Edebiyatımız, bugün

Edebiyatımız, bugün
Edebiyatımız, bugün

Murathan Mungan

Yazılanların tartışılıp çözümlenmesi, günümüzün fotoğrafını çekmek için tek akılcı yol. Bugünün önde gelen yazarlarını daha çok bizim kuşağımızın yazarlarının oluşturduğu söylenebilir
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Bugün yaşayan edebiyatımızın geçmişine göre durağan, renksiz, kısır ve kısıtlı olduğunu sanmıyorum. Belirgin ağırlığını bir önceki kuşağın taşıdığı; gençlik dönemini tamamlamaya başlayan ikinci kuşağın dinamik biçimde yeni yollar açtığı; edebiyatın ne olduğunu soran, ama belki henüz sorgulamayan genç yazarların kendilerini daha çok göstermeye başladığı; bizden önceki kuşağın ara sıra da olsa hâlâ güçlü metinler yazıp yayımladığı bir dönem içindeyiz.
Gene de yaygın eleştiri: Çok yazılıyor, ama ne yazılıyor.
Şu yanıt verildi: Hem hiç kimseye niçin yazıyorsun denemez, hem de ne kadar çok yazılırsa, iyi metinlerin ortaya çıkma şansı o ölçüde artar.
Asıl olansa, günümüzde yazılanların niteliği elbette. Yazılanların tartışılıp çözümlenmesi, günümüzün fotoğrafını çekmek için tek akılcı yol. Bugünün önde gelen yazarlarını daha çok bizim kuşağımızın yazarlarının oluşturduğu söylenebilir. İlk çentiği buraya atalım. 1980’den hemen önce ortaya çıkan, önceki kuşağın ustalarıyla iç içe yaşayan ve 1980’lerin başlangıcındaki o tuhaf dönemde ilk önemli yapıtlarını vermeye başlayan bu kuşak, bugün sözgelimi ‘Şairin Romanı’ (2011) gibi bir romanın yaratıcısıdır ki, bu roman bana kalırsa edebiyatımızın bugün yerinden bir adım oynamasına yol açacak kadar önemli bir rol oynamış, çoğunlukla yazılana mahkûm kalınmayacağını gösteren güçlü bir örnek olmuştur. Sanırım bir süre sonra yeniden tartışılmaya başlandığında değeri daha iyi anlaşılacak.
Bu yolun başında, Orhan Pamuk ile Mehmet Eroğlu gibi romancılar vardı; geçenlerde A. Ömer Türkeş, “okunması gereken 140 roman”ı sıraladığı yazıda, edebiyatımızın 1980’den sonraki verimini derleyerek tipik bir dönemi değerlendirmek için önemli bir veri sundu. 120 ay için 140 roman önerisi, böylece kayda değer bir verimliliğin de göstergesi oldu. 1980’den bugüne, artık oldukça uzun bir dönem geçti, farklı anlayışlar birbirinin yerini aldı, bugünkü edebiyat anlayışımız başlangıç noktasının görülemeyeceği bir yere geldi, birden çok anlayış kuşağının sonra gelenleri önceki bazılarını eskitti ve kimilerinin kötümserliğine karşın, edebiyatımız çok yönlü ve çok boyutlu bir gelişmeyi genç kuşaklar aracılığıyla sürdürüyor. 

Çok mu yazılıyor?
Dolayısıyla edebiyatımızın hemen bugünkü fotoğrafını çekmek, belirsizlik varsa eğer, görünümü netleştirmek için yararlı olur. Bugüne ilişkin değerendirmelerde, çoğu kez olumsuz yanlar öne çıkar. Bugün, içinde bütün sıcaklığıyla yaşandığı için, hemen hiçbir zaman öncelikle olumlu yanlarıyla tartışılmaz. Sıklıkla deniyor ki: Hem yayımlanan kitapların sayısı büyük bir hızla artıyor, hem de nitelik bu artışla ters orantılı biçimde düşüyor. Niçin iyi romanlar yazılmıyor? Alışılmış bir yargı. 2000’de yayımlanan roman sayısı 140 iken, on yıl sonra 2010’da bu sayı 570 olmuş. Çok mu? Neye göre? Hiç kuşku yok ki, yazılanların ve yayımlananların sayısının çoğalması, o edebiyatın yaşayan değerlerinin güçlenmesini sağlayıp gizilgücünün açığa çıkmasını kolaylaştırır. Gelgelelim, tartışmayı bu düzeyde sürdürmek yerine, bugünkü edebiyatımızın verimliliğine ve niteliğine bakmak, çok daha anlamlı verilere ve sonuçlara götürür.
Dolayısıyla Murathan Mungan’ın ‘Şarinin Romanı’nın, edebiyatımızın bugününü anlattığını söylemek yerine, yalnızca tekil bir örnek olduğunu söylemek mi daha doğru olur? Sanmıyorum. ‘Şairin Romanı’nın niteliğinin bu denli yüksek düzeyde oluşu, Murathan Mungan’ın yaratıcılığı yanında, bugünün yazınsal düzeyini de anlatır. ‘Şairin Romanı’, geleneksel ya da avangard olmayan, roman geleneğinin bütün birikimini içselleştirmiş, içerdiği anlamı izleme biçimi kusursuz, yetkin bir kurguya sahip, Türkçenin bir düzyazı dili olarak ulaştığı yetkinliği gösteren bir roman. ‘Şairin Romanı’, kimilerine göre popüler olanın aşağı ittiği edebiyatımızın, bu doğruysa da, aslında ne yapabileceğini örneklemiş oldu.
Edebiyatımızın son iki kuşağının 1980 öncesiyle dirsek bağı olan ilki, kendini bağımsız bir kuşak olarak var edebilecek niteliği 1990’lara kadar kazanmıştı ve denebilir ki, dönemin edebiyatını da geçen kuşakların usta yazarlarından çok kendi içinden çıkardığı yazarlarla anlatmayı başarmıştı. Sonra gelen kuşağın en belirgin özelliğiyse, geçmişten büyük ölçüde kopmuş olmasıdır. Bu kopuş doğrusu tam anlaşılamadı, önce hep olumsuz yanıyla değerlendirildi. Oysa yeni yazarların yeni biçimleri ve yolları bulmaları, onları geçmişe dönük tutan bağların atılmasıyla olasıydı ve böyle de oldu.
Her birini kendi içinde yürüyen yazarlarıyla bir arada anabileceğimiz şu dört ana yol bugünkü edebiyatımızı anlatabilir:
1. Düzyazının olanaklarını dil içinde geliştirirken yeni biçim arayışlarının nitelikli örneklerini vermeye çalışmak.
2. Ne anlatıldığını, dolayısıyla bir hikâyeyinin kurgulanmasını önemsemek, bu arada klasik biçimleri geliştirmek.
3. Son kertede yalınlıkla çokanlamlılığı birleştirmek, dolayısıyla anlatım biçimini olduğu kadar, anlamı da önceden bilinenlerin dışında aramak.
4. Yenilikçi arayışları deneysel ya da postmodern biçimler içinde aramak. 

