Dünyanın tüm hastaları, birleşin!

Dünyanın tüm hastaları, birleşin!
Dünyanın tüm hastaları, birleşin!
Dünya Bankası tarafından empoze edilen, 'kamu hizmetlerinin zenginler tarafından kullanımını azaltarak yoksullara yer açma' stratejisi, yoksulların sistemden kapı dışarı edilmesiyle sonuçlanmış durumda
Haber: YEŞİM DİNÇER / Arşivi

ABD dünyanın sağlık hizmetlerine en çok para harcayan ülkesi. OECD verilerine bakıldığında dolar cinsinden harcama tutarınının öteki ülkeleri kabaca ikiye katladığı görülüyor. Ne var ki ortalama yaşam süresi, bebek ölüm oranı gibi temel sağlık göstergelerinde ABD’yi sıralamanın diplerinde görüyoruz hep. Ülkede sigortasız yaşayan 50 milyon yurttaşın yanında, on milyonlarcası da kapsamı yetersiz sigortayla yetinmek zorunda.
ABD’ye ait göstergeler, hizmetin bedeliyle miktarının ve kalitesinin örtüşmeyebileceğini açıkça ortaya koyuyor. Ne var ki öteki kapitalist ülkelerde de durum hiç parlak değil. Socialist Register’ın 2010 sayısı, neoliberal iktisat politikalarının, insan hayatının en önemli boyutu olan sağlık alanındaki etkilerini küresel boyutuyla ele almakta. Leo Panitch ve Colin Leys’in hazırladığı ve yirmiye yakın araştırmacının katkıda bulunduğu ‘Kapitalizmde Sağlık’ Türkçeye kazandırıldı.
Sağlık söz konusu olunca, editörlerin de önsözde belirttiği gibi, yazılanların ucu bucağı yok. Dengeli beslenmeden barınma olanaklarına, insanın fiziksel potansiyelini gerçekleştirebilmesi için gerekenlerin temini halk sağlığının bir boyutu ise, hastalıkların önlenmesi ve tedavi hizmetleri işin ikinci boyutu. Kapitalizmin son yirmi-otuz yıllık büründüğü çehre, sözü edilen her iki boyutta da sağlıksızlık semptomlarıyla dolu.
“Satıcı-müşteri ilişkilerinin yerleştirilmeye çalışılması, sağlığın kendi içinde bir piyasaya dönüştürülmesi, farklı tedarikçiler arasında rekabet ortamının oluşturulması, performansa dayalı ücretlendirme, korunma sorumluluğunun bireye indirgenmesi, taşeronlaştırma, kamu-özel sektör ortaklıklarının devreye sokulması ve kamu hastanelerinin özel yatırımcılara satılması..” Bu satırları okurken Türkiye ’deki sürecin gelişiminden bahsedildiğini düşünebiliriz rahatlıkla. Fakat aslında Avrupa’daki sağlık hizmetlerinin evriminden bahsediliyor. Daha doğrusu, yılların zorlu sınıf mücadeleleri sayesinde kazanılmış sağlık haklarının özel sermayenin avucuna bırakılmasından.
Her yerde sağlık giderlerinin kısılması amaçlanıyor. Oysa harcamalar kamudan özel sektöre kaydırılırken, reformların etkisi hiç de giderlerin düşmesi şeklinde göstermiyor kendini. Yük kamu bütçesinin üzerine binmediği sürece, giderlerin artmasına bir sorun olarak bakılmıyor. Aslında çoğu ülkede, GSYH’dan sağlık hizmetlerine ayrılan pay yükselmeye devam ediyor ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlik buna rağmen derinleşiyor. David Coburn, sağlıktaki küresel ve sınıfsal eşitsizlikleri incelediği makalesinde, “Yoksul veya gelişmekte olan ülkeleri avucuna alan ağır sağlık sorunları, bu sorunları çözme kapasitesine sahip olmayışımızdan kaynaklanmıyor”, diye belirtmiş. “Kıtlıkların yaşandığı bir dünya değil bizimkisi. Onun yerine, kaynakların ihtiyaçlara kıyasla son derece kötü bölüşüldüğü bir dünyada yaşıyoruz.” Ekonomik büyüme, daha insani koşullar anlamına gelmiyor. Vietnam, bebek ölüm oranlarında, kendisinden üç kat yüksek ortalama gelire sahip Malezya’dan iyi durumda. Brezilya, iki kat daha zengin olduğu halde, Ekvador’un sahip olduğu sağlık düzeyine ancak ulaşabiliyor. Gelir sıralamasında ortalarda bulunan Kosta Rika ve yoksul Küba, yetişkinlerdeki ölüm oranlarında, dünyanın en zengin ülkelerinden ABD’ye göre daha iyi durumda. Daha başka örnekler de var.
Bütün bunlar gösteriyor ki iyi bir ortalama sağlık düzeyinin elde edilebilmesi için kişi başına GSYH’nin yüksek olması şart değil. Sağlık hizmetleri daima sınıflar arasındaki güç dengelerinin bir ürünü ve işçi sınıfının güçlü olması, daha eşitlikçi sağlık sistemlerinin kurulumunu ve işleyişini sağlayabiliyor. Tersi de doğru. Sağlık sistemlerinin neredeyse tüm dünyada daha adaletsiz bir hal alması –ki bunu destekleyen veriler mevcut- sınıf savaşımında işçi sınıfının mevzi kaybettiğinin bir göstergesi. 

