Derya içre olup da...

Haber: KORKUT AKIN / Arşivi

Deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz, diyor ya şair… Gerçekten öyleyiz, altımızda bir derya var ve biz(ler) bu deryayı tanımamak, öğrenmemek için bin dereden su getiriyoruz. Umarız ve bekleriz ki Faruk Şüyün’ün ‘Bir Arkeoloji Detektifinin Maceraları 1’ bu gidişe bir ‘dur’ desin ve hepimizin gözlerini açsın... Faruk Şüyün, nedense yazdıklarını bir araya toplamayı geciktirmiş, dolayısıyla da okurunu beklemekten usandırmış bir yazar. Öyle akıcı, öyle çekici, öyle sıcak anlatıyor ki, insanın zihninde canlanıyor anlattıkları. Dünya gazetesindeki Odak köşesinde yazdıklarından toparladığı ‘Beklemek ve Ummak’ da bir çırpıda okunan, okundukça keyif veren, etkisini uzun süre bellekte taşıtan bir kitaptı. ‘Bir Arkeoloji Detektifinin Maceraları 1’ de öyle.
Bir geziye, dolayısıyla da yazıya hazırlanırken Faruk Şüyün’ün ayrıntılı bilgiye ulaşmak için nasıl çaba harcadığını nasıl titizlendiğini bilen biri olarak hayranlığımı belirtmeliyim. Önce arkeolojik geziye katılanları etkileyecek konuyu bulur, iyice benimser, sonra da onu ilgi çekici bir öykü haline getirir… Dolayısıyla da tüm katılımcılar bir karış açıkağızla o ilginç öyküyü dinlerler. Rehberin anlattıklarını, doğal olarak kaçırırlar ve akşam, bu kez Faruk Şüyün’ün tatlandırdığı haliyle yeniden dinlerler. 

70 bin tarihi merkez
“Havva anan dünkü çocuk sayılır” dese de Ahmed Arif, hiçbir etkili, yetkili kulak vermediği için bu kültürler beşiği Anadolu’nun kıymeti hala bilinemez. 40 bine yakın yerleşim merkezinde 70 bini aşkın tarihi ve kültürel merkez bulunduğunu ben de Faruk Şüyün’den öğrendim. Amerika’nın tarihi ne ki, şunun şurasında 500 yıl, ama 18 bin dolayında müzesinin bulunduğunu bilmek gerçekten dudak uçuklatıyor. Tarih ve kültür hazinesi bizdeyse sadece 200. Evet, yanlış okumadınız iki yüz adet müzemiz var. Özelleri de katarsanız 300 oluyor.
Bilirsiniz işte, eğer kaypaklık yaparsanız, çıkarınız uğruna ilkelerinizden ödün verirseniz –bir zamanlar daha çok kullanılıyordu- oportünist derler. Sevgili Faruk açıklıyor nereden kaynaklandığını: Hattuşa yaklaşık İÖ 2000 yılından bu yana var. Hattuşa’ya ‘Bin Tanrılı Kent’ denmesinin nedeni de, savaştıkları kabilelerin ‘tanrı’larını da kendilerininkinin arasına katarlarmış; ola ki gazabı ucundan bucağından kendilerine bulaşır diye. Bir dedektiflik de size yaraşır hani… İlk fırsatta yolunuzu Çorum yakınlarına düşürmenizi biz de isteriz. Bunun bir yararı daha olacaktır, çünkü tarihin insan haklarına ilk saygılı topluluğudur Hititler. Ceza hukuku başta olmak üzere aile hukuku çok gelişkindir. Kadınların ve kölelerin de hakları belirlenmiş ve verilmiştir. Bugün ile kıyaslamanızı ne ben isterim ne de yazarın isteyeceğini sanırım. Çünkü aradan geçen bunca yılın hiçbir ‘hukuk’u kalmaz sonra. 

Fındıkla fıstığın buluşması
‘Siyah gül’ünü anlatıyor yazar Halfeti’nin; hani şu başka yerde bitmeyen, açmayan ünlü ‘siyah gül’ü. Halfeti’nin simgesi…
Şimdi sevgili yazarımız kulaklarını tıkasın ki bir ek de biz yapalım. Halfeti öyle bir yerdir ki çok su seven fındık ile hiç su sevmeyen fıstık bir arada, kardeş kardeş büyürler yan yana, meyve verirler. Fırat’ın suları sadece halkların değil bitkilerin de kardeşliği, barış içinde bir arada yaşaması için akıyor ilk günden beri. Fırat ile Dicle, türküdeki gibi kardeşliğe, birleşmeye akarken, geçtikleri topraklara can, yaşam verirken buraların sular altında kalmasına sessiz kalmak aslında suça ortak olmaktır. İşte, GAP’ta verimli toprağın sürüklenişi, yazarın da içini acıtıyor.
“Volkan tanrılarının oluşturduğu, yağmur ve rüzgâr tanrılarının biçimlendirdiği Kapadokya’dayız…” cümlesi yazarın ne denli güçlü bir betimleme ustası olduğunu gösteriyor. Onun cümleleriyle detektiflik değil ama keyifli bir geziye çıkabilirsiniz kendi imgeleminizde. Çok da iyi olur. Bin tanrılı kent’ten barışın her türlüsünü simgeleyen Troya’ya, güzelliklerin insanın içini açtığı İda’dan açıklardaki derin laciverdi turkuvaza dönüşen Arşipel’e, “Bona Fortuna” , Allianoi’a, “Agathe Tykhe”, 2000 yıllık kitap koleksiyoncusuna! Tam Karadeniz’den bir yer yok mu diye geçirdiğimde Bartın ve Amasra ile Safranbolu çıktı karşıma… Konya, Mersin, Burdur, Antalya Urfa, Adıyaman da detektifin büyütecinden kurtulmuyor. Gözümüz Van’ı, Kars’ı arıyor: Akhtamar ile Ani’yi… bir de Sümela’yı tabii.
Bir dilekle bitirmeme izni olur mu sevgili Faruk Şüyün’ün? Hatay’ı değil, ama Daphne’nin öyküsüyle Antakya’yı yazsa, hani şu ilk kilisenin, ilk sokak aydınlatmasının yapıldığı, o güzel kenti; iyi olmaz mı?
Darısı diğer güzelliklerin başına.

BİR ARKEOLOJİ DETEKTİFİNİN MACERALARI 1
Faruk Şüyün
Oğlak Yayınları
2010, 192 sayfa
142 sayfa, 16 TL