Entelektüel bir meydan okuma

Entelektüel bir meydan okuma
Entelektüel bir meydan okuma
'Marx Neden Haklıydı?' bir düşünürü anlamanın ve eleştirel bir biçimde savunmanın pırıltılı bir örneği. Eagleton, her şeyin eleştiriye açık olduğunu söylerken, Marx'a ilişkin eleştirilerinde de suspus kesilen bir solculuk yapmıyor
Haber: Gökhan Atılgan / Arşivi

Bir düşünürü anlamak, savunmak ya da eleştirmek müşkül bir iştir. Hakkında söylenen birkaç basmakalıp tümce çoğu kez ritimsiz bir nakaratmışçasına tekrarlandığında o düşünür anlaşılmış olmaz. Kurduğu on binlerce cümlenin her birinin bütün ötekilere bir mühendislik harikasıymışçasına tutarlı bir biçimde bağlı olduğunu sanmak, en azından taraftarı olunan düşünüre haksızlıktır. Bir düşünürü, söylediği ya da öne sürdüğü hiçbir fikrin doğru olmadığı önyargısıyla eleştirmenin iler tutar bir tarafı olduğunu düşünmek için hiçbir neden yoktur.
Karl Marx, kimi durumlarda her üç bakımdan da biraz talihsiz bir düşünürdür. Hasımları tarafından “Her söylediği söz önce ekonomiye, sonra sınıfa çıkar” gibi ilkel bir tekerlenmeyle yaftalanmıştır. Bu tekerleme, onun eserini okuma, söylediklerini anlama zahmetine girmeye eğilim göstermeyenler tarafından kolayca kaydedilebilmiştir. Çoğu durumda Marx’a sempati ya da fikirlerine yatkınlık duyanlar ise onu bir peygamber, eserini bir kutsal kitap , kurucusu olduğu siyasal akımı da iman edilecek kutsal bir din gibi görebilmiştir. Bununla beraber, belki de hiçbir düşünür tarihin akışını onun kadar etkileyememiştir. Eserleri dünyanın neredeyse bütün dillerine tercüme edilen, kitapları kutsal kitaplardan daha çok satılan, bütün kıtalarda milyonlarca kadın ve erkeği, eleştirdirdiği topluma karşı ve önerdiği toplum için mücadeleye yöneltebilen, toplumsal etki gücü en zayıfmış gibi göründüğü anlarda bile adından en çok söz edilen düşünür Karl Marx’tı.
Terry Eagleton’ın ‘Marx Neden Haklıydı?’ adlı kitabı Yordam Kitap’ın yerinde tercihiyle İngilizcesiyle aynı yıl içinde Prof. Dr. Oya Köymen’in leziz çevirisiyle Türkçe olarak yayımlandı. Kitap, sadece çağının değil ama bütün zamanların en önemli kuramcılarından biri olan Marx hakkında yazılmış müstesna kitaplardan biri. Bunun birkaç nedeni var. 

Eagleton’ın muazzam kalemi
Kitap, bir düşünürü anlamanın ve eleştirel bir biçimde savunmanın pırıltılı bir örneğini veriyor. Eagleton, bir yandan her şeyin eleştiriye açık olduğunu söylerken, Marx’a ilişkin temel eleştirileri sorulduğunda suspus kesilen bir solculuk yapmıyor. Bunun yerine bir yandan Marx’ın düşüncelerini kusursuz olarak değil inandırıcı, mantıklı açıklamalar olarak değerlendirirken bir yandan da onun bazı düşünceleriyle ilgili tereddütlerini açıkça dile getiriyor. Eagleton açısından, nasıl ki hiçbir hayranı en beğendiği film yönetmeninin en iyi film senaryosunun her karesini savunamazsa, Marksistler için de aynı şey geçerlidir. Eagleton, takipçisi olduğu Marx’ı kapitalizm olarak bilinen tarihsel nesneyi tanımlayan, onun nasıl doğduğunu, hangi yasalarla çalıştığını ve sonunun nasıl getirilebileceğini gösteren bir düşünür olarak konumlandırıyor. Ama, yeri geldiğinde onun söylediklerine ilişkin eleştirilerini samimiyetle dile getirmekten çekinmiyor.
Kitap, Marx’ı çağının içine yerleştirme becerisi gösteriyor. Bir düşünürü çağının içerisine yerleştirmek onun kendinden önceki düşünce mirasından neler devraldığını, yaşadığı çağın toplumsal ilişkilerini nasıl çözümlediğini, bu ilişkilerin onun çözümlemelerine ne gibi sınırlamalar getirdiğini, bu çözümlemelerin bugüne ve yarına neler devrettiğini yakalamak anlamına gelir. Böylesi bütünsel ve tarihsel bir bakış açısını tüm kitap boyunca tutarlı bir biçimde sürdürmek, Eagleton’ın muazzam birikimi ve mahir kaleminin bir ürünü.
‘Marx Neden Haklıydı?’, eşine az rastlanır bir zekâ kıvraklığıyla emsalsiz bir dil kullanma yetisini; akademik bir derinlikle duru bir üslubu; militan bir tarafgirlikle objektif bir eleştirelliği bir araya getirebilmenin ender örneklerinden birini veriyor. Eagleton’ın önceki yapıtlarını okuyanlar onun felsefi soyutlamalarla gündelik hayatın sıradan olayları arasında nasıl şaşırtıcı bağlantılar kurabildiğini, büyük bir ciddiyetle tartıştığı bir konuyu ironi ve hiciv ile nasıl ele alabildiğini, yazı dilini kullanmaktaki müthiş becerisiyle okuru nasıl keyiflendirebildiğini bilirler. 

