Duvarlar yıkılırken

Duvarlar yıkılırken
Duvarlar yıkılırken
Dünyayı değiştirmek için yola çıkanların 1989 yılının bir Kasım akşamında Berlin Duvarı'yla birlikte yıkılan hayallerini anlatan iki farklı roman. Biri Berlin'de diğeri Prag'da iki kahraman da kendisiyle ve geçmişiyle sıkı birer hesaplaşmaya girişiyor
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Geride bıraktığımız yüzyılın başlarında Avrupa’da bir grup insan, sonsuz ovalarda ve tepelerde yayılarak yeniden yükselen ve onları çağıran eski bir sesin çınlamasını dinlemek üzere, bir çağrıya uydular. Bu, ne büyük Pan’ın ölümü üzerine, ormanlarda ve çalılıklarda fısıldayarak gezinen umutsuz sesti ne de dünya yaşamını kutsayan ve sonsuza dek kurtuluşu vaat eden, zehir gibi acı ve yumuşak mırıltıydı. Bu ses bambaşka bir şeyler söylüyordu ve öylesine eskiydi ki bir yandan tanyeri ışıklarını (ve elbette doğanın ışımasını; çünkü böyle bakıldığında nesneler havada uçuşuyormuş gibi görünebilir) muştuluyor, öte yandan yeniliklerin ışıltılı vurgularıyla renkleniyordu. Bu, partizanlara ayağa kalkmalarını haykıran, neşeli ve korkunç, müthiş sevinç yüklü ve acımasız bir çağrıydı. ”
Bu cümlelerle başlıyor Güneşi Durduracağız . Ancak anlatılan hikaye çağrıya uyup ayaklanan partizanların destanı değil. 19. ve 20. yüzyıl Avrupasında yoksulların, madenlerde ve fabrika atölyelerinde zorlu koşullarda çalışan işçilerin burjuva sınıfının acımasız iktidarında maruz kaldıkları hayatı değiştirmek için verdikleri mücadeleyi de dinlemeyeceksiniz. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan iki romanda - Hain Koyunlar’da Katja Lange-Müller, Güneşi Durduracağız’da Françoise Bouillot- hikayenin hüzünlü sonunu anlatıyorlar; iki farklı görünümünü. Güneşi Durduracağız’da 1987 Temmuz’unun puslu bir gününde, otuzlu yaşlarının sonlarındaki bir kadınla Frankfurt’u Prag’a bağlayan demiryoluyla Doğuya geçecek, Hain Koyunlar’da, bir başka kadının peşinden Almanya ’nın Doğusundan Batısına -Berlin’e- kaçacaksınız. Ve hesaplaşma başlayacak...

Entelektüel hesaplaşma
Françoise Bouillot, Doğu Blokunu temsilen Çekoslovakya’yı seçmiş. 1987 yılındayız. Direnişçi bir aileden gelen, bir zamanlar Fransız Komunist partisi içinde yer almış Alice Ferrier kocasına eşlik etmek için ziyaret ediyor bir zamanların görkemli Karlovy’sini. Film festivali zamanı. Çekoslovak filmlerinin Fransa dağıtımını yapan kocası Charles Bragat da eski bir komunist. Doğrusunu söylemek gerekirse roman kişilerinin hemen hepsi geçmişlerinde isyanın coşkusunu duymuş ya da komunist partilere bağlılıkla büyümüş insanlar. Ne var ki reel sosyalizm uygulaması her birini bir başka yöne savurmuş, kimileri sosyalist görünümlü parti bürokrasisini sürdürmekten yana, kimileri böyle bir uygulamanın çürüdüğünü düşünüyor.

Yeni hayatlar solan umutlar
Filmexport yöneticileri, parti bürokratları, turistler, kumarhane işletmecileri, yer altı muhalefeti, palazlanmaya başlayan Çek mafyası ve olup bitenleri gözlemlerken zihni zaman içinde bitip tükenmez yolculuklar yapan Alice Ferrier. Yazar simgesel karakterlerini tarihi bir mekanda Emperyal Otel’de toplamış.
Sadece siyasi nüfüza ya da maddi imkanlara sahip insanları kabul eden Emperyal Otel’in de simgesel yanı ağır basıyor. Bir yanıyla Kafka’nın şatosudur Emperyal Otel. Aslında Alice’in merceğine düşen evlerin, eşyaların, yolların yıpranmışlığı ile Çekoslovakya’ın, hatta sosyalizmin yıpranmışlığı bağlantılı. Bu bağı açığa çıkaran tasvirlerse romanın en başarılı yanı. Ancak hikayeye temsiliyet düzeyinde katılan şahıslar için aynı şeyi söyleyemiyorum. Bütün bir tarihi entelektüellerin bakış açısıyla değerlendirirken toplumun geri kalanını neredeyse hiç görmüyor Bouillot.
Özellikle Çekoslovakya ve Fransa siyasi tarihi üzerine uzun diyaloglarla sekteye uğrayan roman akışı sonlara doğru hızlanıyor ve duvarın yıkılmasıyla son buluyor. Yönetici elit ve entelektüellerin kendilerine yeni bir hayat kurmakta zorluk çekmediklerini biliyoruz. Peki ya evleri, bahçeleri olan kendi hallerindeki insanlar?
Yanıtı almak için Hain Koyunlar’ın sonlarına gideceğiz; “burası yeni, daha önceden kimsenin tanımadığı ve bir gün bittiğinde belki de hoşuma gidecek bir şeye dönüşecekti; ama, şimdi değil; kaos, yıkım, vurgun, belirsizlik anlamına gelen başlangıç aşamasında değil. İster Doğulu, ister Batılı, isterse çifte Berlinli olsunlar, biz ‘Aborjinlerin’ çoğu, o zor aylan tespih böceklerine yakışır bir biçimde, yabani otlar bürümüş bahçedeki bir taşın altındaki tespih böcekleri gibi geçirmiştik; bunu uzaktan bile görebiliyordum. Ama büyük bir el gelmiş, taşları almıştı ve şimdi dört bir yana kaçışıyorlardı bu küçük yaratıklar ya da ölü taklidi yapıyorlardı -ve yurtları olmuş taşların geri gelmesini istiyorlardı: karanlığın, huzurun, yani alıştıkları ne varsa işte, onun gelmesini.”
Konuşan, Katja Lange-Müller’in iki dünya arasına sıkışmış kahramanı Soya. Doğu Almanya’dan kaçıp Batı Berlin’e yerleşen, arkadaş evlerinde barınan, hayatını kazanmak için gündelik işlerde çalışan, her iki siteme karşı da ilgisiz ve beklentisiz genç bir kadın. Soya ile Harry arasındaki aşkla duvarın yıkılış sürecini aşağıdan bir bakışla ele alan Müller, sürecin siyasi tarafından ziyade insani boyutları üzerinde duruyor. Bekleninin aksine Doğulu Soya’nın değil Batı’lı Harry’nin dramı öne çıkmış. Gizemli bir geçmişi, karanlık bir geleceği olan, yaşadığı sistemden nefret edip “bir kere de bir Batı Berlinlinin Duvar’da can vermesini planlayan” Harry. Harry’e Soya’nın bakış açısıyla yaklaşıyor Müller;
Kendisi de Doğuda büyüyen yazarın hayatından esintiler taşıyan Hain Koyunlar, Batının marjinal insanlarının çaresizliğine, toplum tarafından itilip kakılmalarına, sistem tarafından dışlanmalarına, hapsedilmelerine ve sonuçta imhalarına varan kaderlerine dair sonu baştan belli karanlık bir aşk hikayesi. Türkçeye çevrilen bu ilk romanında insani kaderlerle tarihin dönüm noktalarını edebi bir dille kesiştirmiş Katja Lange-Müller.

