Devrimci kişilik üzerine

Devrimci kişilik üzerine
Devrimci kişilik üzerine
Mustafa Kemal, İbrahim Kaypakkaya, Enver Paşa gibi kişiliklerin yer aldığı bir roman Kaan Arslanoğlu'nun 'Reenkarnasyon Kulübü'. Ama, bu kişilerin kendileri yok romanda, onlar sadece kişilik olarak varlar
Haber: ZAFER KÖSE / Arşivi

‘Reenkarnasyon Kulübü’ romanının teması, devrimcilik. Önceki romanlarından ikisinin adı ‘Devrimciler’ ve ‘Karşıdevrimciler’ olan Kaan Arslanoğlu’nun okurları için tanıdık bir konu. Daha ilk bakışta, Arslanoğlu’nun yazınsal açıdan tehlikeli bir işe kalkışmış olduğunu anlıyorsunuz. Sarsıcı, derinlikli, etkisi yıllarca sürecek bir kitap da olabilir elinizdeki, yazarın altından kalkamadığı, dolayısıyla sizin de tamamlayamayacağınız bir yük de...
Faulkner, bir yazarın başarısının, göze aldığı başarısızlıkla da bağlantılı olduğunu düşünür. Bunu hatırlayıp hem heyecanlanıyor hem de biraz kaygılanıyorsunuz. Açık şekilde güncel sorunlarla, güncel siyasi ortamla ilgili bir roman bu. Zaten oy oranı yüzde biri pek geçmeyen partilerin içinde yer alan yazarın, toplumun yüzde doksan dokuzu tarafından onaylanmayacak, hatta görmezden gelinecek bir konumu göze aldığı açık. Ama bu, kitabı okurken sizi pek ilgilendiren bir sorun değil. Konunun işlenmesiyle ilgili zorlukları düşünüyorsunuz. Romandaki karakterler o kadar ünlü ki, her okur gibi sizin de onlar hakkında önceden bazı kanaatleriniz ve duygularınız var. Bu durum, kitaba bir roman gibi değil de görüşlerinizin onaylanmasını beklediğiniz bir makale gibi yaklaşmanıza neden olabilir. Veya o karakterlerle ilgili bilinmeyen tarihsel bilgiler görmek istediğiniz bir araştırma kitabı gibi. 

‘Kişiler’ değil ‘kişilik’
Evet, Mustafa Kemal gibi, İbrahim Kaypakkaya, Enver Paşa gibi kişiliklerin yer aldığı bir roman bu. Ama, bu kişilerin kendileri yok romanda, onlar sadece kişilik olarak varlar. Reenkarnasyon yaşadığına inanan birkaç kahraman aracılığıyla, çok ilginç şekilde, romanda birer karakter olarak yer alıyorlar. Arslanoğlu, bu kişilerin kendilerinin birer kahraman olduğu bir roman yazsaydı, temasına bu kadar uygun bir yapı herhalde kuramazdı. Çünkü romanda işlenen ana konu, ‘devrimci kişiler’ değil, ‘devrimci kişilik’. Yani, kişilik özelliği olarak devrimcilik.
Daha önce de aklınıza belki gelmiş olan bir soru, romanı okurken kafanızı sürekli meşgul ediyor: Beethoven gibi, Mustafa Kemal gibi devrimci kişiliği olan bir insan, bugünlerde ve oldukça sıradan bir ortamda yaşıyor olsaydı, onun farkı nasıl ortaya çıkardı? Bunu düşünmeye kalkınca, hemen arkasından başka bir soru geliyor: Öyle birinin yaşamadığını nereden biliyorsunuz? Öyle birilerinin, binlercesinin? Veya şöyle bir soru: Böylesine özel kişiliklerin değeri, her koşulda, her dönemde ortaya çıkar mı? Tarih bize hep sonradan değeri anlaşılmış sanatçılar örneğini verir. Çünkü değeri hiçbir zaman anlaşılamamış ve kaybolup gitmiş sanatçılardan haberi yoktur, tarihin.
Yaşadığı toprakta yeşerecek olanak bulmuş devrimcilerin adı bize ulaşmıştır. Devrimciliği ortaya çıkmamış ama içinde potansiyel olarak bu değeri barındıranlardan haberimiz bile olmaz. Belki de tanıyoruz, sıkça görüyoruz, aynı ortamlarda yaşıyoruz ama onları bilmiyoruz. Olabilir mi? Havemann’ın dediği gibi, her ağaçtan binlerce, milyonlarca tohum saçılıyor etrafa. Binlerce ağaçtan oluşan bir ormanda, her yıl milyarlarca yaşam olasılığı üretiliyor. Ve bunlardan çok azı, çevre koşullarına en uygun olan küçücük bir kesimi tutunuyor toprağa. Filizlenen, yaşayan bu tohumlar ise birbirlerine benzer özellikte oluyor. Çevresel koşullar değiştikçe, bu milyarlarca seçenekten, yine birbirine benzeyen ve başlangıçta çok küçük bir kısmından ibaret olan başka olasılıklar kökleniyor. Bu sefer, onlar çoğalıp genel görüntüyü oluşturuyorlar.
Edebiyatta, siyasette, ticarette, toplumsal hayatta, akademik dünyada… 