Yenilikçi yazının izinde
Birinci grupta, başlangıçtan bugüne aynı anlayış içinde kararlılıkla kalan yazarların yanında, zaman içinde bambaşka biçimlere yönelenler de var. Sözgelimi Hasan Ali Toptaş’ı iki dönemi içinde değerlendirmek yerinde olur. ‘Bin Hüzünlü Haz’ (1998) ile ‘Uykuların Doğusu’ (2005), onun şimdi içinde bulunduğu yazınsal anlayışı anlatıyor ki, kimileri için postmodern bir yazar olan Hasan Ali Toptaş’ı, dil içinde yaşayan bir geçmodernist olarak görmek daha doğru olur sanırım. Ayrıca bu iki roman, günümüzde Türkçenin bir edebiyat dili olarak birçok yazara da uzanan yeni anlatım biçimlerini gösterir. Sözgelimi Sema Kaygusuz’un iki romanı, ‘Yere Düşen Dualar’ (2006) ile ‘Yüzünde Bir Yer’i (2009) de aynı yerde düşünebiliriz. Dilleri yer yer anlamın önüne geçerek okunan romanlar, etkilerini kendileri dışında da gösteriyor. Ayrıca bu romanları ‘Şairin Romanı’nın yanı başında, birbirine uzanırken saptamak da doğru olur –ki orada Murathan Mungan’ın ‘Çador’u (2004) da var.
Latife Tekin’in ‘Unutma Bahçesi’ (2004) ile ondan önceki romanı ‘Ormanda Ölüm Yokmuş’ (2001), anlamı dil içinde yoğunlaştırmak ne demektir, bunun iki örneği. Her ikisi de son dönemin önemli romanları arasında. Bir bakıma, Latife Tekin’in yaratıcılık düzeyini ‘Aşk İşaretleri’ ve ‘Muinar’ın üstünde tutan, ‘Sevgili Arsız Ölüm’ün yanına taşıyan romanlar. Şu farkla ki, bu iki romanı Latife Tekin’in anlamı dışarıda değil, içeride arayan, insanın iç dünyasının anlatısı olarak kurgulanan ve son zamanlarda ne yayımlandığını merak edenlere, el üstünde tutularak gösterilmesi gereken iki önemli örnek.
Mahir Öztaş’ın ‘Bir Arzuyu Beslemek’ (2002) ve ‘Koparıldığımız Topraklar’ (2009) romanları da, hikâyesini ancak dikkatli okumalara açan, özenle yazılmış dilleri yanı sıra, aslında pek kimselere benzemeyen dünyalar getirdikleri için, bugünü değerlendirirken atlanmaması gereken romanlar.
Aslında Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun ‘Beş Ada’ (1997) kitabındaki öyküleri de buraya alabiliriz. Aradan epeyce zaman geçmesine karşın, 2009’da yayımlanan ‘Sur ve Gölge’yi de düşününce, Saçlıoğlu’nun alışılmamış hikâyeleri kendine özgü bir dil içinde kurgulayan tutumunu da yakından izlemek gerekir.
Hakan Şenocak ile Aslı Erdoğan’ın kendi olgunluk zamanlarını gösteren ‘Naj’ ile ‘Kırmızı Pelerinli Kent’, büyülü dünyaları ve özel dilleriyle çok önemliydi, ama son yıllarda başlangıçtaki o verimlilik düzeyinde kalamamaları, bugünkü edebiyatımızdan iki dişin eksilmesi gibi geliyor bana. Adını andığım bu iki kitap, son kuşakların neler yazabileceğini örnekleyen iki önemli kitap olarak okunmalı.
Aslında hiçbir yere bağlanamayacak bir yazar olarak gitgide kendini daha çok gösteren Faruk Duman da bu yolda yürüyor. ‘İncir Tarihi’ (2010) romanı bugün yazılanların çeşitliliğini gösteren önemli bir örnek. Hem geleneksel anlatılardan yepyeni biçimlerde nasıl yararlanılabileceğini gösteriyor, hem de dilin yenilenip zenginleştirilmesinin parlak bir biçimini.
Edebiyatımızın bugününün fotoğrafının bir bölümünü gösteren örnekler bunlar. Bütünü için yazmaya devam...

notoskitap.blogspot.com