Depremlere edebiyat gözünden bakmanın 9 yolu

Depremlere edebiyat gözünden bakmanın 9 yolu
Depremlere edebiyat gözünden bakmanın 9 yolu
Depremler yaşanmaya başladığından beri depremler üzerine yazılıyor. Aşağıda depreme duyduğumuz hayranlığı ve korkuyu sergileyen dokuz örnek bulacaksınız
Haber: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ - heyzen@mail.org / Arşivi

Christchurch ve Japonya’daki depremler bu doğal felaketi yeniden gündemimize taşıdı. LA Times da sırası gelmişken edebiyatta ne tür depremler olduğuna dair bir çalışma yayımladı. İlginizi çekebileceğini düşündüğüm David Ulin imzalı metin özetle şöyle: Depremler yaşayan bir gezegenin kendini ifadesi, dünyanın kendini yeniden yaratma biçimi. Ama bu bilginin, soyut konuşulduğunda tatmin edici olsa bile gerçek felaketlerle karşılaşıldığında yararlı olduğu söylenemez. Depremler yaşanmaya başladığından beri depremler üzerine yazılıyor. Aşağıda depreme duyduğumuz hayranlığı ve korkuyu sergileyen dokuz örnek bulacaksınız...

1 The Earthquake in Chile (Şili Depremi), Heinrich von Kleist: İlk olarak 1807’de yayımlanan bu kısa roman 1967 Santiago depremini ve depremden sorumlu olmakla suçlanan bir çiftin kurban edilişini anlatıyor. Ama Kleist’in daha önemli bir amacı var, yazar sadece gördüğümüz kadarını bildiğimizi, anlamın, yorumdan ibaret olduğunu vurgulamak istiyor. “Ancak geri dönüp yerle bir olan şehre baktığında az önce yaşadığı dehşet verici anları hatırladı. Alnını toprağa yaslayıp mucizevi kaçışı için Tanrı’ya şükretti ve o anın anısı geri kalan herşeyi bastırmış, silmiş gibi, hayatın ne kadar kutsal olduğunun bir kere daha bilincine vararak ağladı.”

2 The Flutter of an Eyelid (Gözkapağının Titreşimi), Myron Brinig: 1933’te yayımlanan bu roman, artık kimse tarafından okunmasa da Los Angeles’ta geçen enfes bir modernist fantezi. Kitap büyük bir depremle sona eriyor ve bütün Kaliforniya, Büyük Okyanus’a karışıyor. “Los Angeles kesintisiz tek bir hareketle sulara karıştı, ilk önce kıyıdaki şehirler gitti, sonra içeride kalanlar; kalabalık sokaklar, binalar ve hatta bir zamanlar aktörlerin doldurduğu Hollywood stüdyoları. Hepsi okyanusa karıştı.”

3 The Folklore of Earthquakes (Deprem Hikayeleri), Carey McWilliams: 1933 Long Beach depremine tepki olarak yazılan deneme deprem efsaneleri ve sarsıntının yarattığı terör üzerine yazılmış bir kullanma kılavuzudur diyebiliriz. “Deprem kelimesine verdikleri tepkiler temel alınırsa Kaliforniyalılar üçe ayrılabilir: ilk olarak sonradan Kaliforniya’ya taşınanlar, depremi yaşamamış olup ‘eğlenceli olmalı’ gibi türlü türlü laflar edenler; ikincisi hafif bir deprem yaşamış olan ve işlerin o kadar kolay olmadığını bilen, yine de 1906’daki San Fransisko depreminin eyaletin yaşadığı tek büyük deprem olduğu efsanesini savunanlar; ve son olarak gerçek bir depremin kurbanı olmuş kişiler, San Fransisko’da, Santa Barbara’da yaşayanlar. Bu sonuncular için deprem kelimesi dehşet yüklüdür.”

