Düşmanımla birlikte

Düşmanımla birlikte
Düşmanımla birlikte

Roger Vadim in 1968 de uyarladığı filmin başrol oyuncusu yönetmenin o yıllardaki karısı Jane Fonda ydı.

Poe'nun bütün hikâyelerini bir arada bulabileceğiniz bu kitap, tam bir hazine niteliğinde. Yazarın ilk dönem hikâyelerinden 'Metzengerstein'dan uyarlanan Roger Vadim filmi ise 'köklü' bir değişiklikle yorumluyor hikâyeyi
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

İnsanoğlunun karanlık tarafını, karanlığa olan tutkusunu ‘romantik’ bir bakışla eserlerine yansıtan Edgar Allan Poe, zamanının çok ötelerinde bir yere konuşlandırılabilecek ender yazarlardan. Kısacık hayatında şiir ve öykü üzerine yoğunlaşan, bu iki disiplinde aşılması zor zirvelere ulaşan yazar, ‘karanlık romantizm’ diye adlandırılan akımın da bir numaralı temsilcisi. ‘Pembe’nin bir an bile yanına yaklaşmayan Poe, eserlerinde ‘kapkara’ bir insanlık portresi çizer, insanın ‘gizli ajandası’nı açığa çıkaran metinler ortaya koyar. Korku, dedektif (ki bu türün ilk adımlarını atar), bilimkurgu, macera türlerinde eserler ortaya koyar ve bunları sıklıkla ‘aşk’ ortak paydasında buluşturur. Aşkın tahrip edici doğasının insan üzerinde yarattığı etkiyi genellikle hastalıklı bir ‘saplantı’yla açıklar, ‘normal’ olanın konforuna kaptırmaz kendini. 13 yaşındaki kuziniyle evlenip onu henüz 24 yaşındayken kaybettiğinde darmadağın olan ve ‘giden sevgiliye ağıt’ tadındaki ünlü ‘Annabel Lee’ şiirini yazan Poe, bazı hikâyelerini de karısını düşünerek kaleme alır, onun gidişinin ardından fazla dayanamaz, iki buçuk yıl sonra kendisi de hayata veda eder, 40 yaşındayken... Ardında bıraktıklarıysa edebiyat tarihinin yeniden yazılmasına vesile olacak, Edgar Allan Poe ismini beyinlere kazıyacaktır...
Dost Körpe’nin akıcı çevirisinden okuduğumuz Edgar Allan Poe’nun ‘Bütün Hikâyeleri’, yazarın dünyasını hatmetmek için kaçırılmayacak fırsat. Hikâyeleri parça parça kovalamak yerine her birine aynı kitap içinde ulaşmak paha biçilemez gerçekten de. Poe’nun ‘Yazmanın Felsefesi’ adlı giriş yazısıyla açılan kitap, Charles Baudelaire’in Poe üzerine ‘ezberlenesi’ bir makalesiyle devam ediyor, ardından da hikâyelere geçiliyor. Yazarın yetmiş bir hikâyesini bir arada bulabileceğiniz ciltli kitabın sonundaki ‘Notlar’ da hikâyelerdeki numaralandırılmış bölümlerin açıklamalarını getiriyor önümüze. Böylece soru işaretlerinden tümüyle arındırılıyor bu devasa eser.
Köşemizin özelliği nedeniyle kitaptan yalnızca bir hikâyeyi ele alacağız burada, Poe’nun ilk dönem hikâyelerinden birini, ‘Metzengerstein’ı. Bu kısa hikâye, iki soylu Macar ailesi arasındaki bir kehanete dayanan düşmanlığın geldiği noktayı anlatır. Berlifitzing ve Metzengerstein ailelerinin düşmanlığı, sefahat düşkünü genç Metzengerstein Baronu Frederick ile yaşlı Berlifitzing Kontu Wilhelm’i karşı karşıya getirir. Hikâye, adından da anlaşılacağı üzere Frederick üzerinden okur yaşananları. Aynı anda olan üç şey, Frederick’in de yazgısını belirler hikâyede: Wilhelm’in ahırında çıkan yangından kaçtığı düşünülen atın Frederick’le kurduğu bağ, Wilhelm’in bu yangın sırasında ölümü, Frederick’in sarayındaki goblendeki ürkütücü ‘değişiklik’... Bu aşamadan sonra, Frederick’in ata karşı ‘saplantılı’ bir bağımlılık yaşadığını görürüz. Giderek çevresinden uzaklaşır, hayatını bu ata adar, zamanının neredeyse tamamını onunla geçirmeye başlar. Ama bu ‘hastalıklı’ tutku, nihayetinde Frederick’in de sonunu hazırlar, hem de ezelî düşmanıyla aynı şekilde (ya da birlikte)...
‘Metzengerstein’, Edgar Allan Poe’nun insanoğluna attığı tokatlardan sadece biridir. Konrolsüz tutkunun, ölçüsüz hırsın ve sebepsiz düşmanlığın yarattığı ‘karabasan’a dikkat çeker yazar burada. Frederick’in düşmanına kustuğu öfkenin yansımaları, onu ‘düşmanıyla birlikte’ yaşamaya (ve ölmeye) kadar götürür, ki insanlığın çağlar boyunca bir türlü kurtulamadığı ‘nefret’in de yargılanıp mahkûm edilmesidir bu. Poe, fantastik işaretlemeler de koyduğu hikâyesiyle korku türünü karanlığa hapseder, kısacık metniyle giderek kararan bir atmosfer yaratır, hiçbir zaman aydınlığa kavuşmasına da izin vermez. Yazar, sonraki hikâyelerinde daha da derinleştireceği insanlık zaaflarını lanetleme özelliğinin ilk adımlarını atar burada. 

