Doğu'nun zenginliği

Doğu'nun zenginliği
Doğu'nun zenginliği
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Biraz cömert bir yorumla ‘Doğu’nun Armağanı’ başlığıyla çevirmiş olsa da İmge Tan, alt başlığı ‘Baharatın Yolculuğu’ olan kitabı, esasta yazar bu hakkı teslim etmekte o kadar cömert davranmıyor. Baharat ilk elde doğuyu ve ille doğuyu çağrıştırsa da böyle bu. Batı, baharatın peşini hiç bırakmamış hem bir arzu nesnesi hem de cazip bir ticaret kalemi olarak hep onun peşinde olmuş. Paul Freedman yer yer doğrudan ifadeler yer yer de sezdirişler ile Batının özellikle ortaçağ batısının baharata olan düşkünlüğünün boyutlarını anlatmaya çalışıyor bize. ‘Avrupanın baharat talebi ile baharata karşı duyduğu şiddetli arzuya’ vurgu yapıyor. Henry Hobhouse dayandırdığı bir yorumla da Avrupanın büyümesinde karabiberin oynadığı tarihsel etkiye göndermede bulunuyor. P. Freedman farkındadır elbet. İncelediği konu ‘ dünya üzerindeki ticari mallar arasında tarihi en çarpıcı biçimde etkilemiş olan baharat’ hakkındadır. Ve ortaçağda yine yazarın ısrarla vurguladığı gibi baharat talebi iç içe geçmiş pek çok faktörle at başı gitmekte olan pek çok olgu vardır. ‘Gastronomik tercihlerin ötesinde, bir takım gereksinmelerden kaynaklanmak’ yanında o devir Avrupası ‘baharatların ilaç ve hastalık önleyici maddeler olarak son derece etkili maddeler olduğunu düşünüyordu’. Bu kadar da değildi elbet, nesne ile özne arasındaki çekim bambaşka ve şaşırtıcı bir hüviyete bürünüyordu üstelik. Çünkü ‘refah içinde yaşayanlar tarafından kullanılan bir tüketim malı olarak fiyatlandırılan baharatlar, maddi rahatlık ve toplumsal ün sembolü sayılırdı’. Hem de dönüşe dönüşe bugüne evrildi.
‘Doğu’nun Armağanı’, kapitalist ruhun baharat üzerinden hangi izlekleri takip ettiğini görmek açısından ilginç bir okuma deneyimi. Çünkü, yazarın da belirttiği gibi ‘baharatlara duyulan gereksinim, modern çağın başlangıcında Avrupa ’nın genişlemesini de hızlandırdı.’ Burada kritik olan kelime gelişmek değil de genişlemektir. P. Freedman bu konuda gözünü budaktan sakınmaz. Ulaşabildiği kaynaklardan hareketle baharata duyulan ihtiyacın maddi sebeplerinin izlerini sürmekle birlikte alttan alta konuyu boyutlandırmaktadır. Ona göre ne etlerin bozulmasını geciktirme sebebi ne kullanıcılarına sağladığı toplumsal üstünlük ne de gizli ve açık toplumsal ve dini anlamlar bu yolculuğu tek başına izah etmeye yeterli gelmemektedir. Bir bakıma batı, baharat üzerinden kendi yönünü de aramaktadır. Ona yönelen algı yoğunlaşmalarının bu denli çeşitlenmesini iyiden izah etmek gerekmektedir. Tamam, baharatlar halkın karşısında ve gösteriş yapılmak amacıyla tüketiliyordu. ‘Salgın hastalıkların musallat olduğu bir toplumda ilaç ve hastalık önleyici maddeler olarak da görülüyorlardı.’ ‘Varoluşu sürdürmek için gerekli değillerdi, ama sosyal saygınlık açısından gerekliydi.’ Dahası yeni doğan İsa’ya ziyarete gelenler günlük otu ve mür baharatları da getirmişlerdi. Olgusal çerçeve tamamdı. Lakin…
Bütün ortaçağ boyunca Avrupalıların ve Avrupalı tüccarların bu yaygın ve etkin arzu ve ticaret nesnesine doğrudan ulaşma imkanlarının bulunmadığı düşünülürse tarihsel gerilimin manevrasını anlamak o kadar da zor olmayacaktır. Baharat denildiği zaman hangi ürünlerin anlaşıldığını hangilerinin ne maksatla ve ne yaygınlıkla tüketildiklerini olanca yalınlığı ile ortaya döküyor Freedman. Mutfakla moda, karabiber, tarçın, zencefil ve safran ile coğrafi bölgeler arasındaki geçişkenlikleri aktarıyor. Ortaçağ damak zevkinin ‘tıpkı Hindistan, İran ve Arap dünyasında olduğu gibi birbiriyle örtüşen pek çok kokuyu bir arada kullanarak heyecan verici bir lezzet yaratmayı hedeflemesi’ne özellikle vurguda bulunuluyor. Bu gelişme I. Haçlı Seferlerinin vakanüvisi Fulcher tarafından eleştirilecek ve ‘Haçlıların batılılar yerine doğulular haline gelmesi’ olarak görülecektir. Dahası ‘Yaklaşık yüz yıl sonra Alman İmparatoru II. Frederick, Sicilyalı Müslümanlardan oluşan özel bir ordu ve hatta egzotik hayvanların yer aldığı bir hayvanat bahçesi ile tamamı Serazen bir saray erkanına sahip olması nedeniyle papa tarafından kınanacaktır’…
Başta da söylediğim gibi yazar bu konuda biraz temkinlidir. Avrupaya baharatın girmesini doğrudan Müslüman kültürle veya başka etkilerle açıklamaya itiraz etmektedir. ‘Batı Avrupanın damak zevkini Müslümanlık veya başka etkiler altında kalarak oluşturduğunu varsaymak yerine, baharat sevgisini yüzyıllar boyunca Avrupa ve Asya’nın büyük bir bölümü tarafından paylaşılan uzun vadeli ve genel bir tercih olarak görmemiz gerekir.’ Çünkü yazara göre Avrupa sonradan baharatı yaygın kullanmaktan vazgeçmiştir. Bunu bir gizem olarak ele almaktadır. Baharat avrupanın siyasi ve askeri emellerinin önünü açmıştır. O emellerin içinde artık baharat bir geçmiş öznesidir. Fakat geçmiş ölü değildir. Zenginler tercih değiştirmişlerdir. 

Doğunun Armağanı
Baharatın Yolculuğu, Paul Freedman
Çeviren: İmge Tan, Everest Yayınları, 2011.