Efes'te bir garip macera

Efes'te bir garip macera
Efes'te bir garip macera
Mavisel Yener ve Aytül Akal, didaktik bir tavır takınıp Efes'in tarihini cümle cümle sıkıcı bir şekilde sıralamak yerine, bazı mesajları ya da tarihi bilgileri öyküye yedirmeyi tercih ederek hikâyeyi tadını kaçırmadan anlatmışlar
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Her köşesinden tarih fışkıran yurdumda, bol çizim ve fotoğrafla bezeli, kurmaca-kılavuz dengesini tutturmuş tarih kitapları yok çocuklar için. Oysa İstanbul’da tarihi yarım adayı, Nemrut Dağı’nı, Sümela Manastırı’nı veya ne bileyim Truva’yı gezen bir çocuğun elinde kendisiyle beraber o mekânı gezen bir çocuğun hikâyesi, kitabı olsa. Çocuk tarihin okulda kendisine ezberletilen rakamlarla savaş isimlerinin toplamından fazlası olduğunu, bir sıradışı ve ilginç hikâyeler toplamı olduğunu görüp tarihten haz alsa, geçmişe kuvvetli bir merak duysa… 

Hayır efendim öyle yazılmaz
Neyse ki değişik yaş grupları için, içinden tarih geçen eğlenceli romanlar var. Bunlardan biri ve en yenisi de Mavisel Yener, Aytül Akal ortaklığıyla ortaya çıkan ve Efes Antik Kenti’nde geçen bir roman: ‘Kayıp Kitaplıktaki İskelet.’ Bence dünyanın en zor (aynı üslubu tutturmak açısından) ve tehlikeli (“Hayır efendim, öyle yazılmaz, berbat ettin güzelim hikâyeyi!”) işi iki yazarın birlikte bir kitap yazması. Yener’le Akal’ın tatlı atışmaları oldu mu bilemem, ama tek bir dil tutturmak konusunda kesinlikle bir sorun yaşamadıkları ortada. Kalemi kim nerede almış eline, kim nerede bırakmış elinden, belli değil. Bu açıdan tebrik etmek lazım ikisini de.
Gelelim romanın konusuna. Efes harabelerinin bekçisi, karısı ve kızları Ceylan’la antik kentte, Selsus Kitaplığı’na bakan mütevazı kulübelerinde yaşamaktadırlar. Ceylan’ın, adını İmparator Hadrianus’tan alan ve uzundur ortalarda gözükmeyen tekir Hadrian’ın, Selsus Kitaplığı’nda doğan Efes adını verdikleri yavrusunu sahiplenmiştir ve her gün düzenli olarak besler Efes’i. Ancak bir süredir Efes, kabındaki mamayı bırakın yemeyi, koklayamadan maması silinip süpürülmekte, yerine kır çiçekleri bırakılmaktadır.
Efes, başlarda bunu Ceylan’ın tatsız bir şakası sansa da, mamasına dadananın bir canavar olduğu sonucuna varır. Komik bir şekilde bu canavar, 150 yaşında, Kapkap adında bir kaplumbağa çıkar. İkili arkadaş olur, mamaları ortaklaşa lüplemeye başlarlar.
Bu arada Efes’te çok meşhur bir pop grubu konser verecektir ve Ceylan yakın arkadaşları Ayda ile Zeycan’a biletler çok pahalı olduğu için, konsere gizlice girmeyi teklif eder. Çünkü Ceylan, Selsus Kitaplığı’ndan Efes Antik Tiyatrosu’na giden gizli yeraltı geçidini bilmektedir. Ancak arkadaşları bu teklifi tekinsiz bulup çekinince de araları bozulur. Bu arada Ceylan, sınıfın yeni öğrencisi, ailesini depremde kaybettiği için teyzesinin yanına, Selçuk’a taşınan ve bütün okulun hayvanlarla konuştuğuna inandığı Ali’ye âşıktır.
Ceylan’ın mumlarla aydınlatmayı planladığı gizli yeraltı geçidine yaptığı son keşif gezisinde, Efes de Ceylan’ın peşine takılınca, takılmakla kalmayıp geçitteki bir yarıkta ne olduğu merak edip yeraltında hapis kalınca olanlar olur. Efes bir insan, bir de kedi iskeletinin olduğu kapkaranlık bir yerlatı odasında hapis kalır. Odadaki tabletin altında beliren merdiveni indiğinde parşömenlerle ve başka hazinelerle dolu bir oda keşfeder. Ancak bu keşfini yerin üstündeki kimseyle paylaşamadan açlık ve susuzluktan ölme tehlikesi altındadır. 

