Dışardan göründüğü gibi değil hayat

Dışardan göründüğü gibi değil hayat
Dışardan göründüğü gibi değil hayat

Resim: A YOUNG LADY S ADVENTURE, PAUL KLEE

Gençlik edebiyatına sessiz sedasız giren 'Haydi, Konuş Artık!', Karin adlı genç bir kızın hayatının bir dönemi üzerinden, genç kızların yaşamla kucaklaşabilmek için geçtikleri yolları gerçekçi bir bakış açısıyla anlatıyor
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Tıp aleminden en öncelikli beklentim, bir an önce, ergenlik döneminin atlanmasına yardımcı olacak bir acil durum düğmesi keşfetmeleri. Öyle alengirli bir şeye ihtiyaç yok canım; basacağız düğmeye, ergenliği atlayıp yetişkinliğe ya da işte, gençliğin bir üst aşamasına geçeceğiz! Böylece ergenliğin o çelişkili ruh hallerinden, kendine güvenle güvensizlik arasındaki hızlı geçişlerinden, yerli yersiz öfkelerinden ve “kimse beni anlamıyorlar”ından bir çırpıda kurtulacağız, ruhumuz huzura kavuşacak. Keşke…
Ergenliğin en zorlayıcı taraflarından biri ebeveyn çocuk ilişkisi olsa gerek; annelerin kızlarıyla, babaların oğullarıyla yaşadıkları ve zaman zaman gerçekten sertleşebilen sürtüşmeler, anlaşmazlıklar, rekâbet... Oğlan çocuklarına bugünlük diyecek bir şeyim yok ama, annelerine yakınlaşmak isteyen genç kızlar ya da kızlarına yaklaşmak, onların dünyalarında neler olup bittiğini kavramak isteyen anneler için güzel bir roman önerebilirim.
Gençlik edebiyatına sessiz sedasız giren Kelime Yayınları’ndan ‘Haydi, Konuş Artık!’ adlı roman, Karin adlı genç bir kızın hayatının bir dönemi üzerinden, genç kızların yaşamla kucaklaşabilmek için geçtikleri yolları gerçekçi bir bakış açısıyla anlatan bir çalışma. Karin dışardan sorunsuz görünen, okulda hayli başarılı bir ergen. Ama tabii ki hiçbir hayat çoğu zaman dışardan göründüğü gibi değildir ve bu genellemeye Karin’i de dahil edebiliriz. 

Kalabalık içinde tek başına
Bir kere Karin evlilik dışı doğmuş bir çocuk ve bunu dert etmiyor gibi görünse de, bu konunun hiç açılmaması ve belirsiz kalması bir gerilim yaratıyor hayatında, özellikle de annesiyle ilişkisinde. Anneleri bir babaları ayrı kardeşi Moni’ye annesinden çok annelik etmek zorunda kalıyor. Bu durumdan şikâyeti olmasa da kardeşinin psikolojik bazı sıkıntıları Karin’in hayatını zorlaştırıyor. Moni’nin okul bahçesindeki kalabalık içinde tek başına beklemek istememesi örneğin Karin’in her sabah kendi okuluna geç kalmasına ve ihtar almasına, dikkatleri üzerine çekmesine yol açıyor.
Adam gibi ısıtması olmayan bir evde, avuç için kadar bir odada (öyle ki, iki kişi yan yana duramıyor neredeyse ve Karin başı tavana değdiğinden oturamıyor bile) yaşıyor. Sürekli yorgun ya da kolay sinirlenen annesini idare etmek elbette ki onun görevi. Zaman zaman Moni’yi annesinin hışmından korumak da, Moni’nin ev ödevlerini yaptırmak da, yatağını ıslattığında çarşafını yıkayıp kurutmak da, evin bütün alışverişini yapmak da…
Karin’in ilk adetini görmesi ve ardından hastalanması ve bastırılmış sinir krizi teşhisiyle uzunca bir süre yatağa çakılması bardağı taşıran damla oluyor. Çok sevdiği bir öğretmeninin ısrarıyla psikologa gitmeye başlayan Karin annesiyle, hayatıyla ve geçmişiyle yüzleşmeyi, annesinin evlenme kararını kabullenmeyi daha fazla erteleyemeyeceğini fark ediyor. Bu süreçte en yakın ve tek arkadaşı Alex’i bile aslında pek tanımadığını, okul arkadaşlarıyla arasındaki sınıf farkını dert etmediğini düşünse de dert ettiğini, sonuçlarını düşünmeden pekâlâ kötülük yapabildiğini (Tommy’ye âşık olduğunu bildiği Ulrike’ye Tommy’nin ağzından bir mektup yazıp onu umutlandırmak gibi), o kendini beğenmese de erkekler tarafından beğenildiğini de görüyor bu süreçte. Yaptığı kötülüğü telafi edemese de özür dilemeyi ve Ulrike’le arasını düzeltmeyi başarıyor, sınıfın ve kızların gözdesi Tommy’yle çıkmaya başlayarak yaşıtlarına güvenmeyi, onlarla paylaşmayı, karşı cinsin sevgisini tatmayı öğreniyor. Annesinin sevgilisi ve gelecekteki kocası Frank’i bir baba olarak kabul edemese de kendisini sevmeye hazır bir dost olarak görmeyi öğreniyor sonra.
Bütün bunlar elbette bir çırpıda olmuyor ve Karin oldukça çakıllı yollardan geçmek zorunda kalıyor ama yolun sonunda vardığı noktadan da kesinlikle hoşnut oluyor. Duygu dünyası ve dolayısıyla hayatı bir düzene giriyor, bir dengeye oturuyor. Neyse ki bütün bu süre boyunca Karin’e sorularıyla yol gösteren, öfkesini olduğu gibi üzüntüsünü de dışavurmasına yardımcı olan (hatta onu bunu yapmaya teşvik eden) bir psikolog eşlik ediyor. Onun kılavuzluğunda düze çıkıyor Karin.
Peki biz okuyucu olarak ne alıyoruz bu romandan? Kendi adıma ben, her koşulda her meseleyi konuşmak gerektiğini çıkardım “Haydi, Konuş Artık!”tan. Çocuğum kaç yaşında olursa olsun hem ondan haberdar olmak hem de yaşayabileceği birtakım iniş çıkışlarda ona destek olmak için onunla konuşmaya ve onun da benimle konuşmasını sağlamaya çalışmam gerektiğini bir kez daha gördüm. Çünkü aksi, özellikle genç/çocuk için başaçıkılması çok zor bir yalnızlık ve gençlere, çocuklara “konuş” diyebilmek, ilk adımı atan olmak önemli. 

