Eğitim şart mı?

68 kuşağının Avusturyalı kült yazarı Ernst Alexander Rauter'in yazdığı 'Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur' sıkıcı olmayan bir sistem eleştirisi

İçinden bir türlü çıkılamayan hemen her toplumsal tartışma aynı noktaya varıyor: Sistem berbat! Bu konuda mutabıkız ve eleştirilmesi gerekliliğini sonuna kadar savunuyoruz ancak bir noktada klişe argümanlar ve uzadıkça uzayan ağdalı cümleler işin içine girince durum herkes için sıkıcı olmaya başlıyor. 68 kuşağının Avusturyalı kült yazarı Ernst Alexander Rauter’in kaleme aldığı ‘Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur’sa, sıkıcı olmayan, ‘net’ bir sistem eleştirisi aslında. Var olan sistemin, tektip, itaatkâr ve hatta itaat ettiğinin farkına bile varmayan insanlar yetiştirme süreci üzerine çeşitli pasajlar içeriyor kitap . Bunu yaparken o kadar sade bir dil kullanıyor ki, siyasi bilinci olmayan ya da düzeni azıcık da olsa kavrayamamış beyinlerde bile bir ampul yakmayı kolaylıkla başarabilir. 

Okulda insan imal edilir
Kitabın kapağını açar açmaz Rauter tarzı, açık bir ifade karşılıyor sizi: “Okulda insan imal edilir.” Lafı hiç dolandırmadan konuya giriyor Rauter. Suçluyu hemen ilan ediyor: Okullar! “İnsan yapma olayına eğitim denir.” diye devam ediyor. “Aile çevresi, sinema , televizyon, tiyatro, radyo, gazeteler, kitaplar ve afişler de bir anlamda okuldur. Bilgi üretmeye yarayan her yer okuldur ve amacı olmayan hiçbir bilgi yoktur. Çeşitli nesneler yapmak üzere farklı farklı araçlar kullanılır. İnsan yapma aracı da bilgidir.” Bu cümlelerle açılıp kısa ve son derece yalın bir şekilde meramını anlatan pasaj bir çıkışmayla nihayete eriyor; “Yaşama biçimimize bizden başka karar verecek kimse yoktur. Eğitimimizi planlayanlardan, hayatımızın gidişine burunlarını sokma yetkisini geri almalıyız!” Rauter’in yazdığı kısa pasajların çözümündeki her cümle, meydanlarda haykırılan sistem karşıtı bildirilerden tanıdık geliyor aslında.
Rauter’ın, kitapta değindiği bir diğer başlık da eğitim sisteminin ‘devamlılığı’nın nasıl sağlandığı. Bu devamlılığı sağlayan gerçekleri tek tek sıralıyor yazar. Ne anlama geldiğini bile bilmediğimiz amaçları gerçekleştirmek için nasıl çırpındığımızı, bize okullarda verilen bilgilerin, kafamızda nasıl yargı kanılarına dönüştüğünü ve yargı ve kanıların da davranışlarımızı yöneten mekanizmalar olduğunu hiç çekinmeden, açık açık yüzümüze vuruyor. Ve sık sık yaptığı gibi öldürücü bir darbe indiriyor: “Bizi yöneten bu mekanizmanın en önemli dişlilerinden biri, bazı istisnai durumlar dışında davranışlarımızı özgürce sergilediğimize inandırılmamızdır!” Bir başka pasajda sorgulamanın ilk şartıyla, soru sormakla aramızın kötü oluşunun kökenine iniyor. “Çoğu insan soru sormayı görgü kurallarına aykırı bulur. Soru sormaktan utanmak insanları terbiye etmenin bir sonucudur.” diyor. Okulun insanları ‘hayat kurtarıcı’ diye tanımladığı ‘kimin yararına?’ sorusunu sormaya alıştırmadığını söylüyor ve bir tokat daha indiriyor: “Tüm resmi öğretim tantanası insanlığa, onları yetenekli kurbanlık koyunlar yapmak dışında bir şey vermemiştir. Kurbanlık koyun yetiştirmek, bu hayvanlar ezbere şiir de okusalar, asla bir kültürel başarı değildir.” 

