Edebiyata saygı duruşumdur

Edebiyata saygı duruşumdur
Edebiyata saygı duruşumdur

Doğu Yücel FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Doğu Yücel: 'Varolmayanlar' bir açıdan edebiyat üzerine bir kitap. Edebiyatla hayatı değiştirme güdüsü üzerine bir hikâyeye sahip. Bu açıdan edebiyata bir saygı duruşu olarak nitelendirilebilir'
Haber: ALİ MERT ALAN / Arşivi

90’lı yılların sonunda Non Serviam dergisindeki müzik ve sinema yazılarıyla tanıdığımız Doğu Yücel’i Radikal okurları da müzik yazılarından tanıyor. Uzun zamandır Blue Jean ve Headbang dergilerinde çalışıyor. 2001’de yayımlanan ‘Düşler Kâbuslar ve Gelecek Masalları’ isimli hikâye kitabıyla edebiyat dünyasına adım atan Yücel, bir yıl sonra yayımladığı ‘Hayalet Kitap ’ isimli ilk romanıyla da oldukça beğeni topladı. Sonrasında Okul ve Küçük Kıyamet gibi sinema filmlerinin senaristi olarak karşımıza çıktı. Şimdi de yazar uzun yıllar kafa patlattığı gerçek ve hayal dünyası arasında gidip gelen yeni çalışması ‘Varolmayanlar’ı okurlarının beğenisine sundu.
‘Varolmayanlar’da; genç işadamının, ve arkadaşlarından oluşan hayatı, baba yadigarı dolmakalemi ile yazdığı hikâyenin gerçekleştiğine tanıklık edince bir anda değişir. Gerçek ve hayal dünyası arasında gidip gelen metal müzik gruplarının fonda çaldığı maceralar başlar. Sorgulamalar, hayaller, gerçekler, özlemler... Doğu Yücel’in sinematografik anlatımı sayesinde kitabı okurken aslında siz de kitabın içinde yer alıyorsunuz, hayaller kuruyorsunuz. Keyif veren bir kitap. 

‘Varolmayanlar’ ve önceki romanın ‘Hayalet Kitap’ arasında yaklaşık on senelik bir süre var. ‘Varolmayanlar’ bu süre zarfında yavaş yavaş mı oluştu?
‘Hayalet Kitap’ 2002’nin son ayında çıkmıştı. ‘Hayalet Kitap’ı bitirmeye yakınken ‘Varolmayanlar’ın temel fikri aklıma gelmişti. Bu fikri yavaş yavaş büyüttüm, geliştirdim. Tabii bu sırada ‘Hayalet Kitap’ın Okul filmine dönüşmesi ve bir anda kendimi senarist olarak bulmam işleri oldukça yavaşlattı. Çünkü senaryo dili ile edebiyat arasında çok büyük fark var. Önce Okul’u, daha sonra Küçük Kıyamet’i yazdım. Arada dizi senaryolarında çalıştım. Başka gün ışığı görmemiş ya da ismimle anılmasını istemediğim film projeleri de oldu.
Bu yoğun senaryo mesaisinden sonra o senaryo dilinden kurtulmam gerekiyordu. Bir de ‘Varolmayanlar’ın yapısı biraz karmaşıktı. Hatta ilk üç, dört sene “Ben bunu nasıl yazacağım, fikirlerin hepsini nasıl toparlayacağım” diye düşündüm. Çözmem gereken bilmeceler vardı kitabın içinde. O kısımları, o dönemeç noktalarını nasıl çözeceğim diye kendi kendime bir savaş verdim. Çok çalışarak, yıllara yayılan bir süreçte romanı bitirdim. Arada çok vakit olmasının birinci sebebi senaryo süreciydi. İkinci sebebi de aslında sinema sektöründe yaşadığım hayal kırıklıklarının benim üzerimde yarattığı güvensizlikti. 

Kitapta hayaller var ama aynı zamanda gerçeklikten de uzak değil. Mesela sen Heavy Metal dinliyorsun, futbolla haşır neşirsin... Bunun gibi özellikler kitabın ana karakterinde de var. Kitapta gerçekle örtüşen başka neler var?
Bu sık sorulan bir soru. Orhan Pamuk da yeni kitabında biraz anlatmış bunu. Aslında okurun hayal dünyasına bence çok müdahale edilmemeli. Tabii ki her yazarın her hikâyesinin bir kısmı gerçeklik payı taşıyor, bir kısmı da tamamen hayal ürünü. Orada neyin hayal ürünü, neyin yazarın kendisiyle ilgili olduğu, dillendirilmemeli. Tabii ki diğer kitaplarımda olduğu gibi benden parçalar var... 

Kitapta ana karakterin ismi yok. Okurun kendilerini o kahramanın yerine koymalarını mı istedin?
Sebeplerimden birisi oydu. Çünkü kitabın asıl söylemek istediği şeylerden biri, hayatı değiştirmek isteyen bir kahraman var, kitapta da “O sen olabilirsin,” diyor. O yüzden o kahramanı isimlendirmek istemedim. Diğer yandan günlüğünde insan kendi adından bahseder mi ondan emin değilim. Üçüncü sebebim; biraz denedim ama çok iyi bir isim bulamadım. Romandaki sürprizleri de bozmak istemiyorum ama kahramanın ayrıcalıklı bir durumu var. Öyle bir karaktere nasıl bir isim koyulur? Emin olamadım. Bir de günlüklerin sahibinin hikâye gereği bulunmaması gerekiyordu. Orada devlet ve Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen polisiye bir araştırma süreci de var. Tüm bunlar bir araya gelince “En iyisi isimsiz kalsın,” dedim. 

