'Dünyaya aitim ben!'

'Dünyaya aitim ben!'
'Dünyaya aitim ben!'

Henry Miller

'Yengeç Dönencesi', Henry Miller'ın Paris'te aylaklık ederek yaşadığı yılları anlattığı epey cesur bir metin. Ahlakla, geleneklerle, inançla ince ince değil ulu orta geçiyor dalgasını
Haber: MELİSA KESMEZ - kesmezmelisa@yahoo.co.uk / Arşivi

Bazı kitaplar başımı dizine koyduğum annemin sırtımı pışpışlayan elleridir. Bazıları yan yana koltuklarda aynı yöne doğru yol aldığım geçici bir yol arkadaşı; oyalar beni bir süre, lakin bir daha aklıma gelmez adı sanı. Bazısı çocukluğumu bilir, defalarca açılıp bakılmaktan eprimiş. Kimi de az sonra hakkında yazarken kuvvetle muhtemel zorlanacağım kitap gibidir: Yüzümde tokat gibi patlar. Başımdan aşağı dökülen bir kova soğuk sudur. Uykumun en tatlı yerinde kulağım dibinde öten borazan. Rahatımı bozar, dürtükler, olmadık şeyler getirir aklıma. İçime baktırır, gördüklerimden utandırır, insanlığımı sorgulatır. Kırık bir ayna gibidir. Her parçasında başka bir kusurumu vurur yüzüme… Benim ve benim nezdimde bütün insanlığın foyasını meydana çıkartır, siyah örtüyü kaldırır, altında gizleneni sevsek de sevmesek de…
‘Yengeç Dönencesi’, Henry Miller’ın cebinde 10 dolarla geldiği Paris’te aylaklık ederek yaşadığı yılları anlattığı epey cesur bir metin. Utanması sıkılması yok kimseden. Ahlakla, geleneklerle, inançla ince ince değil ulu orta geçiyor dalgasını, yerden yere vuruyor ne var ne yok her şeyi. Cinsellik, din, para… Hakkında konuşması şimdilerde bile kolay olmayan, toplumsal ahlakın görünmez dikenli tellerle çevirdiği, çoğunluğun tabu saydığı konulara bodoslama dalan, sözünü sakınmayan, kuşkusuz en çok bu yüzden basıldığı yıldan bu yana başı beladan kurtulmamış “sakıncalı” bir kitap.
1934 yılında Fransa’da basılan ‘Yengeç Dönencesi’, 1961 yılına kadar Amerika’da yayımlanamadı, hatta ülke sınırlarına dahi sokulması yasaklandı. Kitap, ABD ’de 20’den fazla eyalette hakkında açılan 60’ın üzerinde rekor sayıda davadan, ilk kez yayımlanmasından tam 30 yıl sonra, 1964 yılında beraat etti. Bugün ise özgür… 1980 yılında hayata veda eden Miller’a selam olsun, onun vakti zamanında yerle yeksan ettiği tüm değerlere kafa tutmaya devam ediyor. 