En büyük düşmanımız
Kitap, 1970’lerin başında yazıldığından pasajlardaki birçok örnek o tarihlere özgü. Federal Almanya anayasası ya da Almanya’nın eski para birimi ‘mark’ kitapta sık sık adı geçen ‘nostaljik’ kavramlar. Ancak bu bile kitabın getirdiği eleştirilerin güncelliğini korumasına engel değil. Hatta burjuva temelli eğitim sisteminin üzücü gerçeklerinin o zamandan bugüne aslında hiç değişmediğini görmek açısından yararlı. Örneğin, bir zenginin aptal çocuğunun pekala profesör ‘yapılabileceği’ ya da bir işçinin akıllı çocuğunun olağan bir şekilde bant kölesi ‘yapılabileceği’ ne kadar gerçekse, yıllar boyu belirli makinelerde aptalca hareketler yapmaktan başka işe yaramayan bir insan ordusunun ‘yapılabileceğinin’ de o kadar gerçek olduğunu anlatan örnekler düzenin Rauter tarzı vurucu bir şekilde açıklanışı. ‘Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur’un Gözlem Yayınları tarafından basılan ilk baskısı 1976 tarihli. Kaldıraç Yayınevi, kitabı “yeni okurla, okuyup eyleyecek olanla, verili koşullara müdahale edip değiştirecek olanla, kendini kendi elleriyle ve aklıyla yeniden yaratacak olanla” tekrar buluşturmaya karar vermiş ve Melih Aytek Yıldırım’ın ilüstrasyonlarıyla süsleyip ikinci kez basmış. İyi de etmiş. Bu belki, resmi eğitimi sorgulamadığımız sürece onun kafamıza serptiği tohumların düşmanımız olmaya devam edeceğini bir kez daha hatırlatır.

Onun beyni tam bir yurttaş beynidir
“3 Aralık 1970 Perşembe günü, akşam saat 18.40’ta ikinci televizyon kanalı “Taçlı Başlar, Büyük Britanya Kraliçesi II. Elisabeth-Geleneklerle Yaşamak” adlı bir program yayınladı. Ekranda, nöbetçi askerlerin kraliçe önünde yaptıkları soytarılıklar gösterilirken, spiker: “Kraliçe Elisabeth en zengini olmasa bile, dünyanın en zengin kadınalrından biridir... 50 yarış atı barındıran ahırı var... güzel hayvanlar, hepsi aynı boy ve renkte... Her yıl atların eğitimine 55 milyon mark harcar” diyordu. Spiker, harası olmayan insanlardan “sıradan ölümlü” diye söz ederken gır gır geçmiyordu. Bu metinden sonra Hyde-Park kısaca tanıtılıyordu: “Hyde-Park’ta sözleriyle krallığa sataşmadığı sürece herkes istediğini yapabilir ve söyleyebilir.” Bu tören sonunda: “Kraliçe geçen her birliği selamlıyor... dokunaklı bir görünüm... Onun demir disiplinini alkışlamak gerek.”
Kraliçenin dünyanın en zengin kadını olması programcıyı rahatsız etmiyor. 6 bin İngiliz ailesinin geçimini sağlayabilecek olan para miktarını, Kraliçe’nin her yıl sayısız eğlencelerinden birine harcaması, onu ilgilendirmiyor. Kraliçenin neden insanların eğitimine her yıl 55 milyon mark harcamadığını sormayı düşünmedi. Onun için olağan olan şey akla sığmayandır. Kendisine hiçbir yararı olmadığı halde, Kraliçe’nin zenginliğinden dolayı seviniyor. Onun beyni tam bir yurttaş beynidir.
Kitaptan

DÜZENE UYGUN KAFALAR NASIL OLUŞTURULUR
E.A. Rauter
Kaldıraç Yayınevi
2011
192 sayfa, 10 TL.