Burası bir hazine
Ceylan kendi derdine düştüğünden Efes’in yokluğunu oyunbazlığına verir. Efes’i kurtarmak da Kapkap’a düşer ama tabii saatte bir milim hızıyla şansı pek yüksek değildir. Neyse ki kader devreye girer de Ceylan’ın sınıfının antik kente yaptığı okul gezisinde Ali’nin hayvanlarla konuşması değil ama onların hareketlerine “kulak vermesi” sayesinde Efes kurtulur. Ve her şeyden önemli bir hazineye sahip olduğunun, Kapkap’ın dostluğunun farkına varırız biz de Efes’le birlikte. İnsanların hayvanlar karşısındaki tepkilerinden, doğadan ne kadar koptuklarını ve buna rağmen kendilerini doğanın merkezine koyduklarını çıkarırız. Elbette ki maceranın içinde gizli geçitteki odada ortaya çıkan başka ilginçlikler de vardır ama okumanın tadını kaçırmamak adına oralara değinmemekte fayda var.
Mavisel Yener ve Aytül Akal, didaktik bir tavır takınıp Efes’in tarihini cümle cümle sıkıcı bir şekilde sıralamak yerine, bazı mesajları ya da tarihi bilgileri öyküye yedirmeyi tercih ederek hikâyeyi tadını kaçırmadan anlatmışlar. Üstelik kitabın sonunda, aslında bunun yeni bir hikâyenin başlangıcı olabileceğinin ipucunu da vermişler. Romanı okuyup da gizli geçitteki iskeletlerin gizemini merak edecek çocuklar için iyi haber yani! Bize de bu çalışkan ikiliden tarihin biraz daha derinlerine doğru bir yolculuk için yeni bir Efes-Ceylan macerası bekliyoruz.

KAYIP KİTAPLIKTAKİ İSKELET
Mavisel Yener,
Aytül Akal, Resimleyen: Saadet Ceylan
Tudem Yayınları
2011, 208 sayfa, 11 TL.


Biraz ilerleyince, koku giderek yoğunlaştı. Sol taraftaki iri kayanın ardından geliyor gibiydi. Efes, Ceylan’ı izlemeyi bırakıp kayaya doğru yöneldi. Bir yandan burnunu oraya buraya yaklaştırıp kokuyu daha iyi almaya çalışıyordu.
Kayanın arkasına dolandı. Keskin gözleriyle çevreyi taradı. Bir sıçrayışta kayanın üzerine tırmandı. Yüksekten bakınca, gizli geçit olduğundan da tuhaf ve gizemli görünüyordu. Büyük olasılıkla bunda, fener ışığının giderek hafiflemesinin de etkisi vardı.
Ceylan, uzaklaşıyordu. Kayadan bir sıçrayışta atlayıp kızın yanına koşmak üzereydi ki, Efes’in gözleri kayanın kenarındaki açıklığa takıldı.
“Bu da ne?”
Hemen koşup Ceylan’ı durdursa, “Gel, bak burada tuhaf bir yarık var,” dese...
Fenerin geride bıraktığı yarı loş gölge de birden yok oldu, her yan karanlığa boğuldu. Ceylan gözden kaybolmuştu.
Daracık yarıktan girip girmemek konusunda kararsız kalsa da, Efes merakını yenemedi. Önce başını içeriye uzattı. Sonra ön patilerini dayayıp uzandı. Aşağıdaki gizli odanın zemini topraktı, sağda solda kaya ve taş parçaları görünüyordu.
Efes’in gözleri karanlığa iyice uyum sağlamıştı. Zifiri karanlık odanın uzak ucundaki şey dikkatini çekti. Beyaz bir toz yığını gibiydi. Dikkatle baktı, içeriye doğru biraz daha uzandı... ve... Birden tutunduğu kaya parçasının kenarı koptu, dengesini kaybetti. Tutunmaya çalışsa da, her tuttuğu parça kopup kayadan ayrılıyor gibiydi. Kendini bir anda nemli toprakta buldu...
“Dokuz canımdan birisi gitti, sekizi kaldı!” diye düşündü. Silkinerek üzerindeki tozlardan kurtuldu. Yarıktan düşmesine neden olan karaltının yanına gitti.
Tam olarak emin olamasa da... Yok hayır, emindi aslında. Bu bir insan iskeletiydi... Efes, kitaplığı yaptıran Akila’nın babası Selsus’un mezar odasının, kitaplığın altında olduğunu Kapkap’tan duymuştu. Bu iskelet Selsus’un olabilir miydi? Biraz daha yaklaşınca iskeletin yanıbaşında minik bir iskelet daha gördü. Bu da bir kedinin iskeletiydi. Efes irkildi. Yoksa, kediyle sahibi bu deliğe girdikten sonra uğraşmış ama çıkamamış ve orada aç susuz ölmüşler miydi? Kitaptan