Alternatifleri fark etmek
Peki ya o birbirine benzeyenlere benzemeyenler? Onlar hiç yaşamıyor mu? Kaan Arslanoğlu onların edebiyatta yaşadığına bir örnek. Her alanda böyle insanlar, yani böyle alternatifler yaşamıyor olsaydı, ‘çevresel koşullar’ değişince genel yapının değişmesi mümkün olmazdı ki. Bu evrim gerçeğinden bir devrim çıkarmak için, ‘çevresel koşulları’ değiştirecek bir şeyler yapmak gerekir. Aksi halde bütün bu ‘alternatifler’, varlıklarını fark etmenin zor olacağı bir şekilde yaşayıp dururlar.
Aslında böyle durumlarda insanın dönüşmeden varlığını sürdürmesi pek kolay değildir. Bir kişiliğin devrimci özellikte kalması da zordur. Romandaki bakış açısıyla görünce, Mustafa Kemal bu düşünceye bir örnek oluşturuyor. Çocukluğundan beri konulara radikal yaklaşan, sorunların kökenine müdahale eden bir kişi, Mustafa Kemal. Ailesinde, öğrenciliğinde, savaş alanlarında böyle. Kurtuluş savaşında, örgütlenmede, toplumsal yapıyı dönüştürmekte, her alanda aynı devrimci kişilik. Ta ki, aşiret yapısını ortadan kaldıracak toprak reformlarına başlama aşamasına gelene kadar.
Bu aşamada, o güne kadarki tavırlarından farklı şekilde, sorunun köküne saldırmıyor. Karşı olduğu dalları kesip atmıyor. İşi biraz zamana yaymak, eğitim ve kültür çalışmalarını öne almak gerektiğini düşünüyor. Belki, komşu olmayı şanssızlık olarak gördüğü Sovyetler Birliği’ne daha fazla yaklaşmamak için, belki yaşanmakta olan bazı toplumsal kargaşaları yatıştırmak için… Her ne sebeple olursa olsun, sonuçta, iktidarı koruma kaygısındaki bir lider gibi davranıyor.
‘Reenkarnasyon Kulübü’nde, bu düşünceler ve kişilik özellikleri, sıradan insanların hikâyesi biçiminde anlatılıyor. Günlük hayatın içindeki insanların evliliği, aşkı, boşanması, saygınlık hevesi, arkadaşlığı gibi konularla iç içe geçen olaylar zinciriyle. Sonuçta, zor bir konuyu akıcı bir hikâye eşliğinde işleyen, derinliği ve kolay okunurluğu bir arada sağlayan güzel bir roman okumanın keyfini yaşıyorsunuz.

REENKARNASYON KULÜBÜ
Kaan Arslanoğlu
İthaki Yayınları
2011, 296 sayfa, 19 TL.