Küçük bir külliyat
Her iki romanda da roman kahramanlarının kendileri ve geçmişleriyle yaptıkları hesaplaşma evrensel bir boyut kazanırken her iki tarafta da dünyayı değiştirmek için yola çıkanların 1989 yılının bir Kasım akşamında Berlin Duvarı’yla birlikte yıkılan hayalleri anlatııyor.
Berlin Duvarı’nın yıkılıp yeni dünya düzeninin kurulmasından sonra Ukrayna’da Turuncu, Çekoslavakya’da Kadife, Gürcistan’da Gül. Ve diğer ülkelerde benzer imgelerle adlandırılan değişimlerle sosyalist sistem çökmüş, özgürlük ve demokrasi vaatli yeni hükümetler kurulmuş, Doğu Bloku halklarında Batı tazrı bir hayat sürme, Batılılar gibi harcama umutları yeşertmişti. Doğu Bloku ülkelerinde Güneşi Durduracağız romanında özetlenen refah ve huzur beklentisi sağlanamadı. Oysa artık tek sistemim hakimiyetindeki Avrupa’da Hain Koyunlar’da anlatılan dramlar sıkça yaşanıyor. 

Eski sosyalist ülke romanları
Sosyalizmin tasfiyesi özellikle liberalleri rahatlattı ama Doğu Bloku ülkelerinin akibetlerine olan ilgi de azaldı. Artık “sosyalizmin pençesindeki mutsuz, tüketme özgürlüğünden yoksun” insanlar hakkında yazılar okumuyoruz. Eskinin sosyalist, bugünün kapitalist ülkelerinde toplumsal hayatın nasıl sürdüğünü, değişimlerin ahlak ve moral değerlere etkisinin yönünü en iyi edebiyat yapıtları anlatıyor. Ancak bu tarz anlatılar biraz da dil engeline takılıyor ve Türkçeye yeterince çevrilmiyor. İlgilenenler için küçük bir seçki yapmakta fayda var (parantez içindekiler Türkçede yayımlandıkları tarihlerdir);
Emil Tode’un ‘Sınırda Bir Ülke’ (1999) , Ingo Schulze’un “Sıradan Öyküler Doğu Alman Taşrasında Bir Roman”(1999) ve “Adam ile Evelyn” (2009), Tarık Ali’nin “Ayna Korkusu”(2000) ve “Kefaret”(2002) , Michael Ignatieff’in “Asya”(2001) , Irina Denezkina’nın “Bayan Ölüm Chat Odasında”(2004) , Yade Kara ’nın “Selam Berlin”(2004), Aleksandr İkonnikov’un “Lizka ve Erkekleri”(2006) , Inka Parei’nin “Gölge Boksörü”(2007) , Attila Bartis’in “Sesszlik”(2007) , Stelyo Kuloğlu “Postaneye Asla Yalnız Gitme”(2007), Alek Popov’un “Kiralık Kraliçe’’(2008) , Vladimir Makanin’in “Underground” (2009), Andrej Blatnik’in “ Deri Değişimi” (2008), Marina Lewycka’nın “İki Karavan” (2009), Peter Piöùanek’in “Babil’in Nehirleri” (2009), Mariusz Czubaj’ın “21:34”(2010) romanlarında sosyalizmin yıkılış sürecine dair anlatılar bulacaksınız. 

HAİN KOYUNLAR
Katja Lange -
Müller
Kanat Kitap ,
Çeviren Mehmet Cemal Ener, 2010,
160 sayfa, 12 TL.

GÜNEŞİ DURDURACAĞIZ
Françoise Bouillot
Ayrıntı Yayınları,
Çeviren Ahmet Şensılay, 2010,
416 sayfa, 29 TL.