Dergiciliğin yenilenme sorunu

Dergiciliğin yenilenme sorunu
Dergiciliğin yenilenme sorunu
Dergicilik hâlâ gönüllü, cepten para harcayarak yapılan, kurumsal bir yapıya kavuşturulması düşünülmeyen bir yayıncılık alanı. Çekiciliği tartışılmaz, ama sonu hemen hep hüzün...
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

ELEŞTİRİNİN SAATİ
Ekonomik krizin topyekûn etkisi bir yana, bizim üstümüze yığılan molozu bir yana. Bu arada nitelikli bir iş yapmanın o işi kendi için yapmaktan geçtiğine inananlar, sorunları alt etmenin yolunun da dışarlıklı etkenlerde değil, kendilerinde aranması gerektiğine inanır. Yoksa bir günde bir grup derginin ve son bir iki ayda tam sayısını bile bilemediğimiz pek çok derginin bir çırpıda yayınına son verilmesini elbette içim burkularak karşılıyorum. Üstelik bunlar, bizim dünyamızla kesişme noktaları sözü edilmeye değmeyecek kadar az olan medya holdinglerinin popüler dergileri. Kendilerinin verdikleri satış rakamlarına hiç mi hiç inanmamak gerekirse de, bazıları çok satışlı; buradan bakınca, hayal edemeyeceğimiz reklam gelirlerine de sahip görünüyorlar. Gene de dergidir işte, kapanıp kapanmayacakları, sapır sapır dökülen medyamızın kendilerinden menkul “dergi guruları”nın iki dudağı arasındadır. Çoğun gerekçe aynıdır: “Reklam almıyor.” Bu grupların yayımladığı en saygın dergi bana kalırsa Atlas’tır, ama pek yakında onun için de aynı gerekçeyle gelecek bir kapanış haberi şaşırtmayacaktır.
Bu arada haftalık dergiciliğin iki uçbeyinden Aktüel’in on beş günlük, Tempo’nun da artık aylık yayımlanmaya başlaması dergiciliğin siren sesi gibi haber veriyordu tehlikeyi. Aktüel’in adamakıllı zayıf düştüğü görülüyor ki, bu on beş günlük kararından yakında vazgeçip ya kapısına kilit vurulacağı ya da partneri gibi aylığa döneceği öngörüsünü yapabiliriz.
Gerçi Tempo kuyruğunu çok dik tuttuğunu yüksek sesle ilan etti. Yayın Yönetmeni Çınar Oskay Tempo’nun “yorulduğunu”, “artık başka bir kulvara geçeceğini” açıkladı. Şubat’ta çıkan aylık ilk sayısının 65 bin satıldıktan sonra ikinci basımının da yapıldığı duyuruldu, ama bakmayın, dergi ya da gazete tirajlarını artırmanın çeşitli yolları vardır. Tempo’yu gidip bayilerden ve kitapçılardan 6 liraya satın alacak 65 bin dergi okurunu bir arada görmek kolay değil. Bir kez gördüğünüzü varsayalım, bir daha göremezsiniz. Çınar Oskay’ın, “Haftalık dergiler internetle, gazeteyle, eklerle, televizyonla baş edemiyor. Bu yüzden haftalık haber yayınının ayakta kalma şansı azaldı,” sözleriyse, tam yerinde bir saptama. Gelgelelim Tempo’nun Batı’daki aylık dergiciliğin meraklılarının tanıdığı çok bilinen örneklerinden epeyce esinlendiği apaçık. Dolayısıyla Tempo, ancak yayımlayanların ayaklarını bir süreliğine yerden kesecek rakamların yanında, aylık popüler dergiciliğe niteliksel bir katkı ne yazık ki yapamıyor. Bir de şu var: Haftalık yayını sürdürememek düpedüz bir yenilgiyken, on beş günlük ya da aylık yayımlanmaya başlamak cilalanıp yeni başarılar biçiminde sunulabilir, ama bu da dergiciliğin şanından sayılmaz.

Nitelikli dergicilik yapamamak!
Bizde dergilerin de, gazetelerin de son çeyrek yüzyıllık ilkesi değişmedi. Onlara göre: nitelikli yayın satılmaz, sözüm ona ne kadar kof dergicilik yapılırsa, o kadar çok okur bulunur.
Bu kafayla pek çok dergi ve gazete batırarak başarısızlıklarıyla ün kazanmış sözde yayın yöneticileriyse, hâlâ işlerinin başında yayıncılık ceo’ları olarak duruyor. Birileri patronlarına akıl ihsan etmeli.
Bizdekiler, ara sıra sözünü ettikleri, ama tam anlamadıkları, “stil gurusu”, popüler dergiciliğin son prensi Tyler BrûlÈ’nin Wallpaper’ının yanına yaklaşamadıkları gibi, onun son gözdesi Monocle’ın özgünlüğünü de göremiyorlar. Onlara daha yakın duran Fabien Baron da var; onun yayımladığı GQ, Harper’s Bazaar, daha da çok Interview’un ışıltılı dünyasınıysa, ancak taklit etmekle yetiniyorlar.
Popüler dergiciliğin bizdeki asıl yaratıcısı, bir başına Ercan Arıklı idi. O da Nokta ile başlayıp sayısız dergiyle süren dergicilik serüveninin sonunda kendini yenileyememiş, belki sabrını tüketmiş, biçare kalmıştı. Bir de Kadınca yeniliğiyle Duygu Asena’yı anabiliriz. Onlardan sonra dergiciliğin özel yaratıcıları arasına bir ad daha girmedi.
Burada belki de pek çok okurumuzun üstünde durmaya değer görmediği bir yayıncılık alanından söz ediyorum, ama kendimce nedenlerim var. Medya holdinglerinden apayrı bir dünyada, edebiyat dergiciliğinin epeyce derin sularında, en uzunu on yıl, en kısası beş ay süren dergiler yayımladıktan sonra, bugün de her zamankinden daha büyük ve zorla bile vazgeçilmesi olanaksız bir tutku olarak gördüğüm dergicilikten kopamadığım, gece gündüz yayımladığım dergiyi düşündüğüm, belki bu arada krize meydan okuyacak genç dergi yayıncılarının da ümidini canlandırabileceğime inandığım için...