Marx’ın dünyası değil bu
Sağda solda çok işitilen bu basmakalıp eleştiriler şöyle bir Marx ve Marksizm imgesi kurar: Günümüz dünyası Marx’ın dünyasına benzemez, bu bakımdan kendi dünyasına az buçuk uygun düşen Marksizm, günümüzde onda hâlâ ısrar eden dikkafalı kişilerin çağdışı bir saplantısından ibarettir. Marksizm kuramda birazcık iyi olabilir; ancak uygulamada (SSCB’de, Çin’de vb.) açlık, fakirlik, eziyet ve ceberut bir rejimden başka bir şey getirmemiştir. Marx’ın tarih kuramı, takdir-i ilahinin seküler bir yorumudur. İnsanları kendisine tabi kılan tarihin demir yasaları vardır ve bu yasalar insanın bireyselliğini ve özgürlüğünü yok sayar. İnsan, doğal olarak bencil, rekabetçi, açgözlü ve saldırgan bir yaratıktır, Marx bu gerçekliği görmek yerine saf bir rüyaya dalarak toplum mühendisliğiyle insanın doğasının değiştirilebileceğini sanmıştır. Marx, her şeyi ekonomiye indirgediği için sanatın, dinin, siyasetin, hukukun, ahlakın, yani öteki her şeyin ekonominin bir yansıması olduğunu sanmış, böylece toplumsallığın karmaşıklığını ve renkliliğini yok saymıştır. Bir materyalist olan Marx, maddeden başka hiçbir şeyin var olduğuna inanmadığı için insanlığın en kıymetli değerlerine sırt çevirerek onlara ruhsuz bir rota çizmiştir. Sınıf konusunda bıktırıcı bir saplantı içinde olan Marksizm, ılımlı ve tedrici bir reform programı yerine asi bir grubun işçi sınıfı adına iktidarı alacağı kanlı bir devrim kaosuna işaret etmiştir. Marksizm, insanın partiye, partinin devlete, devletin de bir diktatöre tabi olduğu bir model önerir, bu model aslında bireysel özgürlüğün ölümüdür. Son on yıllarda ilgi çeken radikal hareketler Marksizmin dışından çıkmış ve onu geride bırakmıştır, dolayısıyla Marksizm çağdaş sola hiçbir ilham veremez. 

Standart eleştiriler
Bu standart eleştirilerin Marksizmin bir karikatürü olduğu apaçık. Ancak etki gücünün hayli geniş bir yayılıma sahip olduğu da bir gerçek. Günümüz dünyasında ister Londra’da ister Beyrut’ta, ister Ankara ’da ister New York’ta ortalama bir üniversite öğrencisine Marksizmin kendisine neler çağrıştırdığını sorduğunuzda alacağınız yanıtlar aşağı yukarı bu standart eleştirilerden parçalar olacaktır. Bu durum, Marksizmin bu eleştirilerinin yıllar içinde ne derece popülarize edilebildiğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Terry Eagleton’ın ‘Marx Neden Haklıydı’yı yazmasının nedeni de bu. Yazar, solculara “Marksizm propagandası yapmak” ya da Marksizmin hasımlarıyla düşünsel bir kavgaya tutuşmak gibi hedeflerle değil, büyük bir düşünür hakkındaki sorgusuz sualsiz benimsenmiş önyargıları aşındırmak gibi bir kaygıyla hareket ediyor.
Bu nedenle, Marx’ın sınıf mücadelesi ile üretim tarzını birbirine eklemleyerek inşa ettiği tarih senaryosunun onun en özgün ama en sorunlu yönü olarak göründüğüne ilişkin tereddüdünü; Marx’ın eserlerinde “teknolojik iyimserlik” olarak tanımlanabilecek belirgin bir zorlama bulunduğuna ilişkin saptamasını; Marx’ın anti-sömürgeci politika konusunda fikirleri birazcık belirsiz olan bir Avrupalı olduğuna ilişkin kanısını açıkça ortaya koyuyor. Aynı zamanda Marksizme sıradışı bir giriş niteliği taşıyan kitap okunduktan sonra Eagleton’ın şu sorusunun açtığı kapıdan Marksizmin koskocaman dünyasına doğru bir yolculuğun başlaması beklenir:
“Sermayenin küresel çaptaki yağmacılığının daha şedit hale geldiği bir dünyada Marksizmin demode olduğunu iddia etmek, kundakçılar daha kurnaz ve becerikli hale geldi diye itfaiyeciliğin modasının geçmiş olduğunu söylemeye benzemez mi?”

Marx Neden Haklıydı?
Terry Eagleton
Çeviren: Oya Köymen
Yordam Kitap
2011, 270 sayfa, 17 TL.