Dokunmayın Horarius'a...

Dokunmayın Horarius'a...
Dokunmayın Horarius'a...

Petros Markaris

Horarius'un canı fena halde sıkkın. Nasıl sıkılmasın ki? Hukuk doktorasını tamamlayan kızı Katerina ve nişanlısı Fotis teröristlerin rehinesi durumunda
Haber: A. Ömer Türkeş / Arşivi

Yunanlı yazar Petros Markaris’i art arda Türkçeleştirilen kitapları ve İstanbul seyehatleri sayesinde artık yakından tanıyoruz. Aslında yabancımız da değildi. İstanbul doğumlu Markaris, geçtiğimiz yıl yayımlanan ‘Eskiden, Çok Eskiden’ romanında pek çok ortak noktamızın bulunduğunu kanıtlamış ve hikayesine mekan olarak İstanbul’u seçmişti... Edebiyat kariyerini tiyatro oyunları için senaryo yazarlığı yaparak kanıtlamıştı Markaris. Yunan televizyonunda üç yıl kesintisiz oynayan ‘Bir Cinayetin Anatomisi’ oyunundan sonra ‘Gece Bülteni’yle romana geçmiş ve kariyerini ‘Alan Savunması’, ‘Che İntihar Etti’, ‘Balkan Blues’ ve ‘Eskiden, Çok Eskiden’ adlı polisiye romanlarıyla sürdürmüştü. Yeni romanı ‘Büyük Ortak’ da bir polisiye ve olayların çözümleyicisi rolünde yine dedektif Horatius var.
Horarius’un bu kez canı fena halde sıkkın. Nasıl sıkılmasın ki? Hukuk doktorasını tamamlayan kızı Katerina, nişanlısı Fotis ile çıktığı gemi yolculuğunda teröristlerin rehinesi durumunda. Girit yakınlarında demirleyen gemiyi kaçıranların kimliği belirlenemediği için Yunan emniyet güçlerinden ABD ve Rusya istihbarat birimlerine kadar bir dolu yetkili kriz masasında teori üretir, gazeteciler haber peşinde olayı didiklerken eli kolu bağlanmış Horatius, karısını bile avutamıyor. Girit’te kalmasını istemeyen amirleri de Atina’da işlenen bir cinayeti bahane ederek Horatius’u geri gönderiyorlar... Cinayet, Yunan kamuoyunda ses getirecek cinsten. Öldürülen hemen her dakika TV kanallarında görünen bir reklam yıldızı. Reklam yıldızının eşcinsel olduğunun anlaşılması üzerine soruşturmayı bir aşk cinayeti etrafında genişletmeyi düşünen Horatius, ikinci eşcinsel reklam yıldızının –üstelik aynı silahla- öldürülmesi üzerine bir seri katilin varlığından şüphelenir.
Gerçekten de seri cinayetler başlamıtır ancak katilin hedefi eşcinseller değil reklam sektörünün tamamıdır.
Bütün emniyet teşkilatının terör alarmıyla meşgul olduğu bir sırada, aklı kızı ve damadının başına gelenlere takılı Horatius, cinayetleri sadece bir tek yardımcısı ve aklının çalışan dörtte biriyle aydınlatmaya çalışacaktır. Neyse ki gemiyi kaçıranların siyasi aidiyeti ve milliyetleri belirlenmiştir. Sanılanın aksine gemiyi kaçıranlar Bosna’da Sırpların yanında savaşan ve kendileri hakkında bir soruşturma açılmasını protesto eden Yunan milliyetçileridir. Atina’daki cinayetlerin arkasında da sağcı bir gurubun bulunduğu anlaşılacaktır. 

Eski bir komünist
İpuçları sayesinde İkinci Dünya Savaşı’na, Yunan İç Savaşı’na ve Cunta dönemine -Horatius’un genç bir polis memuruyken tanıklık ettiği işkencelere- uzanan hikayede gemiyi kaçıranlarla cinayetleri işleyenlerin kimliği çakışacak ve Horatius geçmiş zamanın belleğini koruyan eski bir komünist sayesinde katile ve azmettiricisine ulaşacaktır. Adaleti ise kendi bildiği gibi tesis edecektir; “Onu ya bir akıl hastanesine ya da bir kliniğe kapatacaklardı. Her iki durumda da bakılacak ve rahatça ölecekti. Oysa bir parça ekmek için dilenmesi ve bin bir güçlükle yemeğini pişirmek zorunda kalması, acı çekerek yavaş yavaş can vermesi, aç, susuz ve çaresiz kalması daha çok hoşuma gidecekti. Ayrıca amirlerime, televizyona çıkıp gururla cinayetlerin ardındaki kişiyi de yakaladıklarını söylemek mutluluğunu yaşatmak istemiyordum. Ne Gikas’a ne de bakana. Kommatas’ı, Perandonakos’u yaptığım gibi onlara gümüş tepside sunmayacaktım.
Arkamı döndüm ve hiçbir şey söylemeden kapıya doğru yürüdüm. Arkamdan, “Nereye gidiyorsun?” diye seslendi.
Yanıt vermedim, dışarı çıktım ve kapıyı çekip kapattım. Kommatas’ın son günleri, Kostaras’tan daha beter olacaktı. Gikas ile bakan da hiçbir zaman gerçeğin tamamını öğrenmeyeceklerdi. Bu da benim intikamımdı ve beni mutlu ediyordu. İtiraf etmeliyim ki küçük bir intikam. Bense, yaşamı küçük mutluluklarla küçük intikam hamleleri arasında gidip gelen, orta halli, sıradan bir vatandaş olarak yaşamımı sürdürecektim.” 

