Eleştiri nerede aranmalı?

Eleştiri nerede aranmalı?
Eleştiri nerede aranmalı?

Mihail Bahtin, Dostoyevski

Hakikat izciliğini kategorik biçimde anlamak yerine, sözcüklerin hakikate götüreceğini düşünmek, edebiyatın gerçekliğine daha uygundur. Metinde ne varsa, eleştiri de onları görecek, onlardan çıkacaktır
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Eleştiriyi yalnızca öteki yazınsal metinler üstüne yazılan metinler olarak görmek, onu edebiyatın dışına iter, bir düşünce metnine indirger. Kaçınılmaz bir durumdur bu ve eleştirinin edebiyatın öteki türleri gibi bir tür olduğu bugün daha iyi anlaşılırken, bizim edebiyatımızda belki geç kalınmıştır. Eski kuşaklar büyük çoğunluğuyla eleştiriyi öteki yaratıcı metinlerden bağımsız bir tür gibi düşünmedi; Akşit Göktürk gibi bir özgün edebiyat düşünürü ya da Cemal Süreya gibi nokta atışlarını derin yapıya saplarken denemenin dilinden yararlananlar ve az sayıda kimi eleştiri yazarları oldu, ama eleştiriyi metin üstüne metin olmaktan çıkarmayı düşünenlerin sayısı pek azdı, düşünülmeden yazılanlarsa eskimeyi sürdürüyor. Peki eleştiriyi öteki türlerle aynı düzeyde gören bu yeni anlayış, dilin yazınsal metinlerde taşıdığı öneme uygun düzeyde bir eleştiri diline sahip olmayı da gerektirir mi? Elbette gerektirir ve yazarın kendine özgü bir eleştiri kurma amacı, sözcüklerden anlatım biçimine, eleştirinin nasıl başlayıp kurulacağına, yani bir yazının bütününe ilişkin bir sorun olarak çözülmelidir.
Sözgelimi romancının yazdığı romanına yaklaşımıyla eleştiri yazarının yazdığı eleştiri metnine yaklaşımı farklı mıdır? Todorov, ‘Eleştirinin Eleştirisi’ kitabındaki “Mihail Bahtin” bölümünde, büyük ölçüde Bahtin’in Dostoyevski incelemesini ve yorumunu değerlendiriyor ve Dostoyevski gibi yazarların, yazarın anlatı kişisi üstündeki üstünlüğünü unutup anlatı kişisine yazara verdikleri değeri verdiklerini belirtiyor. Bu yorum, bugünkü yaklaşımlar göz önünde tutulduğunda sıradan gelebilir. Ne ki, yeniden ele alınması büsbütün yersiz de değil. Kendini anlatıcının yerine koymaktan alamayan yazarlar bugün de var. Sözgelimi yeni başlayanlar arasındaki en yaygın yanlışlardan biri budur. Belki bir doğru seçim olarak kendinden çıktıktan sonra, duygularını, düşüncelerini ve yargılarını aktarmaktan kendini alamayan yazar adayı, hep sıfır noktasında kalacağını düşünemiyorsa, vazeçmek zorunda kalabilir. 

Anlatı kişisinin öne çıkışı
Todorov’un, Dostoyevski’nin anlatı kişisinin konumunu yazarın önüne geçiren anlatı biçimini önemsemesinin nedeni, bu kesin dönüşün önemini vurgulama kaygısı olmalı. Yazarın araya gimekten vazgeçmesi, anlatıcının romanın baş kişilerinden biri olmasına ya da edilgin konumda kalmasına da bağlı olmadan, kendi başına alması gereken kişiliği tam yüklenebilecek kertede, derinlikte yaratılmasından. Çünkü daha önce hiçbir yazar roman kişilerine Dostoyevski kadar sahici kişilikler kazandırmadı. Raskolnikov’u bile sıradan bir katil olmaktan çıkarıp okurun iyi ve kötü yanlarıyla değerlendirdiği bir roman kişisine dönüştürmek, bir ilkti. Yazarın sözünü bitiren kişiler, Dostoyevski’yi edebiyat tarihinin doruk noktasına çıkardı. Sartre ile Bahtin’in mutlak gerçeği ve mutlak yargıları dışlayan yazar tanımı da bunu anlatıyor.
Yazarın sesiyle, yarattığı kişilerin sesinin bir ya da birbirine geçmiş olması, romanı niçin adamakıllı sakatlar? Yazarın, kendi dünyasını ve yargılarını bir kişinin, çoğu kez baş kişinin temsil etmesiyle yetinmesi olanaksız olduğu için; yazar, kişilerinden birini temsilcisi seçmiş olsa bile, öteki bütün roman kişilerini bir yandan baş kişiye göre düzenlerken, bir yandan da kendi düşünme biçimine göre düzenlemekten kendini alamaz. Dostoyevski’yi bu yanlışa düşmekten kurtaran etmen, romanlarında birbirinden çok farklı, çok sayıda kişinin bulunmasıdır. Yazar, kendisiyle özdeşleyebileceği birkaç kişinin dışında, kendisine büsbütün uzak duran da yitirmeye başlar. Bunun kendiliğinden olması, romanın yazınsal yapısını güçlendirir. Bahtin’in eleştiri anlayışı, yazınsal metnin biçimsel öğelerini önemseyerek çözümleyen eleştiri anlayışlarından farklı olarak, düşünsel olana öncelik verir. Todorov, Bahtin’in metnin mimari sorunundan söz bile etmediğini de belirtiyor. Metnin –ya da romanın– söylemi ve sorunsalıdır asıl olan. “Bahtin’in konusu, biçimci ‘teknikler’ olarak değil ama kültür tarihine aidiyet olarak öte-metinselliktir [transtekstüalite’dir].” Bunun en değerli yanı, eleştirinin incelediği metni nesneye dönüştürmesidir ki, bugün ve herhalde yarın da geçerli olacak eleştiri ilkesidir bu.
Eleştiri düşüncesine katkı yapma savı beri yanda dursun, ama temel olacak eleştiri yapıtlarının bizde bu denli az yazılmasının yol açtığı eksiklik, en çok da bir çıkış noktası bulmayı güçleştiriyor. Her yazar, içinden çıkabileceği yapıtları arar. Yoksa kitaplar kitaplardan çıkar sözünün anlamı kalır mı? Ben de yazmaya başlamadan önce, eleştiri edebiyatımızda ne yazılmışsa, değerli bularak okumuş, sonra da çevirilere yönelip dünyada yazılan eleştiriyi anlamaya koyulmuştum. Berna Moran’ın yazdıkları da anıt gibiydi, Rauf Mutluay’ın yazdıkları da. Bugün dönüp baktığımda, okuduklarımın bir bölümünün akademik değerlerini koruduğunu, bir bölümünün bütün bütüne eskidiğini, yazınsal bir değer taşıyanlarınsa pek az olduğunu görüyorum. Bu yüzden eski kuşakları yazdıklarının bir bölümü sanıyorum yalnızca tarihsel değerleriyle kalacak artık. 