Çin’de halk sağlığı
Derlemede yer alan en ilginç çalışmalardan biri, Hong Kong Çin Üniversitesi’nden profesör Wang’ın, Mao yönetiminden bugüne Çin’deki sağlık hizmetlerini ele aldığı makalesi. Çin, Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra halk sağlığı alanında önemli ilerlemeler kaydeden bir ülke. 1979’a kadar uygulanan politikalar, eşitlikçi, tabana yayılan, merkeziyetçilikten uzak, düşük teknolojiyle yetinmekle birlikte temel ihtiyaçları karşılamaya muktedir, ekonomik bakımdan makul, kültürel açıdansa elverişli bir yaklaşımın varlığını yansıtmaktaydı. Bunun sonucunda, kentli yurttaşların tamamı, köylerde ise nüfusun büyük çoğunluğu sağlık şemsiyesi altına girebilmişti. Üstelik 1970’lerin ortalarına kadar Çin varlıklı bir ülke sayılamayacağı halde başarılmıştı bu. Devrim öncesinde yalnızca 35 olan ortalama ömür 68’e tırmandı; canlı doğan her bin bebekten 250’si ölürken bu sayı 34’e çekildi. 

Akıl sağlığımız da tehdit altında
Ne var ki Çin, 1979 yılında piyasacı reformlara geçti ve ciddi bir büyüme hızı (yıllık ortalama yüzde 9,9) yakaladı. Fakat hızlı ekonomik büyüme, tüm yurttaşlara eşit ve adil biçimde yansımıyordu. 1980’ler boyunca uygulamaya konulan reformlar, bölgeler, sınıflar ve köyle kent arasındaki eşitsizlikleri sert bir şekilde büyüttü. Halk Komünleri’nin 1983’te resmi olarak lağvedilmesiyle kolektif ekonomi çöktü. Köy klinikleri, kâr güdüsüyle hareket eden özel sermaye sahibi hekimlere satıldı ya da kiralandı. Bu arada, toprağın kolektif olmaktan çıkartılıp haneler arasında paylaştırılmasıyla, geleneksel Çin bitkisel ilaçlarını kolektif anlayışla yetiştirme, toplama olanağı da elden gitmişti. 2000’li yıllara gelindiğinde, Çin halkının cepten yaptığı sağlık harcaması toplamda yüzde 60 düzeyine ulaşmıştı ve Çin, dünyanın en fazla ticarileşmiş sağlık sistemlerinden birine sahipti. Tedavi masraflarını ödeyemediği için çalışamaz duruma gelmek sayısız insanı yoksulluk sınırının altına çekti.
“Yoksulluktan kaynaklanan sağlıksızlık” ve “sağlıksızlıktan kaynaklanan yoksulluk”, yalnızca Çin’de yaşanan bir kısır döngü değil. Yeni Delhi’de hekimlik yapan Mohan Rao’nun makalesi, Hindistan’da orta sınıfların bile sağlık harcamalarının altından kalkmakta zorlandıklarını ortaya koyuyor. Ülkedeki toplam sağlık harcamalarının yüzde 83’ü bireylerin ceplerinden yaptığı ödemelerle karşılanırken, nüfusun neredeyse dörtte biri hiçbir biçimde sağlık hizmeti alamayacak durumda. Bunu, Hindistan’ın oldum olası yoksul bir ülke oluşuyla açıklamak da mümkün değil. Çünkü rakamlar, sürecin başlangıcında, yani 1980’lerde durumun bu denli vahim olmadığını gösteriyor.
Sonuçta Dünya Bankası tarafından empoze edilen, “kamu hizmetlerinin zenginler tarafından kullanımını azaltarak yoksullara yer açma” stratejisi, yoksulların sistemden kapı dışarı edilmesiyle sonuçlanmış durumda. Neoliberal Ortodoksluk adına yürütülen bu korkunç politikalar, sadece beden sağlığımızı tehdit etmiyor üstelik. Aile hekimi Julian Tudor Hart, endişe verici bir biçimde artan ruhsal rahatsızlıklarımızın kökeninde toplumsal sorunların bulunduğu görüşünde: “Eğer bir toplumun tamamen milyarderlerden oluşabileceğine inanırsak, işte o zaman gerçekten çıldıracağız. Mutluluk, huzur ve akıl sağlığı, yaratıcı çalışmaya ve iyi bir çevreye, başkalarından gördüğümüz saygıya ve yakınlığa bağlıdır. Üstelik bunları değiştirmek de elimizde. İnsanlar, toplumsal bakımdan ortak bir faydalı ve saygın amaca hizmet etmek isterler. Böylece başkaları için değerli hale gelirler ve yaşamlarının sonunda bir şeyler başardıkları hissini tadarlar. Tüm ahlaki sorumlulukları piyasanın kararlarına terk eden bir ekonomik sistem, yani kapitalizm, antik kültürlerde ve dinlerde hâlâ mevcut olan insani sorumluluk duygularının zayıf kalıntılarını bile tehdit ediyor ve normal bir beyne sahip insanları korkuya, kafa karışıklığına, umutsuzluğa, yıkıcı davranışlara itiyor.”
Okurlarını ‘aydınlatmak’la yetinmeyen Socialist Register’ın yazarları, meseleyi politik bir kavrayışla ele almakla onları mücadeleye de çağırmış oluyor. Hasta, hekim, hasta yakını veya sağlık çalışanı.. her ne olursak olalım, ruh ve beden sağlığımıza kavuşmak için sermayenin sınırsız tahakkümüne karşı toplumsal düzeyde karşı koymak ve bu savaşı kazanmak zorundayız.

KAPİTALİZMDE SAĞLIK
Sağlıksızlık Semptomları
Çeviren: Umut Haskan
Leo Panitch,
Colin Leys
Yordam Kitap , 2011
384 sayfa, 20 TL.