Ekseni kayan Türkiye mi, Batı mı?

Ekseni kayan Türkiye mi, Batı mı?
Ekseni kayan Türkiye mi, Batı mı?
Erol Manisalı, 'Eksen Kayması' adlı kitabında, Türkiye'nin ekseninin kayıp kaymadığını masaya yatırıyor. Manisalı'ya göre; asıl eksen kayması Türkiye'den ziyade, Türkiye'deki iktidarı ilk günden beri destekleyen Batı'da yaşanıyor
Haber: BARIŞ DOSTER / Arşivi

Türkiye bir süredir eksen kayması tartışmaları yaşıyor. Dışişleri bakanının adımları, açılımları öne çıkıyor ama sonuç almada pek başarılı olmadığı dikkat çekiyor. Nükleer çalışmalarından ödün vermeyen İran ile ABD arasında, Suriye ile İsrail arasında, Filistin’de pek hevesli olunan arabuluculuk çabalarından sonuç çıkmadı nitekim. Batı’daki ‘dostları’ küstürme pahasına BM’deki oylamada İran’ın yanında saf tutup, yaptırımlara ‘hayır’ dedik, ama İran’ın arabulucu olarak öncelikle aklına Türkiye değil, Brezilya geldi. Hamas’la yakınlığı nedeniyle Batı’da Türkiye eleştirildi, ama sonuçta Filistin’de El Fetih ile Hamas’ı barıştırma işinin kaymağını Mısır yedi. Türkiye ise uzlaştırıcı sıfatıyla masada değil, misafir sıfatıyla izleyici bölümünde oturdu. Komşularla sıfır sorun’dan geriye, gerçekten sorunsuz olduğumuz Azerbaycan’la ortaya çıkan sorunlar kaldı. Libya konusundaki keskin U dönüşü ise tarihe geçti. “Ne işi var NATO’nun Libya’da?” dedikten birkaç gün sonra, Libya’ya saldıran güçlere lojistik destek verdi Türkiye, İzmir’i karargâh olarak tahsis etti.
Tüm bu gelişmeleri, AB ile ilişkilerden Kıbrıs’a, Kürt meselesinden Ege’ye, Rusya ile gelişen ilişkilerden neo-Osmanlıcılık tartışmalarına pek çok alt başlıkta ele alan bir çalışma, geçtiğimiz hafta kitapçı raflarında yerini aldı. Türkiye’nin önde gelen iktisatçı ve uluslararası ilişkiler uzmanlarından Prof. Dr. Erol Manisalı, ‘Eksen Kayması’ adlı kitabında, Türkiye’nin ekseninin kayıp kaymadığını masaya yatırıyor. Kolay okunan, akıcı bir üslupla yazılan kitapta Manisalı, iktisatçı olduğu için, tarih bilincine sahip olduğu için, coğrafyanın bir ülkenin dış politikasındaki konumunun ayırdında olduğu için, olayları bütünsel bir bakış açısıyla ele alıyor. Ekonomi konuşmadan diplomasi konuşulamayacağının, sömürü ve emperyalizm sözcükleri telaffuz edilmeden dış politika üzerine yorum yapılamayacağının bilincinde olduğundan söze, ‘eksen kayması’ tartışmasının ne kadar anlamlı ve ne kadar anlamsız olduğu sorusunu sorarak başlıyor. 2007’den sonra yaşanılan eksen kaymasının ne kadar doğru olduğunu sorguluyor.
Manisalı’ya göre; eksen kayması tartışmalarının iç ve dış boyutları var. Asıl eksen kayması Türkiye’den ziyade, Türkiye’deki iktidarı ilk günden beri destekleyen Batı’da yaşanıyor. AKP hükümetinin batıdan doğuya yönelmesinin, Ortadoğu ve İslam dünyasına öncelik vermesinin, bu yönelimini de ülkenin siyasi, iktisadi, toplumsal, kültürel hayatına yansıtmasının yarattığı sorunlar, daha çok öne çıkıyor. Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve kazanımlarının tartışmaya açılması, eskiye oranla hem ülke içinde hem de dışında daha fazla göze batıyor. İktidarı başından beri destekleyen dış çevreler, AB üyeliği gerekçesiyle attığı adımlardan Kıbrıs’ta izlediği siyasete, patrikhaneye olan yaklaşımından Ermeni meselesindeki tutumuna dek pek çok alanda attığı adımları olumluyorlar. Ancak, başbakanın Davos Doruğu’ndaki ‘one minute’ çıkışı, Mavi Marmara yardım gemisinin Gazze seferi sonrasında İsrail’le daha da gerilen ilişkiler, İran’a yönelik yaptırımlar oylanırken Türkiye’nin ‘hayır’ oyu kullanması, Batıda kuşkuları artırmış bulunuyor. Bu nedenle de, Kıbrıs sorununda “Herkesten bir adım önde olacağız” diyen, Rauf Denktaş’a karşı açıkça Mehmet Ali Talat’ı destekleyen, Ermeni açılımı, Kürt açılımı, BM ikiz sözleşmelerinin kabulü gibi konu başlıklarında hep Batıdan ‘aferin’ alan iktidar, bu kez Batının bazı kesimlerinde kaygıyla izleniyor. 