4 Toza Sor, John Fante: Güney Kaliforniya edebiyatının dönüm noktalarından kabul edilen 1939 tarihli bu kitapta Fante, zorluk içinde yaşayan Arturo Bandini adlı genç bir adamı anlatır. Bandini, Long Beach depremini yaşar ve depremi onun günahları yüzünden yollanan ilahi bir ceza olarak yorumlar. “Yapacağını yaptın Arturo,” der kendi kendine. “Bu, tanrının gazabı. Senin yüzünden… Çok geç olmadan önce günahların için af dile.”

5 Quake (Deprem), Rudolph Wurlitzer: Wurlitzer’in 1974 tarihli romanı 1960’lar Hollywood’unda geçiyor. Romanda yıkılmış bir şehirle ve büyük bir depremden sağ çıkan insanlarla karşılaşıyoruz. “Uzun bir gün olacak” diye romanı özetliyor kahramanlardan biri.

6 Monster in a Box (Kutudaki Canavarlar), Spalding Gray: 1990 tarihli monoloğunda, Gray, depremi kullanıp Los Angeles’la dalga geçiyor. “Bütün mahalle birbirine girmişti” diye anlatıyor, “herkes dışarıdaydı, deprem üzerine hiç durmadan konuşuyor, konuşuyor, konuşuyorlardı. Derken birden herkes depremden bahsetmeyi bıraktı ve film senaryolarından bahsetmeye döndü.” 

7 Annals of the Former World (Eski Dünyanın Günlükleri), John McPhee: Aslında depremlerle ilgili bir kitap değil, kuzey Amerika’nın jeolojik tarihi. Ama en iyi deprem tasvirlerinden birini içeriyor. McPhee’nin 1989 Loma Prieta depremi anlatımı dehşet verici.

8 Five Fires: Race, Catastrophe, and the Shaping of California (Beş Ateş: Irk, Felaket ve Kaliforniya’nın Şekillenişi), David Wyatt: Kitap, beş olay ekseninde Kaliforniya tarihini ele alıyor, bu olaylardan biri de 1906 San Fransisko depremi. “Deprem ve yangınlarla beraber San Fransisko hikayeyi, efsaneye dönüştürdü. San Fransisko’nun depremle ilgili kendine anlattığı hikaye, yok oluşunu büyük bir soğukkanlılıkla izleyen şehrin hikayesiydi.”

9 After the Quake (Depremden Sonra), Haruki Murakami: Yazarın 6 binden fazla insanı öldüren Kobe depremine tepki olarak yazdığı hikayeler. Kitap boyunda artçı şoklar hissediliyor. “Televizyon karşısında beş gün geçirdi” diye yazıyor Murakami, ‘Kushiro’daki UFO’ öyküsünde, “Yıkılan bankaları, hastaneleri, alevler içindeki dükkanları, parçalanan tren yollarını ve otobanları izledi. Ağzından tek kelime olsun çıkmadı. Kanepenin minderlerine gömülmüştü, ağzını sımsıkı kapalıydı ve Komura onunla konuştuğunda ona yanıt vermiyordu. Başını bile sallamıyordu. Komura sesinin ona ulaştığına dahi emin olamıyordu.”

David Cohen Ödülü Julian Barnes’ın
Flaubert’in Papağanı ve İngiltere, İngiltere gibi romanların yazarı Julian Barnes David Cohen Edebiyat Ödülünü kazandı. 40 bin sterlinlik bir para ödülüyle birlikte gelen ve önceki sahipleri arasında Doris Lessing, Naipaul ve Harold Pinter gibi isimlerin yer aldığı David Cohen edebiyat ödülü üç kere Man Booker’a, bir kere İmpac’a aday olan ve Shakespeare, Prix Medicis, Forster ve Femina ödüllerini kazanan Julian Barnes’ın oldu. Londra’da düzenlenen törende ödülü kabul eden Barnes, Cohen ödülünün değerinin “kendisinden önce bu ödülü kazananlarda” yattığını dile getirdi ve ekledi, “verilmeye başlandığı 1993 yılından beri David Cohen Ödülü İngiliz veya İrlandali yazarların alabilecekleri en büyük onurlardan biri.”