Denizin yanı ya da denizin çok öteki yanı

Denizin yanı ya da denizin çok öteki yanı
Denizin yanı ya da denizin çok öteki yanı
Mitat Zorlu, öğrencilerine yazdırdığı masalları atmaya kıyamamış ve bir kitapta toplamış. 'Nar Taneleri', benim diyen yazarın hayal gücünü aşan ayrıntılarla dolu
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Nerden başlamalı! Çocukların insanı şaşırtan bakış açılarından mı dünyaya, yoksa çocuklarından ve onlarla ilgilenmekten sıkılmayan güzel öğretmenlerden mi? Mitat Zorlu, Ali Yalkın İlköğretim Okulu öğretmenlerinden. Yıl boyunca öğrencilerinin yazıp çizdiklerini atmaya kıyamamış. Öğrencilerinin ürünlerini değerlendirirken, okuma şansı bulmayan çocuklara da faydaları dokunsun isteyince, ortaya ‘Nar Taneleri’ projesi çıkmış.
Mitat Zorlu’nun öğrencilerinin yazdığı masallar ve o masallar için yaptıkları resimler kitaplaşmış, kitabın geliri de Baba Beni Okula Gönder kampanyasına hediye edilmiş. Sözünü ettiğimiz bu yazarlar, üçüncü sınıf öğrencileri bu arada! Hikâyeler ister günümüzde geçsin eski zamanlarda, ister dinozorlar olsun başkahramanları, ister kediler köpekler ya da aslanlar çakallar, hepsi bir varmış bir yokmuş ile başlıyor. Kendi hayatlarından, genelde yaptıkları hatalardan nasıl ders çıkardıklarına dair anılarını paylaşanlar da var; ama çokluk, hayvanlar dünyası üzerinden ortak yaşama, paylaşımın ve sorunları kavgayla değil de konuşarak çözmenin önemine dair mesajlar içeren anlamlı masallar yazmış.
Masallar, benim diyen yazarın hayal gücünü aşan, şahane absürd ayrıntılar ve beklenmedik geçişlerle dolu. Mesela Bengisu Bayram’ın Altın Kız adlı masalı… Hayatını çevresindekilere iyilik yapmaya adayan Altın Kız, Kim Daha İyi İyilik Yapar yarışmasını kazanınca birdenbire ortaya çıkan gizli oda ve Altın Kız’ın ödül olarak o gizli odanın anahtarını alması… Ata Çavuşoğlu’nun Mavi Tilki adlı masalında ayıdan kaçan mavi tilkinin çöpe saklanması, bir süre başka tilkilerle birlikte çöpte mutlu mesut yaşaması... Nemo’nun Maceralarını anlatan Damla Akkaya’nın çizdiği resimde, denizin yanını “denizin yanı” ifadesiyle belirtmesi, bir diğer sayfada “denizin çok öteki yanı” demesi… Yine başka öğrencilerin resimlerindeki ayrıntıların kenarına köşesine ne olduklarını yazmaları…
Dallas’ı aratmayacak ayrıntılar var sonra bazı masallarda… Kırmızı Gezegen’de yaşayan Kırmızı Ejderha, Turuncu Gezegeni yok etmek için daha fazla güce ihtiyaç duymuş. Bu gücün kaynağı Mor Gezegen’de saklıymış. Mor Gezegen’de Salyangozlar Krallığı varmış. Turuncu Gezegen’de yaşayan kralın kızı Salyangozlar Kralının eşiymiş.
Kırmızı Gezegen’deki diğer ejderhalar…
Her biri ayrı güzel bu masallar içinde beni en çok Buse Arık’ın yazdığı Küçük Şirin Kedicik etkiledi. Evde bir kedi beslemeyi çok istediği halde, aldığı yavru kediyi kardeşlerinden ayırıp üzmemek için bu isteğinden vazgeçen küçük Lena’nın hikâyesi, gerçek sevginin aslında ne demek olduğunu ne güzel anlatıyor!
Güzel bir amaca hizmet eden ‘Nar Taneleri’ adlı bu kitabı, eminim anne babalar da çocuklarıyla birlikte okumaya doyamayacaklar. Belki bu kitap yeni yazarlar ve yeni çizerlerin doğmasına neden olacak, kim bilir! Bu çocuklardan bir Yaşar Kemal, bir Bedri Rahmi, bir Nuri İyem çıkacak belki Mitat Zorlu’nun önsözde belirttiği gibi. Çıkmasa da sağlık olsun, hayal güçleri hiç kurumasın!