Dergi yayıncılığı kitap yayıncılığına benzemez
Dergi yayıncılığının kitap yayıncılığından apayrı özelikleri olduğu, tamamıyla kendine özgü sorunlarını öteki yayıncılık alanlarıyla karıştırmamak gerektiği düşünülür mü, bilmiyorum. Oysa bunu düşünmeden dergicilik yapılmaz. Alışkanlıklara bakılırsa, edebiyat dergiciliği artık can sıkıcı bir sıradanlıkla sürüyor.
Sanırım bu kalıbın kendi önüne koyduğu ilk duvar, geleneksel anlayışın dışına çıkmamak. Yayımlanan dergilerin önde gelenleri, sözgelimi Yeni Dergi’den bu yana belleklerde yer etmiş dergilerin açtığı kulvarın dışına çıkmayı ya umursamıyor ya da göze almıyor. Edebiyatın ana gövdesinden ayrılmak nasıl hep çok zor gelmişse, bu eskil kulvardan ayrılmak da zor geliyor. Bu da birbirinden çok farklı edebiyat anlayışlarına sahip yazarların birbirinin aynısı dergiler çıkarmasına neden oluyor.
Orada ilkin “ciddi” ve “ağır” olmak zorundasınız. Yoksa başkalarınca hemen eleştirilebileceğiniz gibi, kendi uykunuzu da kaçırabilirsiniz. Sınırlandıkça sınırlanan dergi anlayışı, kısıtlandıkça kısıtlanan bakış açıları, sonunda gene yalnızca aynı konumda bulunan okurların ilgisini çeker. Kaçınılmazdır bu. Bu tür dergiler dışarıdan kendiliğinden ve sürekli gelen şiirleri, öyküleri, yazıları önceden belirlenmiş bir ilkeyle sıralayıp değişmeyen bir sayfa düzenine aktardıktan sonra, macintosh’un başında geçen birkaç günlük çalışmayla yayına hazırlanabilir. Belki o sayı için kimi yazarlardan bazı ürünler, yazılar da istenmiş, bir konu üstüne birkaç yazı da kotarılmıştır, ama derginin bu bilinen hazırlanma biçimi hemen hiçbir sayıda değişmez. Böylece çok çalışmanıza da gerek kalmaz.
Sonunda hedef bellidir, satış rakamları baştaki iyimser öngörülerin yüzde yirmi-otuz altında kalır, sürprizlerle karşılaşmadan dergi sürer gider. Bu arada YaySat ya da Merkez Dağıtım ile yapılan genel dağıtımın ekonomik zorluklarına kurban etmemek için derginin dağıtımı kitapçılarla sınırlandırılır, ama o dağıtım alanındaki satışın tavanı Mesele dergisinin ulaştığı rakamlardır
(yaklaşık 1.300-1.500); orada satışın dibi 200’e kadar varırken, kalburüstü olan birkaçı 500-700 arasında satılır.
Makûs talih mi! Amacınız çizdiğim bu çerçeveyle sınırlıysa, ki hemen her zaman öyledir, elbette boynu büküklükle karşılanır. Yoksa bu tür dergicilik anlayışını değiştirmeyi de düşünebilirsiniz. “Nitelikli uykular”ı unutmayı göze alıyorsanız. Son on yıldaki birkaç deneme dışında, buna uygun belirgin bir niyet görmüyorum, ama bu olmazsa, edebiyat dergiciliği de öteden beri gelen kısıtlarından kurtulamaz.
Bunda, yayınevlerinin dergi çıkarmaktan kaçınmasının payı da elbette çok.  Büyük yayınevleri dergi yayıncılığını kapılarından içeriye sokmayı pek istemez. Çünkü bir ekip oluşturmanın maliyetinin yüksekliği ve o ekibin göze alınması zor çalışma yoğunluğunu görmek yayınevi yöneticilerini tedirgin eder. Üstelik bu özverili çalışmanın sonunda her zaman zarar edileceği de bilinince... Öyleyse Yapı Kredi Yayınları’nın ekonomik olanaklarıyla göğüslediği Kitap-lık dergisini, Varlık Yayınları’nın artık bir yüzyılı hedefleyen Varlık dergisini, genel dağıtımı yapılan dergiler olarak başımızın üstünde taşıyabilir, bunlara Notos Kitap’ın Notos’unu ekleyebiliriz. Bir de Sözcüklervar, ardına kitap yayıncılığını takmaya hazırlanan ve sonrası yok...
Dergicilik hâlâ gönüllü, cepten para harcayarak yapılan, kurumsal bir yapıya kavuşturulması düşünülmeyen bir yayıncılık alanı. Çekiciliği tartışılmaz, ama sonu hemen hep hüzün... Oysa edebiyatımızın yeni arayış yolları ve cüret edeceği yenilikler nasıl ana akımından kopuşla gerçekleşmek zorundaysa, edebiyat dergiciliğinin de yenilikçi biçimleri bulunmak zorundadır...
(Gelecek hafta: “Bir dergi nasıl olmalı?”)

http://notoskitap.blogspot.com