Eleştirinin varoluş biçimleri

Eleştirinin varoluş biçimleri
Eleştirinin varoluş biçimleri

Tzvetan Todorov

Eleştiri, edebiyatın nesnesi olmaktan kurtulup bir özneye dönüşemezse anlamını yitirir
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Eleştiriyle kurduğu ilişki, yazarın edebiyatla kurduğu ilişkiyi anlatır. Bu ilişkiyi kuramamış olanlar da var; sonra yazdıklarına küsüp yazma serüvenleri ağırlaşanlar, asıl nedenin eleştiriden yoksun kalmak olduğunu çoğu kez anlamadan kederlenip dururlar.
Bir edebiyat düşüncesinin anlamından uzak duran yazarları bir süre sonra merak etmiyorum. Herkesle aynı biçimde yazmak, popülerleştikçe yenilik arayışlarıyla ilişkiyi kesmek, kimselerin ilgilenmediğiyle ilgilenmemek, uzmanlaşmanın değerini tanımamak, çıktığı yerden hoşnut olmak, bunlar edebiyatın dışındaki sıradan hayatın değerlerine sıkışıp kalmanın yol açtığı arızalar ve bütünü de edebiyatın dışında aslında. Durum şu ki, pek çok yazar eleştiriyi hâlâ filin kuyruğundan tanıyor: nasıl okunduğunu gösteren bir ümitsizlik feneri bu. Tzvetan Todorov, ‘Eleştirinin Eleştirisi’nde bunu başka bir açıdan alarak, kitaplar üstüne yazılmış kitapların yalnızca birkaç okuma tutkununun ilgisini çektiğini belirtiyor ve asıl olanı şöyle dile getiriyor: “Eleştirinin eleştirisiyse, bir bu eksikti dedirtecek cinsten, zamanı boşa harcamanın bir belirtisi kuşkusuz: Kim böyle bir şeye ilgi duyabilir ki?”
Böyle bir şeye bizim edebiyat dünyamızda kim ilgi duyabilir? Eleştiri yazarları, hiçbir zaman popüler ilgilerin nesnesi olamayacakları için, edebiyatın en özgür bireyleri de sayılmaz mı? Bir eleştiri yazarının aklına, kitaplarının ne kadar zamanda kaç satıldığı gelir mi?
Edebiyat nereden çıkar? Yazarın, gerçeği bilinen biçimlerinden başka biçimde dile getirmeyi amaçladığı yerden mi? Edebiyatın dışındaki bütün alanların dillerini yadsıyıp onlardan apayrı bir dille gerçekliği yansıtmayı amaçladığını, bundan başka bir yolla öteki gerçeklik alanlarından ayrılamayacağını gördüğü zaman, yazarın tek sorunu vardı: Yarattığı yazınsal gerçekliğin, gerçeği bambaşka biçimde anlatabileceğini görmesi de gerekiyordu ve bunu kesin olarak gördükten sonra, gördüğüyle yetinmeden, yollarını genişlete genişlete bugüne dek geldi.
Yetinmemek önemli, ona yaklaşalım biraz. Todorov, Spinoza’nın, “metinlerin gerçekliğinin araştırılmasının bırakılıp, onlarla yalnızca anlamları açısından ilgilenilmesi gerektiği” düşüncesini aktarıyor. Edebiyat, burada ikinci dönemeci geride bırakıyor. Gerçekliği kendine göre başkalaştırabilme yeteneğini ve dilini yaratabilmiş olmak, bir de o gerçekliği yadsıdıktan sonra, anlamı metnin asıl sorununa dönüştürebilmek, edebiyatı bütün olanaklarıyla dışavurur. 

Okundukça yatağını bulur
Bunları niçin ara sıra yinelediğimi kendi kendime soruyorum. Edebiyatın insanlar için anlamı üstünde durduğum zamanlardan, kendisi için anlamının ne olduğunu daha çok sorun ettiğim zamanlara geçtiğim günlerden beri. Gençlik ya da yaşlılık değil de, edebiyatla ve hayatla iç içe geçen yılların yoğunluğu beni hayattan uzaklaştırıp edebiyata daha çok yaklaştırıyor kuşkusuz. Esnek bir yaklaşım içine sığdırdığınız bazı kitaplar ile yazarları artık uzakta tutmaya başlamak, edebiyatın hayattan daha değerli olduğu zamanların habercisi.
Yalnızca eleştiri yazmayı seçmiş yazarın tuhaflığını düşünenler kalabalık bir gruptur. Oysa edebiyat, yazıldığı zaman ortaya bütün bütüne çıkmaz, orada kendi halindedir daha ve okundukça yatağını bulup akmaya başlar. Eleştiri, okunma biçimlerini kesintisiz biçimde yenileyip geliştirirken, kendinden başka türlerin elinden tutar bu anlamda. Yaratıcı yazar, yanı başındaki kavrayış düzeyiyle yetinmeyip daha yukarıdaki kavrayış düzeylerine ulaşmaya çalışarak edebiyatın sürekli soyutlama yetisiyle sıçrayan çizgisini yukarı çekmeyi sürdürür.
Geçen kuşaklarda eleştiri görevci bir anlayışla yapılıyordu. Karşıdaki yapıtın nasıl olduğu çeşitli özellikleriyle eleştirilirken –ve bazen yargılanırken– yapıt her zaman yukarıda, bir özne olarak tutuluyordu, eleştiri de onun ve edebiyatın nesnesi. Bir nesnenin ömrünün uzun olması olanaksız elbette, ancak o an içinde yaşar, hemen sonra eskimeye yüz tutar.
Eleştiri, edebiyatın nesnesi olmaktan kurtulup içinden çıktığı yapıtlarla aynı düzeyde, bir özneye dönüşemezse, anlamını yitirir. Öteki bütün metinlerden bağımsız, onlardan ayrı bir türü anlatan, kendi başına okunabilen bir metin katına çıkamazsa, ne yaparsa yapsın, nesne olmaktan kurtulamaz. Dolayısıyla etkisizleşir, zamanla eskiyip unutulur.
Kaldı ki bu düzeyde bir özne olmak da yetmez eleştiriye. Düşünce yoğunluğu öteki türlerden daha yüksek düzeyde olduğu için, kendisini sürekli yenilemek zorundadır da. Kesintisiz bir yenilenme sürecidir bu. Yazdıklarınızdan daha iyisini okuduğunuzda ya da eleştirinin dışındaki edebiyat kendini yeniledikçe, yetmez olduğunuzu görüp de yerinizde sayamazsınız. Asıl zorluk burada. Hem sürekli derin yapının içinde kalıp hem de önünüze bakmak, çok zaman gerektiren eleştiri için hep zordur zor olmasına, ama gidilecek başka bir yol da yoktur. 

