Dünyanın en karmaşık tarihi

Dünyanın en karmaşık tarihi
Dünyanın en karmaşık tarihi
'Kısa Ortadoğu Tarihi', Ortadoğu'da olmuş bitmiş olayları bellememize yarayan bir "Süpermen" olarak değil, daha ileri okumalar için bir rehber olarak görülmeli
Haber: AYCA YILMAZ / Arşivi

Ortadoğu ’nun tarihi elbette bir kitap okuyarak öğrenilemez. Ancak, iyi yazılmış kimi kitaplar, daha ileri okumalara rehberlik etme bakımından son derece faydalı bir işlev görebilir. İşte ‘Kısa Ortadoğu Tarihi’ de böyle bir kitap olarak telakki edilmeli. Tabii, Ortadoğu tarihi deyince, insanın zihninde ister istemez Mezopotamya’nın ilk medeniyetleri canlanıyor. ‘Kısa Ortadoğu Tarihi’ o tarihi de anlatmıyor. Kısa bir hatırlatmanın ardından, İslamiyetin doğuşundan bugüne kadar olan dönemi ana hatlarıyla ele alıyor.
Kitabın kuvvetli tarafı, tarihsel gelişmeleri bireylerin kahramanlık ya da becerilerine indirgemeyen, sınıfsal ilişki ve çıkarları takip edebilmemizi mümkün kılan bir yaklaşımla yazılmış olması. Örneğin çölün zorlu koşullarında gelişen ve “muruvve” tabir edilen üstün Arap ahlakının, Mekke’de zenginlerin ticari faaliyetleri ve tapınaktan elde ettikleri gelirler dolayımıyla nasıl yozlaştığını anlatırken, bunun doğurduğu paylaşım meselelerini de atlamıyor. Aslında İslamiyetin bu meseleler içinde bir yere oturduğunu kolaylıkla izleyebiliyoruz. Bir çeşit “devrim” de denebilir İslamiyet’e... Ya da bildiğimiz mânâda “cihad”ın, Medine’ye sıkışmış İslam ümmeti için bir çıkış yolu olarak kervanları yağmalama hakkı anlamına geldiğini, böylelikle iktisadi olarak “ferahlayan” ilk Müslümanların bir çekim merkezi yaratabildiklerini görüyoruz. “Arap kabileleri Mekke ile ilişkilerini kesmeye ve bu kârlı saldırılardan pay almak üzere Muhammed’le anlaşma yapmaya yöneldiler.”
Şu kesinlikle söylenebilir ki, ‘Kısa Ortadoğu Tarihi’, İslamiyetin doğuşu ve yayıldıkça nasıl bir evrim izlediği üzerine daha derinlemesine bir araştırmayı özendiriyor. Şöyle bir bölüm okuyorsunuz mesela:
“İsmaililer gizli hücreler kurdular, karmaşık öğretiler geliştirdiler ve kurulu düzene karşı propagandayı yaydılar. Bir kolları Karmatiler Bahreyn’de bir Bedevi cumhuriyeti kurdu. Düşmanları bu devleti komünal evlilikleri desteklemekle ve mülkiyeti ortaklaştırmakla suçladı.”
8. ve 9. yüzyıllarda bir çeşit komünal kavrayışın Karmatiler arasında nasıl geliştiğini merak etmemek mümkün mü? Sözü edilen cumhuriyet nasıldı? Şeyh Bedreddin kendi komünal anlayışını oluştururken, Karmatilerin deneyimlerini biliyor muydu? Enteresan bir araştırma konusu değil mi?
Aslında Batı akademisinden çıkan ‘Kısa Ortadoğu Tarihi’, çelişik biçimde, Batı merkezli tarih anlayışından kopmak için de güzel bir başlangıç kitabı sayılabilir. Batılı akademinin gözünden yapılan bu özet, kendi coğrafyamızın tarihine ne kadar yabancı olduğumuzu fark etmemize, bizzat kendimizi, inanç ve milliyet algımızı sorgulamamıza yarayacaktır. Öyle ya, yüzde 99’u Müslüman sayılan nüfuzumuzun hakim İslamiyet algısının üzerinde ne kadar düşünülmüş olduğunu bir tartışmaya başlasak mesela… Ya da Türklüğümüz, Kürtlüğümüz, falanca milliyetimiz nasıl şekillendi? Bunları tarihin boy aynasında izleyip, komplekslerimizden arınmış bir vaziyette konuşamaz mıyız? Çok mu naif bir soru?.. 

