En yüksek sözden açalım bahsi

En yüksek sözden açalım bahsi
En yüksek sözden açalım bahsi

Turgut Uyar

Orhan Koçak, 'Bahisleri Yükseltmek' kitabında, İkinci Yeni'nin kendi kendini yaratma serüvenini, akımın en güçlü şairlerinden biri olan Turgut Uyar'ın şiiri üzerinden anlatıyor
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Yükseltelim bahisleri. Yüksekten, açabileceğimiz en yüksek sözden açalım bahsi. Orhan Koçak, ‘bahis’ yerine, zar veya kumar kelimelerinden birini seçmiş olsaydı hem bahis kelimesinin iç çağrımından uzak kalacak hem de bu kelimenin çevresinde toplanan retorikten mahrum olacaktı. İlkin belirtmeliyim ki, Harold Bloom’un ‘Etkilenme Endişesi’yle paralel okumak gerekmektedir Koçak’ın kitabını. Kendisinin de açıkça söylediği gibi kitapta Turgut Uyar’ın şiiri kadar Harold Bloom’un şiir teorisiyle de uğraşmıştır Koçak. “İlkini ikincisinin kalıplarına sığdırmaya çabaladığımı düşünenler olacaktır” cümlesini kurmakla, belki açıktan ön kabullerin önüne geçmeyi istemektedir, iyi niyetle. Eleştirmen, araştırmacı, yazar, teorisyen dilediği fikri dilediği kalıba uydurmakla, uygulamakla özgürdür, değil mi? Yeter ki altında ezilmesin, çaba bir sonuca çıksın, üzerinde konuşulma ihtiyacı bulunan konu bulanıklaşmasın. Öyle mi? Bahsin kabul edilebilir yüksekliği söz konusu şiirin yüksekliğini ele verebilir mi? Koçak önemli bir eleştiri retoriği ve entelektüel bağlam kurmayı başarmakla birlikte, Uyar ve modern şiirimizin anlaşılıp yorumlanmasındaki kafa karışıklığına bir kitaplık daha katkı sağlamaktadır. Kilit bağlamda değil belki daha temelde refaranslardadır.
Bu, Koçak’ın niyeti, çapı ve kitabının değeriyle ilgili değildir. Modern batı şirininin kendi tarihselliğinin ürettiği terim, teori ve yaklaşımlar paralelinde Uyar örneğinden hareketle Türk şiirine eğilmek tam da ‘bahisleri yükseltse’ bile yöntemin çeviri karakterini değiştirememektedir. Çünkü, Uyar ve çağdaşlarının, Koçak alttan alta küçümsese bile bugünkü şiirin çapı, başka bir dile ve kültüre çevrilebilecek nitelikte olmakla birlikte, çevrilmiş yöntem ve kalıplara sığdırılamayacak derinliktedir. Dolayısıyla, bahis yüksekliği bakımından takdir edilip önemsenmesi gereken bu çalışma sonuç bakımından büyük sorular/sorunlar yumağıdır. Koçak’ın “Uyar Alevi miydi” diye hakiki okurun hiçbir zaman sormadığı bir soruyu araya sıkıştırıp medet umması bugünün nitelikli okurunun önceliğinden düşmüş, ideolojik beslenimin sızmalarından öte bir şey değildir. Uyar, Alevi bile olsaydı, şairliği ve şiiri onunla çevrelenemezdi. Hele Koçak’ın ‘solgunluk’ ve ‘durgunluk’ dönemini açıklarken kullandığı kimi iç bilgiler inanılacak gibi değil. Beylik tabancasını çıkarıp Murat Belge’ye uzatmış kullanılması için Uyar. Kaldı ki, babasının hattatlığının Ankara ’nın ilk tabelalarını yazmaya evrilmesi gibi dönüp dolaşıp ‘Geyikli Gece’yi yoklaması gerekmez miydi dikkatli bir eleştirmenin; ‘her şey naylondandı o kadar’. Şiir TKP’yi de aşmaz mı, aşmadı mı?
İkinci Yeni Şiiri ile çevrimini tamamlayıp çizgilerini daha belirginleştiren modern şiir, Turgut Uyar örneğiyle de bir adım ileri gitmiştir, şüphesiz. Bugün, İkinci Yeni hakkında yapılan yorumlamaların suçlama, yok sayma, yüceltme psikolojisinden ana hatlarıyla sıyrılıp, Türkiye ’nin yaşadığı siyasal ve kültürel dönüşümlerin dahası tarihsel olguların paralelinde düşünülmesi şanstır, İkinci Yeni adına değil, şiirimiz ve kültürümüz adına. ‘Göründüğünden daha karmaşık ve kaygan bu konu’ya yaklaşımında haklı bir temkin vardır Koçak’ın. Ne var ki, Koçak, kitap boyunca, İkinci Yeni tartışmalarının sonuçsuz ve kısır sarmalına kaptırmaz kendisini. Turgut Uyar’ı, kendince, kendi eleştirmenlik zihninin ve elbette çağdaş eleştirinin kavram ve kodları eşliğinde ideolojik hattı korunmuş eksenler üzerinde tartışır. Koçak’a göre, Turgut Uyar ve nice çağdaşının göremediği süzülüşler ve etkilerle değil daha ontolojik itkilerle kendisini ‘ikinci kez var etmiş’ bir şiirden bahsedilmektedir. İcat etme ve icat edememe kadar, neden icat etme ve edememe sorunu da büyüktür. “Ben kırkından sonra artık yazamayan şairlerimiz, hayatın yükü, geçim derdi falan gibi sebeplerle değil... kendilerini yeniden icat edemediklerinden sustuklarına inanıyorum” demiştir Turgut Uyar. Öyleyse, Ataç’ın üstüne zar atıp bir tür şiir kumarı oynadığı bir şairin üzerinden yüksek riskli bahisler açmanın, yeri ve zamanıdır, öyle mi? 

