Eco'nun kötü adamı

Eco'nun kötü adamı
Eco'nun kötü adamı

Umberto Eco

Bu romandan alınacak olan gizli zevk, Bay Eco'nun yarattığı karakterden duyulan nefretin altında yatıyor
Haber: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ - heyzen@mail.org / Arşivi

Wall Street Journal geçen hafta Umberto Eco’nun ‘Prag Mezarlığı’ romanıyla ilgili dikkat çekici bir makale yayımladı. Sam Sacks imzalı makale, kitap İtalya’da yayımlandığında –yaklaşık bir yıl önce- çıkan tartışmaları hatırlatması açısından ilginçti. Şöyle diyordu Sacks: “Prag Mezarlığı İtalya’da yayımlandığında, Vatikan’ın desteklediği gazetelerden Osservatore Romano’da romanla ilgili bir eleştiri yayımlanmış ve gazete , ‘bazı okuyucuların’ romandaki karakterin ‘Yahudi karşıtı’ söyleminden etkilenmelerinden duyduğu endişeleri dile getirmişti. Ama Bay Eco’nun yayıncıları Vatikan’ın kalemlerinden korkmamalı,” diye devam ediyor Sacks: “Rowling ve Dan Brown gibi yazarlar da Vatikan’ı kızdırmıştı ama satışlarının nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz.” Ardından, Eco’nun romanı kötü adamlarla (Yahudi karşıtları, satanistler, katiller vb.) doldurmuş olmasından bahsediyor. Roman, bütün felaketlerin izini tek bir adama kadar sürüyor: Piemonte’li Simone Simonini. “Dünyadaki tüm kötülüklerden masonların, kadınların, İtalyanların, Almanların ama en çok ve en çok Yahudiler’in sorumlu olduğuna inanan bir sahte evrak hazırlama ustası. Roman, kısmen Simonini’nin itirafları şeklinde ilerliyor ama bu anlatım, alter-egosu diyebileceğimiz ikinci bir ses olan Cizvit Abbé Dalla Piccola tarafından bölünüyor.” Simonini’nin 19. yüzyılın canına okuyuşundan (Dreyfus aleyhine sahte belgeler hazırlamak gibi eylemlerde bulunuyor) bahseden Sacks , tüm kavga gürültünün kaynağı olan Gizli Sion Belgeleri’ denilen metne dikkat çekiyor. Yahudiler’i herkesin gözünde kötü duruma düşürecek sahte bir evrak hazırlamaya niyetlenen Simonini, ‘bir metnin gerçekten güçlü olmasını istiyorsanız kimse onu görmemeli ama herkes ondan bahsetmeli’ düşüncesinden yola çıkarak, çok az insanın göreceği bu metni kaleme almış. “Bay Eco, Simonini’yi yaratırken edebiyattaki en nefret edilesi karakteri yaratmaya niyetlendiğini söylemiş,” diyor Sacks. “Ona yedi büyük günahı da işleterek bu detayın altını çizmiş. Ama Kilise’nin, okuyucuların bu karaktere kapılacağı yönündeki endişesi, 007 romanlarını okuyanların dünyayı ele geçirmeye çalışacaklarını düşünmek kadar yersiz. Bu romandan alınacak olan gizli zevk, Bay Eco’nun yarattığı karakterden duyulan nefretin altında yatıyor.”

Kendin yaz kendin yayımla
Dijital çağ, yeni bir yayıncılık anlayışını da beraberinde getirdi. Kendi kitaplarını kendileri basan ve hatta tanıtımlarını kendi yapan, ama tanıtımı için milyonlarca dolar harcanan kitaplardan daha iyi sonuçlar elde eden yazarlardan bahsediliyor. ‘ İnternet fenomeni’ denilen bu yapıtlar, henüz azınlıkta olmakla beraber, yayıncılığın şekil değiştirmeye başladığını da ispatlıyorlar. Aklıma ilk gelen örnekler, Scott Sigler’in Türkçede yakın zamanda yayımlanan ‘Enfeksiyon’ adlı kitabı ve önümüzdeki aylarda yayımlanacağını duyduğum ‘Anonymous’ (Adsız Kitap). Bunların yanı sıra youtube’da tanıtılan, Amazon üzerinden yazarı tarafından e-kitap olarak satışa sunulan ve neredeyse sıfır maliyetle ciddi kitlelere ulaşan eserler var. Ama Batı , editör-yayınevi-yazar denklemini elden geçiredursun, doğu ise çoktan bir adım ileri gitmiş durumda. The Guardian’a göre Çin’deki “kendin yaz kendin yayımla” anlayışındaki yükseliş, herkesi bu konuyu tartışmaya zorlayacak türden. Özellikle de kâğıt baskı değil, internet yayıncılığı söz konusu olduğunda.