Üç Poe hikâyesi bir filmde
Edgar Allan Poe’nun hikâyeleri, hatta şiirleri, 100 yılı aşkın süredir birçok filme kaynaklık etmiş, doğrudan ya da dolaylı olarak beyazperdenin hizmetine sunulmuştur. Ele aldığımız hikâyesi ‘Metzengerstein’ ise Roger Vadim tarafından üç bölümlük bir ‘proje film’in ilk bölümü olarak karşımıza getirilir. 1968 yapımı ‘Olağanüstü Öyküler’ (Histoires Extraordinaires) adlı film, Poe’nun üç hikâyesini temel alır ve ‘ilginç’ yorumlar sunar bizlere. Diğer iki filmse, Louis Malle imzalı ‘William Wilson’ ve Federico Fellini imzalı ‘Toby Dammit’tir. Üç ustadan üç Edgar Allan Poe yorumu, nihayetinde çarpıcı bir bütüne ulaştırır bizleri.
Roger Vadim’in bölümüne, yani ‘Metzengerstein’a dönelim... Vadim, o yıllardaki karısı Jane Fonda’yı başrole taşıyarak ‘farklı’ bir yorum getireceğinin işaretlerini filme başlamadan verir. Evet, başkarakter Frederick’i Frederique yaparak onu bir kadına dönüştürür önce. Poe’nun hikâyesini tümden değiştirecek bir tercihtir bu, öyle de olur. Ama bir yandan da hikâyedeki kimi durumları aynen beyazperdeye taşır Vadim. Wilhelm’in ölümü, goblendeki ‘kayıp’ ya da kaçan atla kurulan bağ gibi unsurlar aynen vardır filmde de. Ancak tüm bunlar, Poe’nun hikâyesinden farklı olarak bir ‘aşk’ motifine hizmet eder, aşkın yarattığı ‘saplantılı’ durumu tarif etmeye dönük bir işlev üstlenirler. Yönetmen, aşkı inandırıcı kılmak uğruna Wilhelm’i gençleştirir ve o role de Peter Fonda’yı yerleştirir.
‘Metzengerstein’ın beyazperde versiyonunda Poe’nun dünyasının ‘karanlık’ı vardır, ama buna eklemlenen aşka dönük özellikler metni başka bir boyuta taşır. Frederique’in her şeyi elde etme arzusunun onu taşıdığı nokta trajiktir haliyle, tıpkı Poe’nun hikâyesinde olduğu gibi. Genç kadın, Wilhelm’in ruhunu taşıyan kapkara atla kurduğu ilişkiyle kendi sonunu hazırlar, hırslı doğasının kurbanı olur.
Roger Vadim, yorumuyla başka bir yöne savursa da Poe’nun hikâyesini, yazarın ‘genel’ ruhuna ihanet eden bir sonuca ulaşmaz. İnsanın zaaflarının yarattığı sarsıcı karanlık burada da başroldedir, başkarakterin kaderini belirler, onu her adımda daha da içeri çeker ve ‘hiçlik’ noktasına kadar götürür.
‘Olağanüstü Öyküler’deki (filmin zamanında Türkiye sinemalarındaki gösterim ismi ‘Şeytanın Kurbanları’dır) en iyi bölüm değilse de, garip bir çekiciliğe sahip olan ‘Metzengerstein’, dışavurumcu oyunculukları ve ‘hafif grotesk’ atmosferiyle ilgi çekici bir yapım. Poe’yla yakın bağ kurmuş okurların görmesinde yarar var... Bu arada, ‘Olağanüstü Öyküler’in en iyisinin Fellini imzalı ‘Toby Dammit’ olduğunu da son bir not olarak ekleyelim.
Not: ‘Olağanüstü Öyküler’in DVD’sini raflarda bulabilirsiniz.

BÜTÜN HİKÂYELERİ
Edgar Allan Poe
Çeviren: Dost Körpe
İthaki Yayınları
2002, 968 sayfa
75 TL.