Sıra dışı okuma bir keyfi
Herkes kendi deneyimini kendi edinir, kendi sorunlarını kendi çözer elbette ama o süreçler sırasında tek başına olmadığını bilmek, sorular sorabileceği, danışabileceği, desteğini hissedebileceğini birine sahip olmak insan için her yaşta büyük ihtiyaç.
Ergenliği bir çırpıda atlayacak düğme bulunmayacak belki ama, edebiyatçılar ergenliğe dair romanlar, öyküler kaleme aldıkça, gençler bu dönemden geçerken daha az yalnız hissedecekler kendilerini, kendilerini yalnızlaştırdığını, diğerlerinden yalıttığını düşündükleri duygularda tek başlarına olmadıklarını hissedecekler. Mirjam Pressler’in ‘Haydi, Konuş Artık!’ adlı romanının da bu amaca çok güzel hizmet edeceğini düşünüyorum.
Yer yer esprili olsa da romanın genel atmosferi, Karin’in hayatının ekonomik ve psikolojik koşulları gereğince karamsar. Ama okuyucuyu da peşi sıra karamsarlığa sürükleyen bir roman değil kesinlikle. Düşünsenize, Karin’in kendi hayatında başardığı onca şeyden ilham almak da var işin ucunda. Mirjam Pressler bütün karakterlerini çok gerçekçi çizmiş, hepsine bir derinlik katmayı başarmış. Elbette ki başrol Karin’de ve insan Karin’in bazı davranışlarını ne kadar çocukça bulursa bulsun, onun durduğu yerden bakmayı ve onu anlamayı rahatlıkla başarıyor. Üstelik daha ilk sayfasından itibaren romanı bir kurmacayı okur gibi değil de, Karin’in hayatına dair bir filmi, bir gerçek hayat hikâyesini seyreder gibi okumaktan kendinizi alamıyorsunuz. Dolayısıyla bu ilkgençlik romanının kapağını açarsanız sıra dışı bir okuma keyfi yaşayacağınıza şüphem yok.

HAYDİ, KONUŞ ARTIK!
Mirjam Pressler
Çeviri: Zeynep Ersözlü
Kelime Yayınları
2011, 152 sayfa, 10 TL.


    ETİKETLER:

    hayat

    ,

    Sabah

    ,

    Çocuk

    ,

    Okul

    ,

    ruh

    ,

    gerilim

    ,

    psikolog

    ,

    zaman

    ,

    genç

    ,

    hizmet

    ,

    Karşı