Edebiyatın kurtlar sofrası

Edebiyatın kurtlar sofrası
Edebiyatın kurtlar sofrası

Wendy Wax

'Hiç Hesapta Yokken', bir sanat türü olarak insanlara ilham verdiğini, insanları eğlendirdiğini düşündüğümüz edebiyatın, üretiminin, neredeyse bir kurtlar sofrasında gerçekleştiğini göstermesi açısından ilgi çekici
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Şimdi, okuyucu olarak romanların her türünde, farklı farklı karakterler aracılığıyla değişik hayatları deneyimliyoruz ya… Hiç dikkatinizi çekti mi acaba; yazarın kağıt kalem başında herhalde en az torpil geçtiği ya da en çok görmezden geldiği diyelim, insan tipi kendi cinsi sanki. Biyografi ve otobiyografileri hariç tutuyorum elbette bu yorumu yaparken ve yazarın kurmaca bir kitap kahramanı olarak görünmesini kastediyorum.
Wendy Wax’ın, dört yazarın hikâyesini aktardığı ‘Hiç Hesapta Yokken’, benimkine benzer bir merak duyanlar için biçilmiş bir kaftan. Arka fonda Amerikan edebiyat piyasası olsa da, yazı kariyerlerinin farklı basamaklarında, farklı ekonomik koşullara sahip dört kadının yazarlığı etrafında dönen roman, birçok açıdan ilgi çekici aslında.
Bir sanat türü olarak insanlara ilham verdiğini, insanların hayatlarını ya da dünyaya bakışlarını değiştirdiğini ya da basit bir şekilde insanları eğlendirdiğini, hoşça vakit geçirttiğini düşündüğümüz edebiyatın üretiminin, okuyucuya sunduğu eğlenceye ya da vaat ettiği “sanat”a çok uzak bir ortamda, neredeyse bir kurtlar sofrasında gerçekleştiğini göstermesi açısından ilgi çekici örneğin. Zorlu sözleşmelerin yapıldığı, avansların el değiştirdiği, satışların duraksaması halinde sizi kollaması gereken yayınevi ya da ajansların bile sizden el çektiği, hatta düşüşünüzü hızlandırdığı bir ortamda yaratıcı olmanın, hikâye üretmenin imkansıza varan zorluğu da öyle. Bu kurtlar sofrası içinde dört kadının, kariyerleri ve ilişkileri pahasına birbirlerine kol kanat germeleri ise biraz romantik kaçsa da belki günümüzde, romanın insanın içini ısıtan ve kendine en çok bağlayan yanı. 

Dört kadın bir roman
Baş kahramanlarımız şöyle: geçmişinde kimseyle paylaşmadığı büyük bir travma olan, yazdığı her kitap aylarca çok satan listelerinden inmeyen, bir rock yıldızı muamelesi görse ve bir rock yıldızı hayatı yaşasa da, hiçbir anın tadını çıkaramayan, yazmaya bile bir askeri disiplinle ve büyük bir yazamama korkusuyla yaklaşan Mallory… Sabahları bir lokantada garsonluk yapan, öğleden sonraları bir çamaşırhanede çalışan, bir karavanda birlikte yaşadığı alkolik annesine ve iki küçük kızına tek başına ebeveynlik yapan, kalan vaktini de kafası masanın üzerine düşerek de olsa inatla yazıya adayan Tanya… Toplumda özellikle kadınlar arasında büyük beğeni toplayan bir televanjelistin eşi, iş ortağı ve en büyük destekçisi, çok satan dini kitapların yazarı Faye… Bir zamanlar gelecek vaat eden kariyeri dibe vurmuş, sözleşmesi son bir kitabın ardından iptal edilecek, yayınevi gibi kocası tarafından da çöpe atılmış Kendall.
Başta belki kendi tutukluğundan kaçmak için Kendall’a destek olan Mallory, grubu örgütleyince, ortaya dört kadın yazarın ağzından bir roman yazmaları, ancak romanı Kendall’ın imzasıyla yayınlamaları fikri çıkıyor. İmza tercihi, Kendall’ın yeteneğini göstermek için olduğu kadar, kendi imzalarını saklayarak bir hareket serbestisi kazanmak için de aynı zamanda. Romanın yazılış sürecinin getirmediği kendiyle hesaplaşma, bir televizyon programcısının canlı yayında romanı ortaklaşa yazdıkları ve aslında kendilerini bütün çıplaklığıyla romana yerleştirdikleri sırrını açıklamasıyla başlıyor.
Birbirlerini kariyerlerini riske atacak kadar sevdikleri halde, bütün bu sırları birbirleriyle paylaşmamış olmalarının kırgınlığıyla, dördü de darmadağın olan hayatlarını kurtarmak için bir süre kendi köşelerine çekiliyorlar. Kimsenin, en yakın dostlarının bile, göründüğü gibi olmadığı hayal kırıklığını yaşarken, eleştiri oklarını kendilerine çevirmeyi ihmal ediyorlar da. Neyse ki sonunda dostlukları ve dostluklarına duydukları ihtiyaç o kadar ağır basıyor ve zaten yayımlandığı ilk günden itibaren listelerde birinci sıraya yerleşen kitabın satışı öyle bir patlıyor ki, yayıncıları bu kârı paylaşmayı, bizimkiler de kaldıkları yerden olmasa bile dostluklarını sürdürmeyi başarıyorlar. 