Savaşların geride bıraktığı bir posa
İnsan olmayı sorguluyor Miller, ‘Yengeç Dönencesi’nde. Parça parça ölen, çürüyen bir dünyada insan olmanın can yakıcı doğasını sorguluyor. Paris’te yokluk ve sefaletten bitap, lakin haz içinde yaşadığı yıllarda karın gurultuları eşliğinde yazdığı bu kitapta, hayatı sıfırlıyor. Bunu yaparken kendi deyişiyle savaşların geride bıraktığı bir posa, bir enkazdan farkı olmayan bir dünyada yaşanan felaketlere kahkahalarla gülüyor ve sunuşta da denildiği üzere yaşam adı verilen kaosa dair yazılmış en cesur metinlerden birini ortaya koyuyor.
Din, zenginlik, eğitim, siyaset… Ruhu ehlileştirmek üzere insana dayatılmış ne varsa nasipleniyor Miller’ın sivri dilinden. En çok da hakkında “Yok aslında Amerika. Soyut bir fikre verdiğimiz bir ad, o kadar” dediği ülkesine ve oradan tüm dünyaya yayılan kültüre saldırıyor. Amerika’nın “kıyametin yeniden hayat buluşu” olduğunu, bütün dünyayı dipsiz bir kuyuya çekeceğini söylüyor ve umutsuzluğunu hatırlatıyor: “Hiçbir şey engelleyemez dünyayı zehirlemekte olan bu virüsün yayılmasını.”
Doğduğu şehir New York’la yaşadığı şehir Paris’i karşılaştırıyor sıklıkla. “Soğuktur New York, parıltılı, habis” diyor, “Beyaz hapishaneler, çakal kaynayan sokaklar, saraylar gibi inşa edilmiş Afyon tekkeleri, Yahudiler, cüzzamlılar, gangsterler ve her şeyden önce can sıkıntısı; yüzlerin sokakların, bacakların, evlerin, gökdelenlerin, yemeklerin, afişlerin, işlerin, suçların ve aşkların tekdüzeliği. Hiçliğin boş çukurunun üzerine inşa edilmiş koca bir kent. Anlamsızlık.” Paris içinse “Her şey burada gerçekleşiyor” diyor, “Eski, çatlak duvarlar ve pisuarlardan akan suların güzelim şırıltısı…” New York’un zenginlere bile önemsiz olduklarını hissettirdiğini söylüyor. Paris’inse yoksullarla dolu olduğunu ve “dünyanın en gururlu ve pis dilenci güruhu”nun orada yaşadığını anlatıyor. Beri yandan kendini Parisli olarak da görmüyor, kökensiz, aitlik duygusundan yoksun olduğunu hissettiriyor sıklıkla: “New York’taki yaşantımı düşündüğümde bulanık bölümler geliyor gözümün önüne, bakır pasıyla kaplı, kabus gibi. Benim zavallı varlığım bir yerde sona ermiş sanki; tam olarak nerede, kestiremiyorum. Amerikalı değilim artık, Avrupalı ya da Parisli hiç değilim. Hiçbir şeye bağlı değilim; sorumluluk yok, nefret yok, endişe yok, önyargı yok, tutku yok. Tarafsızım.” 

Kalabalıkta kaybolmuş biri
Yırtıcı bir hayvan gibi yaşıyor Paris’te Miller. Kendini tarih açısından ölü olarak niteliyor. Kötücül bir görkemle anlatıyor Paris yıllarını. Esintiyle bir saman çöpü gibi oradan oraya sürüklendiği sefil günlerinin görkemini anlatırken, kendinden “sokaklarda ziyafette bir hayalet gibi dolanan şaşkın ve yoksul bir adam” olarak bahsediyor. “Felaketle cilveleşiyordum sadece” diyor o günler için, “Arkadaşsız yaşayabilir insan, sevgisiz, hatta parasız bile. İnsan Paris’te sadece keder ve ıstırapla yaşayabilir, bunu keşfetmiştim“ diyor. Kalabalıkta kaybolmuş biri olarak görüyor kendini, “vızıltılı ışıklardan midesi bulanan, çevresindeki her şeyin maskaralığa indirgendiğini gören bir sıfır” olarak. İnsan olduğunu reddediyor. Topluluk ve hükümetlere ait olduğunu kabul etmiyor. Siyasi görüşlerle ve ilkelerle ilgilenmiyor. Gururla haykırıyor: “İnsanlığın gıcırdayan çarkıyla bir işim yok, dünyaya aitim ben!”
İflah olmaz bir şehvet düşkünü olan Miller, kadınlarla ve onların “gül çalıları”yla olan inişli çıkışlı münasebetinden de bahsediyor sık sık kitapta. Amerika’da bıraktığı Karısı Mona’yı düşünüyor arada, lakin onun için “yine de onu uzun uzun düşünme izni veremezdim kendime, yoksa köprüden atabilirdim kendimi” diyor. “Biçimli kıçların ardında hayatın iğrenç kokusunu unutturan yarım metre genişliğindeki parfüm bulutları eşliğinde” geçen yıllarda hayatına giren kadınları “sefaletimle yarattığım bir zincir” olarak tanımlıyor.
‘Yengeç Dönencesi’nde kendisiyle ilgili her şeyi cesurca deşifre ediyor Miller. O kadar ki, sanki karnını deşip iç organlarını sergiliyor. Haz, hüzün, hezeyan… Her şeyin birbirine geçtiği bu metin, bittiğinde uzun süre geçmeyecek bir sersemlik vaat ediyor.

YENGEÇ DÖNENCESİ
Henry Miller
Çeviren: Avi Pardo
Siren Yayınları
2012, 288 sayfa, 20 TL.