‘Varolmayanlar’ da Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ından, Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ından yaptığın alıntılar var. Ayrıca Melville, Jules Verne, Cervantes gibi isimlere göndermeler yapıyorsun.
‘Varolmayanlar’ bir açıdan edebiyat üzerine bir kitap. Yazmanın gücü, yazı gereciyle yaşadığınız aşka yakın ilişki, edebiyatla hayatı değiştirme güdüsü üzerine bir hikâyeye sahip. Aynı zamanda yazar olmakla ilgili kısımları da var. Böyle bir hikâye anlatırken edebi göndermeler yapmaktan kaçamazdım. Daha önceki kitaplarımda az tanınmış bilimkurgu öykücülerimiz dışında çok fazla Türk edebiyatından etkilenmemiştim. Bu defa Oğuz Atay, Sabahattin Ali gibi isimlerin yapıtları da etkiledi beni. Onun dışında, yeri geldiğinde yabancı kitaplarla ufak bağlar kurdum.
Melville’in Katip Bartleby’si karşımıza çıkabiliyor. O romanı okumuş olan için bir keyif zerresi, okumayan için bir öneri olarak bakılabilir. Kitabın isminde Italo Calvino’nun ‘Varolmayan Şövalyesi’ ne de gönderme var aslında. Kitaptaki fantastik ile gerçeklik arasındaki tarz bu tip göndermeleri doğal bir şekilde davet ediyor bence. Haruki Murakami, Bret Easton Ellis gibi sevdiğim yazarlar da sık sık edebiyata ve popüler kültüre dair göndermeler yapıyorlar. ‘Varolmayanlar’, bu açıdan edebiyata bir saygı duruşu olarak nitelendirilebilir. 

Kitapta insani ilişkilerden bahsediliyor, düzen eleştirisi de var. Biraz önce de “Bir kahramana ihtiyaç var o sen olabilirsin,” dedin. Kahramanlar kötü zamanlarda ortaya çıkıp durumu düzeltirler. Sence her şeyi nasıl bu kadar kötü bir hale getirdik?
Bunun birinci sebebi şu an içinde bulunduğumuz ekonomik sistem. Öyle bir sistem ki, insanları para ve kazanç hırsıyla büyütüyor. Çocukluktan itibaren bize öğretilen şey daha çok para kazanmak ve daha güçlü olmak üzerine kurulu. Böyle olunca da o çocuk büyüdüğü zaman hayata o amaçla bakıyor. Sonra da her şey tepetaklak oluyor. Bir yanda Afrika’da insanlar açlık çekerken bir yanda milyonlarca dolarlık yiyecek israf oluyor. Bu adaletsizliği doğuran da ne pahasına olursa olsun kâr etme temelinde kurulan düzenin kendisi.
Burada da o düzene hizmet eden bir finansçıyı işledim. Çünkü onlar da bu düzenin tersliğinin farkında değilmiş gibi davranarak hayatlarına mutlu, mesut devam ediyorlar. Ama bir yerde kırılma noktası oluyor. Romanda bu kırılma noktası babasının kalemiyle bir hikâye yazması ve o hikâyenin bire bir gerçekleşmesiyle yaşanıyor. Kahraman kendi hayatını sorgulamaya ve eski hayallerini hatırlamaya başlıyor. Bu sembolik olarak da algılanabilir. Çünkü her insan hayatının bir noktasında sorgulamaya neden olacak bir kırılma anı yaşıyor. Bir süre sonra onu atlatıp eskiden nasılsa yoluna aynen devam ediyor ya da atlatmayıp bambaşka bir yoldan gidiyor. Ben de tüm bunları eleştirdim.
Sadece bu da değil, medeniyetimizin şu an üzerine kurulduğu birçok değer ve kutsallık bence artık değişmeli ya da geliştirilmeli. Aslında bu zor bir felsefe değil. Hani bir liseli de bunları bir kompozisyonunda yazabilir. Ama ben tüm bu anlattıklarımı biraz varoluşçu bir eksene sahip, anarşist temaları olan bir macera kitabında topladım. En azından üstüme düşen vazifeyi yaptığıma inanıyorum. Ama en önemlisi sonuçta ben bir hikâyeciyim ve mesaj vermektense birinci amacım okuru bir maceraya sürüklemektir. Mesajlar var, varoluşcu felsefi bir durumu var kitabın ama öncelikli hedefim okuru bir maceraya çıkarmaktı. 

Kitapta, kahraman babasından miras kalan dolmakalemle olaylara hükmedebildiğini anlıyor. O kaleme sen sahip olsaydın neleri değiştirirdin?
Güzel bir soru. Kalem bende olsaydı toplumsal bir olaya ya da dünyayı daha güzel bir yere götürecek bir hikâyeye değil büyük ihtimalle benim çıkarıma yansıyacak bir hikâye yazardım. Çünkü insan biraz bencil bir varlık. Böyle bir güce sahip olunca kendi ufak ve sığ hayalini gerçekleştirmeye bakar. Kendime güzel bir aşk hikâyesi yazardım. Sonra dünyayı değiştirmeye bakardım...

VAROLMAYANLAR
Doğu Yücel
Doğan Kitap
2011
440 sayfa, 24 TL.