‘Bir hayattan söz açmak’
Kumarbaz mülkiyet duygusundan uzaktır. Biriktirmez o. Kazandığı daha büyük kaybetmek içindir. Kazanmak kaybetmeye çıkar onda. Arsa tapu için değildir, belki dibini, daha dibini eşmek için toprağın. Ataç’ın Uyar adına attığı zar, Uyar’ın kendi şiiri için attığı zarla bir değildir bu bakımdan. Sıkıldığını, hoşlanmadığını ifade etmiştir Uyar. Farkında mıdır şair bilmiyorum ama, Ahmet Kabaklı’ya da iyi şair demiştir Ataç. Öyleyse, hem Koçak açısından hem Uyar açısından bir işaret taşı hükmü taşısa bile dönüp durulacak bir konu değildir bu. Asıl üzerinde gidilmesi gereken yol, dilersek yöntem diyelim, ‘bir kumardan, bir hayattan söz açmaktır’. Çünkü, “Uyar’ın ölümünün üzerinden yirmi küsur yıl da geçmişken, kendi bilinçsiz varsayımlarını da kurcalamak açığa çıkarmak” gerekmektedir ve Koçak’ı yönlendiren temel dürtü “Uyar’ın şiirinin biraz sevilmiş ama çok sevildiğinde bile az okunduğunu fark etmek” olmuştur. Ve burada durup bir soru geliştirilebilir mi, Koçak’ın ileri sürdüğü yanlış okuma, bilerek yanlış okuma yanında, kumara yönelme, Uyar ve Koçak ikiliğinde de söz konusu olabilir mi? Şair şairi çıkarırken şair yazarı yanlış okuma yöntemiyle doğurabilir mi, doğurmuş mudur? ‘Babayı doğurma’ kavramı, yazıdaki sürekliliğe kaynaklık edebilir mi bu bakımdan da, dikkatle okunmalı ‘Bahisleri Yükseltmek’. Dahası, Koçak, “Uyar’ın şiirinde bugün bile rahatsız edici ‘gerici’ (hatta ‘karşı devrimci’ ifadelere, eğilimlere işaret edebildiğini sanmakta” ve Uyar’ın “yenilgiciliğinden” ve “başarısızlığı” yüceltmesinden özellikle bahsetmektedir.
Öyle ya, nasıl olmuştur da, ‘Türkiyem’ kitabıyla şöhret bulmuş, kendi geleneğinin eşiğine gelmiş bir şair, ‘yapıtın kendini icra etmesinin önündeki engelleri’ kaldırmaya girişmiştir. Hele, ‘şiirin öz-bilgisi arttıkça bir öz-icra etme yeteneği de’ kalabiliyor mudur sorusunun büyüdüğü bir eşiktir orası. Elbette Koçak, “Uyar şair olarak kendini ne zaman doğurdu” sorusunu temellendirirken hem kaçınılmaz olarak H. Bloom hem de şunca yıllık eleştirmenlik birikimine özenle dayanıyor. İnanmış adamın ilahiyat merakı gibidir biraz ondaki. Birikimini Uyar’a doğru hep indirgemesinde de şaşırılacak bir yan elbette yok. Dönüp dolaşıp Uyar’a onun büyük sıkıntısına elbette çıkacaktır. Çünkü Uyar, Koçak’ın tespitine göre “en az iki kez gerçekleşmeyen hiçbir şeyin değerine ve gerçekliğine inanmıyordur”. Şaire bakarken şiire gitmek, şiiri görürken şairi adlandırmak dahası ‘aşırı yorumu göze almadan yorum yapmak’ imkânsızdır. Öyleyse ‘Bahisleri Yükseltmek’te ortada duran Uyar gibi Koçak’tır da. Bahis, okurun bahise girmesine bağlıdır burada. Ne demişti Cemal Süreya; “Sanatta girişimdir asıl olan”. ‘Bahisleri Yükseltmek’ de bir girişimdir, okunulası bir girişim.

BAHİSLERİ YÜKSELTMEK
Turgut Uyar Şiirinde Kendini Yaratma Deneyimi
Orhan Koçak
Metis Yayınları, 2011
288 sayfa, 20 TL.