Dikizleme çağının sonuçları ve sorunları

Dikizleme çağının sonuçları ve sorunları
Dikizleme çağının sonuçları ve sorunları
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Gündelik hayatta yaşananların mutlaka kavramsal karşılığı vardır. Bu karşılık ya hazırdır yada olayların olgu derecesine yükselmesiyle oluşur. Dil zorlanır. Dil kımıldar. Tam da Deniz Baykal örneğinden hareket edildiğinde, nesnenin özne karşısındaki zaferinden söz edilebilir. Özne hezimete mi uğramıştır yoksa kendi kabuğuna mı çekilmiştir onu da ayrıca tartışmak gerekir. Ne var ki öznenin nesneleşerek nesne- özne konumuna evrilmesi az şey değildir ve sonuçları tarihseldir. Teknolojinin doğurduğu yeni nesne-özne hayatın bugünü için değil geleceği için çalışmaktadır. Olaylar ve olgular dedik ya, bugünlerde kitapçı raflarında boy gösteren Dikizleme Günlüğü bugüne kadar şurada burada dillendirilen tartışmalara kendi ölçeğinde çok önemli bir derinlik kazandırıyor. Gökçe Gündüç çevirisi eşliğinde Hal Niedzviecki’ye kulak vermenin zamanıdır. ‘2008’de ABD, genç ve dinamik yeni başkanını seçti; Apple, iPhone 3G’yi piyasaya sürdü ve küresel kapitalizm tökezledi. Bunlar kolay unutamayacağımız dönüm noktaları olsa gerek. Ancak bütün bu rakiplerine rağmen, ‘abartılı paylaşım’ tamlaması yine de en dikkate değer ‘buluş’ olarak kaldı; çünkü 2008, çok fazla derinden hissetmediğimiz için öyle olağanüstü kutlamalara ihtiyaç duymadan girdiğimiz yeni bir çağın başlangıcıydı: ‘Dikizleme Kültürü Çağı.’
Hal Niedzviecki’nin dile başvurması boşuna değildir. Bir şeyin düşünce değerine kavuşması ancak onunla mümkün olabilmektedir çünkü. Kaldı ki “toplumda yeni ama anlaşılmaz birtakım durumların meydana geldiğine dair ilk gösterge, yeni bir kelime dağarcığının filizlenmesidir” cümlesini kurmakta gecikmeyecektir yazar. 1950’lerde nasıl televizyon kelimesi insanı “hayata karışmaktan alıkoyup onu televizyondan izlemeye” alıştırmışsa, bu yeni gelen ‘abartılı paylaşım’ kelimesi de ‘Dikizleme Kültürü’nün öznesi olarak devreye çoktan girmiş bulunmaktadır. Bu paylaşımın masumluğundan çok ötede gerçekliğin karşısına dikilmiş haldedir. Evde televizyon oturuyor/ biz ona misafir geliyoruz/ akşamları yatı. Bu da Metin Üstündağın mizahçı yorumudur. ‘Dikizleme Kültürü’ bize kurmacanın gerçekle boy ölçüşemeyeceğini tekrar tekrar ispatlayan’ bir şeydir. Çünkü merak kendi doğasından sapmakta, “Dikizleme Çağı’ında, herkes hem her şeyi bilmek istemekte hem de herkesin bildiklerini de bilmesini istemektedir.” Sorun ve soru da burada düğümlenmektedir.
Yazarın konuya sadece güncel verilerden hareketle yaklaşmadığını kadim kültürlerde de örneklerine rastlanan arketiplere de yer yer eğildiğini söylemeliyim. Lumiere kardeşlerin geliştirdiği büyücü nesne kamera, merak ile nesne arasındaki konumu da değiştirmiştir. Onlar da “kameranın hayata ve ölüme ilişkin algıları değiştirmek için kullanılacağını hayal etmişlerdi.” Uzun vadede ise kamera öznenin nesne ile kurduğu tekil ilişkiyi parçalamakla kalmamış özneyi özne karşısında da savunmasız bırakmıştır. Kamera nesne kadar öznenin de savunma hakkını elinden alır. ‘Acaba arada kamera varken dünyayı olduğu gibi görmemiz mümkün mü?’ sorusunu geliştirecektir Niedzviecki. Oysa, sinema ile insan arasında sanat katında kurulan bağdan farklıdır yeni durum. İnternet ağları, Twitter, Facebook, YouTube gibi olgular kamera kavramını da altüst etmiştir. Dünya neredeyse insan sayısı kadar kamerayla dolacaktır günün birinde. Bu aynı zamanda sosyal bir baskıdır. Ünlü olma isteği her insanı kendi gerçeğinden bu araçlar sayesinde hızla koparmakta “ünlü insanların yaşadığı hayatı tıpkı onlar gibi yaşamayı arzulatmakta izleyici kitlesinin önünde yaşamayı istemektedir.” Dikizleme Kültürü’nü doğuran da budur. Ünlüler gibi olmak.
Geleneksel kültür başkasını dikizlemeyi yasaklamıştır yasaklamasına, günah çıkarma bile tek başına bir iletişim biçimidir ancak Leydi Godiva’nın öyküsü geride kaldığı gibi herkes kameralı birer röntgenci Tom’a dönüşmüştür. Masumiyetini yitirmiş kültür her skandala, her suça ve itirafa birer etiket yapıştırarak da bunu ekonomik bir eyleme dönüştürmüştür. Godiva, hemşerilerine at üstündeki çıplak bedenine bakmamalarını istemişti bugün ise ‘herkes baksın diye yalvarmaktadır.’
Her ne kadar olup bitenleri tam olarak anlayamamış olmaktan söz açsa da Hal Niedzviecki, gerçekliğin sanat yolu ile yaratıcı kullanımından koptuğumuzu kabul etmektedir. Kendi gözlerimizden ve kendi ruhumuzdan değil bir aracı olan kamera ve türevlerinden (televizyon programları, cep telefonları, internet, Twitter vs.) gerçeğe bakıyor olmamız, gerçeğin kamera önünde daha ilgi çektiğini düşünmemiz, ilgi çekmenin bağımlılık yapması ‘Dikizleme Çağı’nın sonuçlarıdır. “Birbirine yabancı insanların karanlık odalarda oturup çaresizce içtenlik aramasıdır.” Bu yeni gözaltı herkese açıktır.
Dikizleme Günlüğü, Hal Niedzviecki, Ayrıntı Yayınları, 2010, 304 sayfa, 22 TL.