Yapıtın derinlikleri
Todorov derin yapıyla ilişki için şunları diyor: “Sözgelimi eleştiri, yere düşerken bir çanı titreten ve sonuç olarak silinmek, yok olmak, yitip gitmek zorunda olan kar tanelerine benzer, der Blanchot. Ona göre eleştirmen ‘yapıtın derinliklerinin konuşmasını sağlamaktan başka bir şey yapmaz’.”
Blanchot şunu da bilerek söylüyor: Yapıtın derinliklerini konuşturmak, aslında okumanın en yüksek düzeydeki biçimidir. Orada eleştiri kendini tam anlamıyla bulmuş demektir.
Nitelikli eleştirinin niçin hep nitelikli yapıtlardan çıkmayı seçtiğini de açıklar bu yaklaşım. Derin yapıları başka nerede bulabilir eleştiri. Bazen sorulur eleştiri yazarına: Niçin hep beğendiğiniz kitaplar için yazıyorsunuz? Yüzeysel, popüler metinlerin bir dizi anlam çıkarabilme yetisinden, yani yeterli derinlikten yoksun oluşu, eleştirinin onlardan uzak durmasının nedenlerini açıklar.
Her yazdığı, zamana epeyce dayanıklı edebiyat düşünürlerinden olan Todorov belirtiyor gene: “Blanchot eleştiriyi edebiyattan kesin olarak farklı bir etkinlik olarak görmez –tam tersi söz konusudur onun için. Sartre gibi, roman kadar güzel eleştiri kitapları yazmakla yetinmez; bu kesintisizliğin kuramını da yapar.”
Barthes ise, roman kadar güzel eleştiri kitapları yazan bir başka yazar olarak bütün hayatı boyunca kılı kırk yaran titizliğiyle öyle kusursuz metinler yarattı ki, herkesçe katkısız bir yaratıcı olarak görüldü. Metnin derin yapısıdaki ayrıntıları seçmek, onlara yeni anlamlar vermek, daha önceki okumaların keşfetmediği anlamları eleştiri ve edebiyat düşüncesinin buluşları olarak ortaya çıkarmak, Barthes’ın yaratıcı zekâsının da ürünüydü. Onun hep roman yazmasının beklenmesinin nedenleriydi bu yazarlık tutumu. Ayrıntıcılığı, titizliği, dilinin çok güzel oluşu ondan bir roman beklenmesine neden olduğu gibi, kendisi de bir roman yazmayı hep istediğini anlatır. Hayal ettiği romanı yazmadıysa da, denemenin, “kendini hemen hemen bir roman olarak, içinde özel adların bulunmadığı bir roman olarak” kabul edilmesi isteğini dile getirmiştir.
Demek eleştiri yazarının yazdıklarını öteki yaratıcı metinlerle aynı düzeye çıkarması, günümüzde eleştirinin onsuz olunmaz amacıdır. Spinoza’nın belirttiği anlam, Barthes’ın düşüncesinde bir basamak daha çıkar ve eleştiri, “anlamın hazırlanmasındaki kuralları ve zorunlulukları yeniden oluşturma” amacını da yüklenir.
Eleştiri böylece tamamlanmış demektir, ama gene de iki düzeyde birden ya da ayrı ayrı oluşacağını gözardı etmeden: Hem yazınsal bir metnin anlamlarını oluşturan dokuyu bütün öğelerine ayrıştırarak yüksek düzeyli bir soyutlama edimi içinde kendini yaratır eleştiri ve böylece bir yazınsal metni oluşturan yapıyı bozup yeniden kurarak ortaya çıkar, hem de yazınsal metinden büsbütün bağımsız, ama yazınsal anlamlar üstüne yeni bir anlam dizgesi kurarak.
Tzvetan Todorov’un ‘Eleştirinin Eleştirisi’, nicedir sınırlarım elverdiğince üstünde çalıştığım bir kitaba da örneklik ediyor. Eleştirinin eleştirisi, Todorov’un dünyasında alışılmış değilse, bizde hiç değil! Roman eleştirisi yeterince okunmazken, eleştiri üstüne eleştiri kimin için olur ki? Eleştirinin kendisi için elbette. Orada yaratıcılıkla düşüncenin derinliği, dünyanın merkezindeki potada erimektedir. O olmazsa edebiyatı ekseninde tutmak olanaksızlaşır. Unutmayalımki, bazen anlayamadıklarımız da bizi hayatta tutan nedenlerdir.

Eleştİrİnİn Eleşİrİsİ
Tzvetan
Todorov,
Çevirenler: Mehmet Rifat-Sema Rifat, İş Kültür Yayınları, 2011, 201 sayfa, 16 TL.

notoskitap.blogspot.com