Devrim yaratan bir devrimci

'Godard: Sanatçının Yetmiş Yaşında Bir Portresi', sinema tarihinin en önemli sinemacılarından birini anlamak adına, hem sinema öğrencileri hem de tüm sinemaseverler için önemli bir başvuru kitabı
Haber: EMEL YUVAYAPAN / Arşivi

Jean-Luc Godard’ın yaşamöyküsünü yazmak, kuşkusuz 1950’lerin ve 60’ların sanatsal ve politik ortamını anlamayı ve metnin merkezi bir konumunda aktarmayı gerektirir. Neredeyse yaşamı boyunca içinde yer aldığı entelektüel ve kültürel ortam göz önüne alındığında, Godard’ın yaşamöyküsü ‘bir sinemacının portresi’ olmaktan fazlasıdır. İkinci Dünya Savaşı’nın geriye bıraktığı umutsuzluk, Soğuk Savaş dönemi, Cezayir ve Vietnam savaşları, öğrenci hareketleri ve sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki inanılmaz verimlilik dönemi, yaşamın bir parçası olarak Godard’ın yaşamöyküsünde yerini alıyor. Kendisi de Pittsburgh Üniversitesi’nde sinema profesörü olan Colin MacCabe, Godard’ı böyle bir tarihsel perspektif içerisinde aktarıyor ve çalışmasının amacının, 20. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa sanatının en önemli figürlerinden biri aracılığıyla bu sanatsal ortamı kavramak ve ‘tarihsel bir taslağını’ çıkarmak olduğunu belirtiyor.
Colin MacCabe, metnin başında bir biyografi yazmanın zorluklarından söz eder. Proje birkaç kez askıya alınır, ancak 1999 yılında yeniden gündeme gelir ve bu defa tamamlanır. Kitap , Jean-Luc Godard’ın İsviçre-Fransa arasında geçen çocukluğuyla başlar. Oldukça seçkin bir ailenin içinde ve iyi bir eğitim alarak geçirdiği çocukluğu Godard için unutmak istediği bir anı gibidir. Ayrıksı kişiliği ve sürekli olarak yarattığı hayal kırıklığıyla Godard ailesinin ‘kötü çocuğu’ olan Jean-Luc, anne babasının ayrılığı ve annesinin erken ölümü üzerine uzun yıllar boyunca ailesi ile ilişkilerini minimum düzeye indirir. Ailesinin kendisine sağlayabileceği ekonomik rahatlığı da ne yaşamında ne de filmlerinde kullanmaz. 

Sinema, dünyayı geliştirmektir
1949 yılında Sorbonne Üniversitesi antropoloji bölümüne kayıt olur ancak buradaki derslere değil, Sinematek ve Paris’teki diğer sinema kulüplerindeki sinema derslerine ve toplantılarına devam eder. Godard’ın sineması için çok önemli bir figür olan Andre Bazin ile tanışması bu döneme denk gelir. Birbirine benzemez yönetmenlerin oluşturduğu ve sinemada kendisinden önce ne varsa köklü bir şekilde değişmesine neden olan ‘Yeni Dalga’ akımının da düşünsel temelleri bu dönemlerde atılır. François Truffaut, Jacques Rivette, Eric Rohmer, Claude Chabrol ve Alain Resnais ile tanışması ve Bazin öncülüğünde kurulan Cahiers du cinéma dergisinde sinema yazıları yazmaya başlaması, Godard’ın bir film yönetmeni olmaya karar verdiği dönemdir. 

Sinema, dünya demektir
İlk uzun metrajlı filmi Serseri Aşıklar (1960), klasik bir polisiye hikâyesine ancak biçimsel açıdan Yeni Dalga akımının devrimci niteliklerine sahip bir film olarak Godard’ın hem Fransa hem de Fransa dışında büyük bir başarı yakalamasına neden olur. Aslında film ilk olarak ‘beceriksizce’ kurgulanmış olmasıyla ünlenir. Ancak bu, Godard ve Yeni Dalga yönetmenlerinin biçimi görünmez kılan teknikleri yıkmalarının ve sinemada izleyiciye bir film izlediğini daima hatırlattıkları yeni biçimlerinin ortaya konduğu filmlerden biriydi. Sinema, gerçeğin yerini alamaz ve onu bütünüyle temsil edemez. Sinema gerçekliğin bir parçasıdır. Godard için ‘sinemayı geliştirmek dünyayı geliştirmektir’ ve Godard, gerçeği olduğu haliyle yansıtmayı değil, görünmez olan gerçekliği de kamera önünde görünür kılabileceği bir inşa sürecini tercih eder.
Yaptığı kırka yakın uzun film, pek çok video ve kısa film ile Godard ‘yeni dalga’ akımının en önemli yönetmenlerinden biri olmuştur. Bu önemli sinemacı hakkında dilimizde ne yazık ki fazla kaynak bulunmamaktadır. ‘Godard: Sanatçının Yetmiş Yaşında Bir Portresi’, sinema tarihinin belki de en önemli dönemini ve en önemli sinemacılarından birini anlamak adına, hem sinema öğrencileri hem de tüm sinemaseverler için önemli bir başvuru kitabı olma ve önemli bir eksikliği giderme iddiasında.

GODAR
Sanatçının Yetmiş Yaşında Bir Portresi
Colin MacCabe
Çeviren: Ertan Yılmaz
Dipnot Yayınları
2011, 448 sayfa, 20 TL.