Kim yaptı, niçin yaptı?
Manisalı açıkça şunu söylüyor: Türkiye’nin Ortadoğulu kimliğinin öne çıkarılmasında, Batı adına oralarda bazen kuryelik bazen de sözcülük yapmasına itirazı yoktur Batı’nın büyük güçlerinin. Dahası dış politikadaki Osmanlılaşmaya da karşı çıkmazlar, kendi çıkarlarına uygun olduğu müddetçe. Bu nedenle ekseni değişen Türkiye’den çok Batı’dır. Zira hükümetin tuttuğu yolun kendilerine uymadığını yeni yeni anlamaya başladılar. Oysa iktidar 3 Kasım 2002’den bu yana aynı yolda ilerliyor. Batının itirazı, Türkiye’nin İsrail’le yaşanan gerginlikte ve İran’a verdiği destekte, Batı’nın izin verdiği, desteklediği, özendirdiği çerçevenin ötesine taşmış olmasından kaynaklanıyor. Batı, kendisinin olumlu bakabileceği İslamlaşmanın bir sınırı olduğunu, bu sınırı geçen bir İslamlaşmanın adeta bir bumerang gibi Batıya karşı döneceğini düşünüyor. Dahası, İran’la yakınlaşma ve İsrail’le uzaklaşmadan çok, Arap dünyasıyla kurulan sıcak ilişkilerin AB’nin yerine geçtiğinden endişeleniyor.
Bu noktada insanın aklına hemen şu soru gelebilir: ‘Hükümetin yoksa gizliden gizliye dış politikada denge arayan, hatta naif de olsa Avrasyacı değil ama 3. dünyacı izler taşıyan gizli bir diplomasi ajandası mı var?” Bunu da Manisalı şöyle yanıtlıyor: Hükümetin iç ve dış politikasında Araplaşma, Ortadoğu’yla yakınlaşma, dini muhafazakârlaşma, İslami referans olmasa, kimi adımları, dış ilişkilerde dengeyi sağlayan, ülkeyi tek yanlı bağımlılıktan kurtaran adımlar olarak görülebilir. Ancak bugün ne yapıldığından çok, kimin yaptığı ve niçin yaptığı meselesi öne çıkıyor.
Uluslararası ilişkilerde ortak çıkarların ve çatışan çıkarların sanıldığının aksine birlikte çalıştıklarını, sadece önceliklerin sırasının zaman içinde değişime uğradığını vurgulayan Manisalı, buna örnek olarak Fransız–Alman sürtüşmesini veriyor. Bu sürtüşmenin AB çatısı altında devam ettiğine dikkat çekerken, “Ama öncelik bugün AB çatısı altında ortak çıkarlara kaymıştır. Ortak çıkarları geliştirerek elde edilecek yarar, ötekinden daha fazladır. Ama ötekiler, dışarıdakiler için sistem böyle işlemez” diyor. Kendi içinde bütünleşirken Türkiye’nin bölünmesini isteyen AB’nin, Türkiye’yi tam üye yapmadan ‘bekleme odasında’ tutarak, tek yanlı biçimde kendine bağladığını belirten Manisalı’ya göre; ABD Türkiye’yi ‘yeni Ortadoğu’ politikasının bir aracı olarak değerlendiriyor. Ankara ise Gümrük Birliği’nden Kıbrıs meselesine dek iktisadi ve siyasi ilişkilerde tek yanlı ödünleri bir salam dilimi gibi veriyor. 

İkiye bölünen Batı
Şu tahlili yapıyor Manisalı: ABD’nin ‘ılımlı İslam’ olarak adlandırdığı yarı teokratik bir Türkiye şu an için Washington ve Brüksel’in işine gelse de, gelecekte Batı açısından büyük riskler taşır. Türkiye’nin İran’a dönme ihtimali batıdaki Ortadoğu uzmanlarının en önemli gündem maddelerinden biridir. Bu aynı zamanda Batı’nın ‘yeni Türkiye’ politikalarındaki en temel çelişkidir. Batı bu anlamda kendi içinde ikiye bölünmüştür. Türkiye’nin muhafazakârlaşmasına destek verenler bir yanda, bunun uzun vadede Batıya faturasının ağır olacağını düşünenler diğer yandadır. Asıl eksen kayması bu nedene Batı’dadır ve şimdilik öne çıkan güçler, kısa vade üzerinden hesap yapan ilk gruptur. Daha önce bürokrasi, asker, sermaye üzerinden Türkiye’yi şekillendirenler, bu kez siyasal İslam’ı öne çıkarmaktadırlar.
Tüm bunlardan sonra Ankara’nın dış politikasında da eksen kayması ve değişmesinin çok doğal olduğunu söyleyen Manisalı, çok bilinmeyenli bir denklemin içinde olduğumuzu, bölgenin ve Türkiye’nin sürprizlere açık halde beklediğini, herkesin de bunu bildiğini ve ensesinde hissettiğini belirtiyor.

EKSEN KAYMASI
Erol Manisalı
Kırmızı Kedi Yayınevi
2011, 152 sayfa, 12 TL.