Cumhuriyet kimin?

Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Başında Cumhuriyet gibi Türkiye gibi genel hükümler bulunan bütün isimler ürkütür beni. Mülkiyetçi bulduğumdan mı, yoksa dayatmacı gördüğümden mi bilinmez, durur düşünürüm. İster bir gazete ismi olsun bu, ister bir parti. Herkes tarafından eşit derecede eleştirilmeyen herkes tarafından eşit derecede benimsenebilir mi? Yoksa derim kendi kendime zaten bu eşitliklerin önünü kesmek için mi dağıtılır bu isimler. Mesele Cumhuriyet Halk Partisi vardır da neden Cumhuriyet Adalet Partisi yoktur, olmamıştır? Dönüp baktığımızda, tarihi biraz bahçeye çıkardığımızda devlet eliyle kurulan/kurdurulan yine devlet eliyle kontrol edilip yönlendirilir. Devletin kendi kurumlarının başına yerleştirdiği isimlendirmeler ile doğası gereği sivil olması gereken kurum ve kuruluşlar önüne yerleştirdiği isimler dönüp dolaşıp aynı yere devletin eşiğine çıkar. Cumhuriyet gazetesi de tam böylesi bir durumun en etkin olmuş örneklerinden birisidir hala Türkiye’de. Sanki o ülkenin değil de ülke onunmuş gibi davranmış bir zihinle karşılaşılır nasılsa her bir şekilde. Kabulleniş bir tutku olmaktan çıkar adeta bir ideolojiye dönüşür onda. Mutlak inanç mutlak gereklilik olan eleştiriyi dondurur, dışlar. 

Bilgisizlik hatadır
Emine Uşaklıgil’in kaleme aldığı ‘Benim Cumhuriyet’im’ bu açıdan ve birkaç yöntemle okunabilir. Çevreden, dolayımdan, tarihsel ve sosyal süreçlerin kıyısından Cumhuriyet’e doğru gelme, olguyu derinleştirme çabası, sonucun, yazarın kitabında altını çizdiği ‘sorunlu gerçekliği’ni değiştiremez. Yunus Nadi ve Halit Ziya Uşaklıgil ailelerinin toplam geçmişinin birey olarak süzülmüş, ayrıksı bir mizacı olarak karşımıza çıksa bile Emine Uşaklıgil, anlamın tartışmaya açık, zihinsel bağlamda tutarsız yönünü kapatamaz. ‘Türkiye tarihiyle özdeşleşen’ gazete, bireyin, en başta da Emine Uşaklıgil’in tarihiyle özdeşleşemez. Çünkü o daha başında tam olarak dillendirmese bile; ‘Cumhuriyet gazetesinin savunduğu fikirler ve ilkeler kutsal bir miras mıydı?’ sorusunu kurt gibi kalbinde emzirmiştir. Kitap boyunca peşine düştüğü, ‘öykünün aslını bulma’ fikri, ‘anlamak’ ve ‘korku’ ile iç içe geçecektir. Çünkü; ‘Geçmişi unutmak ve unutturmak üzerine kurulan dengelere başkaldıran, sıra dışı, diğerlerine benzemeyen, farklı düşünme cesaretini gösteren kişilerin akıbeti hep karanlık olmuştur Cumhuriyetimizde’. Burada kendiliğinden iki kere vurgu kazanan Cumhuriyete dikkat etmek gereklidir. Cumhuriyet bireye doğru değil Cumhuriyete doğru işleyen bir sistemdir ve Emine Uşaklıgil’in Milan Kundera’dan ödünç aldığı sözle pekiştirirsek; Bilgisizlik bir hatadır. 

Mizaç laboratuvarı
Bilgi vermekten çok bilgiye varma çabasıyla öne çıkan bir kitap ‘Benim Cumhuriyet’im’. Emine Uşaklıgil şahsi bir iç dökümü, bir hatırat gibi değil bir tür sosyal ve kültürel analiz yapmak amacıyla yazmış eserini. Belki subjektif bulunabilecek kimi yorum ve değerlendirmelerden uzak durma çabası da vardır bu tercihin kökeninde. Ne var ki yer yer kullandığı özel bilgi ve yaşantılar da yabana atılacak cinsten değil. Cumhuriyet gazetesi ve yakın çevresi için ordu gücüyle iktidarın ele geçirilmesinin ‘devrim’ olarak nitelenmesi meselesi başta olmak üzere, gazetede İlhan Selçuk’un oynadığı kritik role ilişkin pek çok anekdot da var sayfalar arasında. Hele, Uşaklıgil’in anlattığı ‘damardaki Halid Ziya kanının Yunus Nadi ile dengelenmesi’ dipteki çatlağın vardığı yeri gösterir. Emine Uşaklıgil de geri kalmaz, İlhan Selçuk’un annesinin Ermeni olduğunu öğrendiğinde duyduğu şaşkınlığı dillendirir. Bu tür bilgi aktarımları ve yorumlar, kendi içinde insan öteleyen karakterleriyle yıkıcıdırlar. Genel okur kitlesinin ilgisini çekebilir fakat özünde insanı korumayan hiçbir çıplaklık toplumsal pornografinin malzemesi olmaktan da kurtulamaz. Bu bağlamda yer yer psikolojisi dinginlenememiş aktarımları içeriyor ‘Benim Cumhuriyet’im’.
‘İdeolojik kökleri 1908’lere kadar dayanan’ bir gazetenin ailesine dahil olmak bir tür mizaç laboratuvarı görüntüsü de taşıyan gazetenin köklerinden beslenmek anlamına da gelir. Anlaşıldığı kadarıyla Emine Uşaklıgil, ‘hem yurtdışında yaşamış ve okumuş, hem kadın hem de Cumhuriyet gazetesini yönetmeye kalkışmış’ birisi olarak toplumsal rol oynama iddiasına kapılmakla başına gelecekleri öngörememiştir. Lakin, Cumhuriyet’in başına gelenler düşünüldüğünde, Uşaklıgil’in başına gelenler birden makas değiştirip ayrılırlar. Soru, yeniden başa döner, Cumhuriyet kimindir?

BENİM CUMHURİYET’İM
Emine Uşaklıgil
Everest Yayınları
2011
472 sayfa
20 TL.