İnsanı mutlu eden bir kitap
Kitabın belki de en ve tek matrak tarafı, Kendall’a kelimenin tam anlamıyla kan kusturan, dibe vursun diye uğraşan, ama kitabın başarısıyla çark etmiş görünüp televizyon habercisinin kulağına bir şeyler fısıldayan editörünün, aslında işin başında yazar olmak istediğinin ortaya çıkması. Pek fena olmasa da çok pırıltılı olmayan romanı zamanında reddedildiği için, hizmet verdiği yazarlara karşı acayip bir acımasızlık geliştirmesi. İnsanı düşündürmüyor değil! Ama tabii Türkiye ’de yakındığımız koşulları Amerika’dakilerle kıyaslayınca, “beterin beteri var,” diyerek halimize şükretmemiz de mümkün.
Romanın çevirisi yer yer tökezlese ve özellikle diyaloglardaki çift tırnak bozuklukları can sıksa da, ilk sayfasından itibaren sürükleyici bir tempo yakalaması, özlediğimiz bir kendini bir amaca adama, dostlar tarafından çevrelenmiş olma duygusu ve insanı mutlu eden, peri masallarına yaraşır finaliyle ‘Hiç Hesapta Yokken’ okuması keyifli bir roman.
Kitabın bir özelliği de yatay basılmış olması. Sayfa düzeni sayfanın enine değil de boyuna yapılmış, dolayısıyla tek elle rahatça okunabilen bir kitap. Kitaba bakış açınızı mecazi anlamda değil, gerçekten değiştiren bir tercih. İnsan, acaba ön ve arka kapak da yatay basılsaydı nasıl olurdu diye merak etmeden geçemiyor. Bir de tabii okuyucunun bu yeniliği nasıl karşılayacağını da… Elverişli ve rahat bir okuma sağladığı kesin, ama standart baskıların estetiğiyle yarışabilirmiş gibi gelmedi bana. En azından benim gözümde.

Kitap deyince akan sular duruyor
St Pete Beach’in rahat ortamında çocukluğunu geçiren Wendy Wax, beş yaşında, daha ilkokula başlamadan okumayı öğrendi. Çünkü bunun kendisinden beklendiğini biliyordu. O günden beri okumaktan asla vazgeçmedi ve hangi tür olursa olsun, kitaplar onun hayatında hep en önemli yere sahip oldu. Özellikle ‘Gone With The Wind’i (‘Rüzgar Gibi Geçti’) Wendy Wax için ayrı bir önem taşımakta. Kitabı defalarca okuduğu lise yıllarından sonra Georgia Üniversitesinde öğrencilik hayatına başladı ve South Florida Üniversitesinden mezun oldu. Üniversitede de bu Margaret Mitchell klasiğini tekrar tekrar okudu ve filmini de her fırsatını bulduğunda aynı heyecanla izledi. Her geçen gün daha büyüyen bir ‘Gone With The Wind’ koleksiyonu var. Öğrencilik hayatından sonra, televizyon, radyo ve film setlerinde çalıştı. Radyoda ‘7 Days and 7 Nights’ adlı bir program yaptı ve televizyonda 80’lerde ünlü bir şov programı olan ‘Desperate & Dateless’ı sundu.
Wendy Wax eserleri: ‘7 Days and 7 Nights’, ‘Leave It To Cleavage’, ‘Hostile Makeover’, ‘Single In Suburbia’, ‘The Accidental Bestseller’, ‘Magnolia Wednesdays’ ve ‘Ten Beach Road’. Yazarın şu ana kadar sadece ‘Ten Beach Road’ adlı kitabı ‘Hiç Hesapta Yokken’ olarak Türkçeye çevrildi.

HİÇ HESAPTA YOKKEN
Wendy Wax
Çeviri: Tuğçe Kayıtmaz
Eme Yayıncılık
2011, 456 sayfa, 22 TL.