Siyasi tarihin kriminal çehresi
Evet, Horatius işte böyle bir dedektif; kendine özgü ahlak, vicdan ve adalet duygusuna sahip, kendi doğrularından sapmayan, orta halli, sıradan bir vatandaş o. Karısından dırdırından çekinen, kızına bağlı, amirleriyle iyi geçinmeye çalışan, teknolojinin nimetlerinden yararlanmaktansa insan ve topluma ilişkin deneyim ve sezgilerine güvenen, Maigret esinli bir komiser. Ancak Maigret’in Yunanistana adaptasyonu basit bir öykünme değil. Tersine Horatius’un kişilik yapısı, Petros Markaris’in tarihe, topluma, siyasete, hepsinden önce polis teşkilatına ve şiddete yönelik eleştisini keskinleştirmek açısından büyük bir imkan sağlıyor.
Karizmatik detektif kahramanlar yaratan, sonra bu kahramanlarına kendileri hayran olup onların şiddetini mazur ve meşru göstermeye çalışan yazarların aksine, Markaris ne kahramanı Horatius’u ne de teşkilatını temize çıkarmaya çalışmıyor. ‘
Büyük Ortak’ta Horatius’un özeleştirisi ve teşkilat eleştirisine ayrılan uzun bölüm, perspektif sahibi bir yazarın polisiye romanın kolayca düşebileceği tuzaklardan nasıl kurtulduğunu göstermesi açısından ders niteliğinde. Çok kısa bir alıntı; “Bu noktaya kadar sözlükteki tanım gereği polis teröristlerle bir tutulabilir. Ancak hepimiz aynı kategoriye girmeyiz, aramızda ayrılıklar ve farklılıklar vardır. Meslektaşlarımın bir bölümü hiçbir ayırım yapmaksızın daima iktidar sahibinin yanında yer alır; onurlu ve vicdan sahibi ulusalcıların oluşturduğu diğer bir grup ise, ne tür olursa olsun, görevlerini inanarak yerine getirir. Buna karşılık, üçüncü gruptakiler ise hiçbir şeye inanmazlar ve tüm gizli kapaklı işleri yerine getirirler. Dördüncü grubun ilkesi “Gözünü kapat ve görevini yap. Senin fikrini soran yok!” şeklinde tanımlanabilir.” 

Prestij kazandıracak bir roman
Sadece polisleri değil, ‘Büyük Ortak’ özelinde Yunanistan toplumsal hayatının her yanını didikliyor; Yunanistanın demokratik yapısının çarpıklığı, reklam dünyası, medya sektörü, toplumdaki yabancı düşmanlığı, homofobinin yaygınlığı, dayanışma yoksunluğu, insanlardaki siniklik ve işbirlikçilik gibi pek çok konuyu işleyen Markaris, hikayenin kurgusu sayesinde Yunan tarihinin en kirli sayfalarını teşhir etme fırsatını da yakalamış. Yunan yakın tarihinin kriminal çehresini teşhir ederken siyasi polisiye türün geçmişle hesaplaşma potansiyelini ortaya koyuyor. Almanlarla işbirliği yapan sivil milisler, kitle katliamları, işkenceler… Cezasız kalan bütün bu suçlarla Yunanistan toplumsal hayatının bugünü arasında bağlar kuran ‘Büyük Ortak’, polisiye edebiyata prestij kazandıracak bir roman.
Siyasi tarihle hikaye kurgusunun birbirine bu kadar yakıştığı, anlatılan hikayelerin resmi tarihin içini bu kadar eksiksiz dışına çıkardığı romanların faşist darbelere maruz kalmış toplumlarda üretilmesi kuşkusuz hiç şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan pek çok benzer darbe barındıran tarihimize böylesine radikal yaklaşan polisiye yazarların yokluğu ya da azlığıdır.


BÜYÜK ORTAK
Petros Markaris
Çeviren: Neylan Eryar
Turkuvaz Kitap
2011,
375 sayfa, 25 TL.