiz); dokuz ayak parmağı ve bir elli boy.” Tarih, 18 Ağustos 1934. Onun soyunma odasında tanıştığımız iyi aile çocuğu Philip Erskine, Seth’e çöplükteki çiçek muamelesi eder, ücreti mukabilinde onun üzerinde ömür boyu sürecek bir araştırma yapmak istediğini söyler. Ölünce de vücudu Erskine’e ait olacaktır. Seth onu sepetler. Ama yolları daha çok çakışacaktır. 

Hareketli, heyecanlı ve komik
Ned Beauman, Hitler’in Erskine’e yazdığı mektuba yol açan olayları heyecanı törpülemeden naklediyor. Kafasını öjenik kuramla bozmuş bilim insanı Erskine ile ‘Günahkâr’ arasındaki tek taraflı, trajik aşkı da: böcekçi faşistle Yahudi boksör. Ne var ki, kaderin kendisine sunduklarından, Doğu Yakası’ndan, Yahudi olmaktan hazetmese de, başka insanların hisleriyle hiç ilgilenmeyen Seth, küçük gördüğü Erskine’le aynı mekânda bile bulunmaya ancak müşkül durumda kalınca razı oluyor.
Rabbiler, üçüncü sınıf gangsterler, hatta şehir planlamacıları ve tahtakurularını cam bir şişeyle yanında gezdirip akşamları kıllı bacaklarının kanıyla besleyen bir başka entomolog... Ned Beauman, iki kulvardan akan, hareketli, heyecanlı ve çok komik kitabında ayrıca icat edilmiş dillere, atonal müziğe, erken gömülme olaylarına, elbette öjenik kuram ile entomolojiye ve boksa da yer verirken, 1930’lu yıllarda gaylerin ve faşistlerin durumunu da es geçmemiş.
Kimileri kitabı fazlaca postmodernist bulmuş ama bunu doğrudan doğruya yazarın espri anlayışına bağlayabiliriz. Lisan konusunda hassas biri olarak, hiç değilse adını bildiğimiz Esperanto’nun da dahil olduğu icat edilmiş diller savaşı şahsen benim çok ilgimi çekti. Bu durumda, Tolkien’in dil yaratmak için çok daha geçerli nedenleri olduğunu söyleyebiliriz. Hiç değilse o dillerin, bir şaheser yaratmasına ve eşsiz bir Ekler bölümü oluşturmasına katkıları olmuştu. Beauman’ın dil yaratan karakterleri hoşumuza gitse de, başından itibaren boşa kürek çektikleri de bir gerçek. Bahsi geçen bütün kuramlar hakkında sunduğu tartışmalar ve yaptığı açıklamalar ise mutlaka başka bir şeye de bağlanmış oluyor. Beauman kitabı için üyesi olduğu (olma şansına eriştiği) Londra Kütüphanesi’nde çok araştırma yapmış. Karakterlerinden Ers kine’in de araştırmalarına mekân olan bu kütüphanenin, Borges’in Babil Kütüphanesi’ne dünyada en çok benzeyen yer ve kendisinin hayatta en sevdiği yer olduğunu söylüyor.
Peki ama, insanı dokuz parmaklı gay, cüce, Yahudi bir boksörle Nazi hatıra eşyalarını toplayan trimethylaminuria’dan mustarip biri hakkında yazmaya iten nedir? Her şey Beauman’ın Wikipedia’da Hitler’in adı verilen bir Slovenya mağara böceğini okumasıyla başlamış. Üçüncü Reich meraklıları nezdinde pek makbul bir böcekmiş. Aynı öğleden sonra, Jim Hall adlı Avustralyalı bir on dokuzuncu yüzyıl boksörü hakkında tuhaf bir hikâye okumuş. Besbelli, ikisini aynı romanda (ilk romanında) biraraya getirmeye karar vermiş. İşin tuhafı, sadece dergilere yazan biri olduğu halde (kendi öyle demiş) metnini bastırmakta da pek güçlük çekmeyişinde. Yayımcısı Spectre’in iyi yazarı ilk cümlesinden tanıdığı anlaşılıyor. Öte yandan Ned Beauman, ona genç yaşta bu başarıya nasıl eriştiğini soran bir blog sahibine (etkili bir edebiyat bloğu), bir şeye benzer ilk cümleni yazabilmek için daha önceden bir milyon kelime yazman gerektiğini söylemiş. Kendisi on yaşından beri roman yazmaya çalışıyor. Faydasını görmüş hani. 

İyi insanlar...
Gelelim bir müddet sonra sempati duymasak bile makul karşıladığımız kötü adamların çokluğuna. Gerçi Bauman bunu bilerek yapmadığını söylüyor ama, itiraf etmek gerekir ki kötü adamlar daima iyi adamlardan çok dikkat çeker, akıl çeler, ayrıca hafızaya da daha kolaylıkla yerleşirler. Gerçi Beauman, Günahkâr’ın antrenörü, kızkardeşi, Evelyn’in hizmetçisi ve ikinci kocasının iyi insanlar olduğunu söylüyor ama, bunlardan ikincisi, özellikle dördüncüsü gerçek anlamda karakter bile sayılmaz. Öte yandan çok renkli karakterler yarattığı, bazılarının edebi karakterler galerisinde özel bir yere sahip olabilecekleri bir gerçek. Her şeyi bir şekilde kendi hayatına ve tecrübelerine bağlayan yazar, adına da bir gönderme yapmış. Aslında onun bile başka yere (Auster’a) gönderme olduğunu söylüyor. Ned Beauman, kalıcı olacağına inandığım bir genç yazar, “Böcek Boksör” de zekâ, espri, araştırma ve sıradışı karakterler ile iyi bir dili birleştirmiş bir kitap .

İngiliz edebiyatının yeni yıldızı
2010 yılında Guardian’ın düzenlediği İlk Roman Ödülü ile Desmond Elliott Ödülü’nün bu yılki finalistlerinden Ned Beauman, 1985 Londra doğumlu genç bir yazar. Beauman’ın daha önce de Guardian, Financial Times gibi gazetelerde yazıları yayımlandı. New York’ta yaşamını sürdüren ve şu sıralar ikinci romanı üzerinde çalışan genç yazar, İngiliz Edebiyatı’nın yeni yıldızlarından kabul ediliyor.