Çevirmene dikkat!
Naif olsun ya da olmasın, bu tür sorular bizi yakın tarihin varyantlarına kadar götürüyor ve ‘Kısa Ortadoğu Tarihi’ bu varyantları da çok iyi özetliyor. Kitap, sırf Amerikan akademisinin “Jöntürkler”e bakışını merak edenler için bile cazip olabilir… Aradan onca yıl geçtikten sonra, büyük oranda “tarafsız” gözler “bizim” tarihimizin önemli bir aktörü hakkında nasıl yargılara varmış? Geç gelen milliyetçiliğin İttihat ve Terakki elinde “Türkleştirme” çabalarına dönüşmesi ve Arap milliyetçiliğini tetiklemesi sizce de ilginç bir araştırma konusu değil mi?
Öte yandan, kitabı elinize alır almaz, bir diğer konu derhal dikkatinizi çekecek: ‘Kısa Ortadoğu Tarihi’nin çevirmeni, Türkiye Komünist Partisi’nin genel başkanlığını da yapan Aydemir Güler. Çeviri gayet iyi. Ama bunun da ötesinde, kuşkusuz, Aydemir Güler kitabı tesadüfen çevirmedi. İstisnalar elbette vardır ama çevirmenler genellikle çevirdikleri kitabın referansıdır da…
Tekrar vurgulamak gerekirse, bu kitap Ortadoğu’da olmuş bitmiş tarihi olayları iyice bellememize yarayan bir “Süpermen” olarak değil, ancak daha ileri okumalar için bir rehber olarak görülmeli. Tarihle ne kadar ilgili olursanız olun, ‘Kısa Ortadoğu Tarihi’ni okurken ilginizi çekecek yeni konularla tanışacağınız kesin.

Kitaptan alıntılar, naçizane yorumlar…
* 8. yüzyıl’a bir doğu Türk boyu olan Uygurlar, Çin’in kuzeybatı sınırında bir imparatorluk kurdular. Resmi dinleri Manicilikti. Kayıtlar Aramiceye benzeyen bir yazıyla tutulmuştu. Bu, Türklerin Ortadoğu’da rast geldikleri kimi fikirleri ve adetleri devraldıklarını göstermektedir. Bu arada, batı Türk kabilelerinden Hazarlar ise Museviliği benimsediler. Hıristiyan ve Müslüman ticaret ortaklarından mesafeli durarak, her ikisiyle de iyi geçinmeyi umuyorlardı. (Ticari çıkarlara göre din seçmek!.. Tarihin temel dinamiğini biraz olsun anlatmıyor mu?) 

* Suriye, ayrıca sulama suyunun büyük bölümünü de, muazzam barajlarla Dicle ve Fırat nehirlerini kontrol etmekte olan Türkiye’den alıyordu. Her yerde kıtlığı çekilen su, gelecek yüzyılda pekala savaşların nedeni olabilir. (Herkes aynı şeyi söylüyorsa, bir bildikleri var demektir!) 

* Bazı Müslümanlara göre Muhammed’in yazılı pratiklerine (Sünnet) sadık herkes Sünni’dir ancak birçok yorumcuya göre, Müslümanların çoğunluğunun hükümdar olarak tanıdığı Raşid Halifeleri (Dört büyük halife), Emevi ve Abbasi halifelerini, ümmetin meşru liderleri olarak kabul edenler Sünnidir. (Türklerin İslamiyet’le teması önce köle-asker biçiminde gelişti, sonra İslamiyet’in taşıyıcısı misyonu Türklerin omuzlarına kaldı. Sultan Selim’le Halifelik de Türklere devroldu. Lakin Türklerin nasıl Sünnileştiği ve İslamiyet’in o büyük bölünmesi hiç hakkıyla tartışılmadı…)

Kısa Ortadoğu Tarİhİ
Arthur Goldschmidt Jr.
Lawrence Davidson
Çeviren: Aydemir Güler
Doruk Yayınları
2011 (2. baskı), 688 Sayfa, 36 TL.