Mavi Tilki
Bir gün ormanda dolaşan mavi bir tilki, babasının yanına gitmeye karar vermiş.
Yolda önüne ayı çıkmış. Ayı, mavi tilkiyi kovalamaya başlamış. Mavi tilki, bir ağaca çıkmış. Ayı, ağaca bütün gücüyle yüklenmiş ve tilki yere düşmüş. Mavi tilki, çöpün içine saklanmış. Çöpün içinde bir sürü tilki varmış. Arkadaş olmuşlar. Her gün dışarı çıkıp eğleniyorlarmış.
Bir gün karşılarına ayı tekrar çıkmış. Ayıya saldırmışlar. Ayı, bütün tilkileri yaralamış. Ayı büyük bir hazine saklıyormuş şatosunda. Ona yaklaşanları yaralıyormuş. Bir gece, ayının sinsice ne işler çevirdiğine bakmaya karar vermişler. Ormandan çıkıp şatonun arka tarafına gitmişler. Şatoya çapa atıp, tırmanmışlar. Şatoya girmişler. Yastığın üstünde bir kutu varmış. Kutuyu açıp içine bakmışlar. İçinde külüstür bir ayakkabı olmasın mı? Ayakkabıyı alıp, araba yoluna atmışlar. Ayakkabı yolda ezilmiş. Ayı, şatoya geldiğinde kutunun içinde ayakkabısını göremeyince çok kızmış. Bütün nöbetçilerini sorgulamış ve zindana atmış. Sonra aklına tilkilerin bu işi yapabileceği gelmiş. Bir gece onlar uyurken ayı onları yakalamış. “Ayakkabım nerede?” demiş. Onlar da “Araba yoluna attık.” Deyince, baltayla tilkilerin boğazını kesecekken, aslan çıkagelmiş.
Aslan ayıya demiş ki:
- Hepiniz yanlış yolda yürüyorsunuz. Ayakkabı, birilerinin canından önemli mi?
Ayı şöyle demiş:
- Ama o dedemin dedesinden kalma ayakkabıydı. Benim için çok değerliydi.
Mavi tilki de söze girip şöyle demiş:
- Bu ayakkabının senin için bu kadar değerli olduğunu bilmiyorduk. Çok pişmanım.
Ayı tekrar konuşmuş:
- Artık olan oldu. Ben de size kötü davrandım. Size zarar vermem ayakkabımı geri getirmeyecek.
Aslan bu durumdan çok memnun olmuş ve ormanda barış ve dostluk devam etmiş.
Yazan: Ata Çavuşoğlu

Postacı Ayı
Bir ormanda, çok mutlu bir şekilde yaşayan hayvanlar varmış. Bunlardan birisi de Ayı’ymış. Ayı, iş bulamadığı için çok üzülüyormuş.arkadaşları da, Ayı’nın iş bulabilmesi için ellerinden geleni yapıyorlarmış.
Ayı, bir gün gazetede bir ilan görmüş. “Postacı aranıyor!” diye. Hemen iş başvurusunda bulunmuş. İki gün sonra, Ayı’yı arayıp başvurusunun kabul edildiğini söylemişler. Ayı çok sevinmiş bir işi olacağına ve işe başlamış. Uzun süre işlerinin yoğunluğu nedeniyle, ormandaki arkadaşlarının yanına uğrayamamış.
İşe başlayalı tam bir ay olmuş ve Ayı’nın maaş günü gelmiş. İlk maaşını almanın sevinciyle, hemen bir yaş pasta alıp, arkadaşlarını ziyarete gitmiş. Postacı Ayı’nın geldiğini gören arkadaşları, Ayı’yı bir şarkıyla karşılamışlar.
Bak postacı geliyor selam veriyor, herkes ona bakıyor merak ediyor.
Ayı, arkadaşlarının şarkısını çok beğenmiş. İçinden, “Gerçek arkadaşlık, gerçek dostluk bu olsa gerek.” demiş ve arkadaşlarına teşekkür etmiş.
Her zaman olduğu gibi ormanda mutluluk içinde yaşamışlar.
Yazan: Ali Ozan Türkmen

Küçük Çoban ve Zeplin
Bir zamanlar küçük bir çoban, kuzularını otlatmaya dağlara gitmiş. Kuzularını otlatırken uçan bir balon görmüş.
Balon çok büyükmüş. Altına iplerle bağlanmış kocaman bir sepeti varmış. Sepetin içinde de üç tane adam varmış. Küçük çoban çok korkmuş. Bir de şaşırmış. Derken balon onun yanına inmiş. Adamlar, çobanı çağırmışlar. Korkmamasını istemişler. Onu gezdirmek için sepete davet etmişler. Küçük çoban teklifi kabul etmiş. Sepete binmiş. Binerken de en sevdiği kınalı kuzusunu almış. Gökyüzünde balon yükseldikçe kuzuları küçülmüş. Küçük çoban korkmuş ve inmek istediğini söylemiş.
Tanımadığı bu adamlar, onu indirmişler. Küçük çoban bindiği şeyin ne olduğunu sormuş. Adamlar, “Sen zepline bindin.” demişler. Küçük çoban onlara teşekkür etmiş. Zeplin gözden kayboluncaya kadar yerden el sallamış.
Yazan: Doğukan Şahinler

NAR TANELERİ
Derleyen: Mitat Zorlu
Kelime Yayınları
2011
112 sayfa
10 TL.


    ETİKETLER:

    Altın

    ,

    YAŞ

    ,

    Balon

    ,

    kitap

    ,

    Mavi

    ,

    Hediye

    ,

    Kız