DİL MESELELERİ

"Behçet'in güzel Türkçe kullanımı ve diksiyon konusunda TRT 2 tarzı bir titizliği vardı.
'Ne satın alıyorlar... alıyor olurlar... alıyordurlar?'
Haber: NECMİYE ALPAY / Arşivi

"Bir Şey Oldu" üzerine notlar
"Behçet'in güzel Türkçe kullanımı ve diksiyon konusunda TRT 2 tarzı bir titizliği vardı.
'Ne satın alıyorlar... alıyor olurlar... alıyordurlar?'
'İthal İtalyan zeytinyağı'"
Alıntı, Fatih Özgüven'in "Bir Şey Oldu" adlı öykü kitabında yer alan, sondan bir önceki, "Boğaziçi Cinayetleri" adlı öyküden (s. 108).
Acaba, buradaki öykü anlatıcısı, TRT 2 tarzı titizlik demekle bir övgüde mi bulunuyor, yergide mi? Yoksa yalnızca bir saptama mı bu?
Öykünün bütünü çerçevesinde bakıldığında, TRT 2 tarzı titizlik sözünün, olumsuzlama olasılığını da içeren bir saptama olduğu yorumu geçerli sayılabilir. Bu, Fatih Özgüven öykülerinin, aşağıda sözünü edeceğim temel anlatım teknikleriyle de ilgili bir nokta.
Alıntıdaki ilk cümle öykünün anlatıcısına, diğer iki cümle ise sırasıyla Tamer ve Behçet adlı iki reklamcıya ait. Bir reklam çalışması için kurgu tartışıyor bu iki öykü kişisi.
İkinci cümle nasıl yorumlanabilir peki? Olası yorumlar: 1) Tamer, Behçet karşısında cümlemi yanlış kurarım endişesiyle sözünü evirip çeviriyor; 2) Tamer, "TRT 2 tarzı" titizlikle herhangi bir ilgisi olmaksızın, sözün bağlamla olan ilişkisinin nasıl sorunsallaştırılabileceğinin örneğini veriyor. Bu ikinci yorum geçerli olabilir, çünkü alıntıdaki ilk cümleyi bir sonraki cümleye değil, bir önceki (Behçet'in konuştuğu) paragrafa bağlama olanağı var.
"Bir Şey Oldu" kitabı üzerine çok iyi yazılar okudum: Ahmet Ergenç'in (Mart 2006 tarihli Milliyet Sanat), Jale Parla'nın (12.5.2006 tarihli Radikal Kitap). Ergenç'in yazısındaki bir iki nitelemeyi tartışmak gereğini duyuyorum.
Ergenç, "başlığın naifliği" diyor, örneğin. "Naif" sözcüğünün ilk elde anıştırdıkları (safyüreklilik, çocuksuluk, deneyimsizlik) var mı bu başlıkta? "Bir şey oldu", bu anlamda "naif" olanın orta yere söyleyeceği bir söz sayılabilir mi? Bu anlamdaki naiflik, sözgelimi, "Fuat'a bir şey oldu" gibi bir şey der, bir dolaylı nesne, bir somutluk eklerdi bana kalırsa. Böyle orta yere "Bir şey oldu" demek, esaslı bir felsefe sorununun açılması oluyor; her beklenmedik sözdeki gibi dolaylı bir düşünme çağrısı. Bu da belki ancak Schiller'deki anlamıyla "naif" olarak nitelenebilir, kısmen; doğayı "olduğu gibi" konuşturmak anlamında.
Ergenç, yazısında daha sonra kitabı da başlığa yaklaştırarak naif (ve sonuçta endişenin ağırlığından azade) buluyor. Oysa başlık gibi kitap da büyük bölümüyle, herhangi bir anlamıyla "naif" olanda kolay kolay göremeyeceğimiz bir tarzda, belirli bir temelde ayıklanarak yazılmış. Ergenç de "minimal bir üslup" demiş zaten, çok yerinde bir saptamayla. Ama naiflikle yan yana ya da iç içe bir minimallik mi buradaki?
"Soğukluk" saptaması var bir de. Ergenç yazısı boyunca beş kez "soğuk", bir kez "soğukluk", dört kez de "soğukkanlı" demiş. Saptama yersiz değil, ama fazla yinelenmiş. "Minimal üslubun" özelliğidir neredeyse soğukluk. Naifliğin bir özelliği de olabilir mi peki? Naif nitelemesi kavramdan çıkıp sıfata yaklaştığımız ölçüde zorlama kalıyor.
Minimalizm bu öykülerle olan düşünsel ilişkimiz için en elverişli kavramlardan biri. Ama bu öyküler bizi bir Adnan Çoker tablosu karşısındaymışız gibi rahat bırakmıyor. Git istediğin zaman gel bak, değil: Jale Parla'nın yazısındaki "asıl öyküler", Ergenç'in dediği gibi hayaletler misali ortalıkta dolanıyor. "Asıl öyküler"den kasıt, "Bir Şey Oldu"da anlatılıyor gibi görünenlerin gizledikleri. Minimalizm böyle bir şey midir? Evet ama, bir kez daha: Minimalizmden minimalizme fark var. "Bir Şey Oldu"daki öyküler arasında da öyle; minimallik şampiyonu, "Gürol'un Annesi" adlı öykü olmak üzere.
Jale Parla'nın "kabuk öyküler" kavramı ile Ahmet Ergenç'in Nabokov'dan alarak kullandığı "gergin cila" kavramı, birbirine çok yakın ve Fatih Özgüven'in minimalizmini aydınlatan kavramlar.
"Akıllı Şey" adlı öyküdeki, insanları ilk görüşümüz, ikinci, üçüncü ve beşyüzüncü görüşümüz üstüne kesin önermeler içeren paragrafı (s. 21: "Üçüncüyle beşyüzüncü arasında bir fark yoktur") okuduğunda durup "öyle mi gerçekten" diye düşünmeyecek kimse yoktur sanıyorum. Anlatıcının hınzırlığı var ama tabii. Dolayısıyla, düşünmeye devam edebiliriz: Öyle mi gerçekten, yoksa minimalizmin içeriğe verdiği zarar mı bu paragraftaki, ya da hınzırlığı gizilgüç olmaktan çıkarıp fiiliyata dökmüş (kabuğu kırmış, cilayı bozmuş) bir anlatıcı mı, diye. Neyse ki iki sayfa sonra "Belagat etkiler beni" diyor aynı anlatıcı ve hemen ekliyor: "Kesin noktalarla biten cümleler."