Eleştirinin yazınsallığı
Todorov’un ‘Eleştirinin Eleştirisi’nde bir bölümde değerlendirdiği Northrop Frye, bence aradığımız temel yapıtların yazarları arasında uzun ömürlü eleştiri yazarlarına örnek gösterilebilir. O da, “Bir eleştiri yapıtı bir şiir yazılır gibi kaleme alınmamalı,” diye düşünüyordu, “eleştiriye tek anlamlı kavramlar ve açık seçik öncüller kazandırmaya çalışmalı, varsayımı ortaya atıp doğrulama işlemini uygulamaya koymalıdır.” Bir çözümleyici eleştiri anlayışı öneriyor Frye, ama eleştirinin yazınsal bir biçim kazanması gerektiğini düşünmüyor. Yeni Eleştiri’nin yapıta yönelen tutumu yerine bütüncü bir anlayışı öne sürmesi de Frye’ı geriye çekiyor. Metni tekil bir bütün olarak almak, çoğu kez onu kendi dışına yapılmış çeşitli göndermeler içinde görmeyi gerektirir. Todorov da, “Edebiyat metinleri bilişsel ve etik tutkularla doludur,” diyor, “yalnızca dünyada biraz daha fazla güzellik üretmek için değil, aynı zamanda bizlere bu dünyadaki gerçeğin [hakikatin] ne olduğunu söylemek ve bizlere adil ile adil olmayandan söz etmek için vardır. Eleştirmen de yalnızca estetik yargılarda bulunmakla kalmaz (...), aynı zamanda yapıtların gerçekliği ve doğruluğu hakkında da yargılar ileri sürer.”
Aslında bilişsel ve etik ilkeler yapıta öylesine içkindir ki, yazarın ayrıca çaba göstermesine gerek kalmaz. Yazınsal metin, sözcüklerle ve onların anlamını çoğaltan cümlelerle yapılıyorsa, yazarın seçtiği sözcüklerin ve cümlelerin kendiliğinden taşıdığı anlamlar, onlar üstünde zor kullanmayı gereksizleştirir. Hakikat izciliğini kategorik biçimde anlamak yerine, sözcüklerin hakikate götüreceğini düşünmek, edebiyatın gerçekliğine daha uygundur. Metinde ne varsa, eleştiri de onları görecek, onlardan çıkacaktır. Ayrıca bütünün zoruna gerek kalmaz.
Bu arada Frye’ın, eleştirinin ilkelerinin eleştiri içinde kurulması ve bağımsız tutulması düşünceleri onu elbette temel bir anlayışa dönüştürüyor. Eleştirinin eleştiri içinden kurulması, aslında üstünde daha çok durmayı gerektiriyor. Özgünlüğün kaynağını gösterir bu. Yaratıcı bütün metinlerin kendilerinden önce yazılanlardan çıktığını da düşünüyor muyuz? Metinler arasındaki ilişkinin metinlerarasılığı öne çıkardığını ve metinlerarasılığın bin bir biçimde gerçekleşebileceğini düşünmek, edebiyatın doğasına yaklaştırır bizi.
Frye, bizde daha çok çekinilen bir gerçeği, apaçık bir dille belirtiyor: “Ancak öteki şiirlerden ya da romanlardan hareket edilerek şiir ya da romanlar yazılabilir.”
Bunun öykünmeyle ilişkisi olup olmadığını da özellikle yeni yazarların çözmesi gerekiyor. Kitapları başucunda tutmanın verdiği ürküdür: Onlara öykünürsem... Oysa böyle bir sorun yoktur ya da yazarın yola çıkarken bundan korkması, doğru bir başlangıç yapmadığını gösterir. Yenmek zorundasınız öykünüye yatkınlığı. Yazarın kendini açık tutmaktan kaçınmayacağı durumsa, etkidir; okuduklarından, başucu yazarları ve kitapları olarak seçtiklerinden etkilenmektir ki, bu etki olmadan, arkasında artık muazzam bir birikimin bulunduğu hangi yazar bağımsız bir yol tutturabilir.

notoskitap.blogspot.com