Epistemik şiirin gündemi

Epistemik şiirin gündemi
Epistemik şiirin gündemi
Bazı şairlerin etrafında mit ve söylemden oluşan bir hale vardır. Güntan da bu şairlerden. Ahmet Güntan göstergesi, Ahmet Güntan'ın şiirine değil, Ahmet Güntan'ın kendisine işaret eder
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Ahmet Güntan’ın ‘Parçalı Ham.’ı, biçimsel bakımdan Türk şiirinde, bugün ‘uç’ noktayı temsil ediyor ve aynı ölçüde de oldukça problematik bir poetik zeminde yer alıyor. Sözünü ettiğim bu problematik durum, Güntan’ın, gerek şimdiye kadar yazageldiği şiirin devamlılığı ve bütünlülüğü bakımından problematiktir. Parçalı Ham.’ı oluşturan metinler, Güntan’ın, ‘Parçalı Ham.’a kadar yazdığı şiirin, poetik bir devamı değildir veya ‘Parçalı Ham.’a kadar yazılan şiirler ile ‘Parçalı Ham.’ı oluşturan metinler aynı poetik devamlılık bağlamının oluşturduğu bütünlük içinde yer almıyor. ‘Parçalı Ham.’a kadar yazılan şiirler derken kastettiğim, kuşkusuz ‘Toplu Şiirler 1976-2005’ adıyla, 2008’de yayımlanan kitabında yer alan toplamı oluşturan şiirler. Yirmi dokuz yıl gibi bir süreye yayılan bir zaman sürecinde yazılan/yayımlanan, bu şiirler toplamı için, aynı yargıyı ileri sürmek, yani bu toplamın poetik bir bütünlük içermediğini ileri sürmek zor. Ama ‘Parçalı Ham.’ ile bu toplam arasında bir devamlılık, bir bütünlük kaybı söz konusu. Bu devamlılık ve bütünlük kaybına poetik kopuş diyelim. Güntan da, kuşkusuz farkında bu bütünlük ve devamlılık kopuşunun; ‘Parçalı Ham.’ı oluşturan metinleri yazmaya başladıktan (2005) üç yıl sonra, 1976’dan 2005’e kadar yazdığı şiirleri 2008’de, ‘Toplu Şiirler 1976-2005’ adıyla bir araya getiriyor. Bu, bir araya getirme, yirmi dokuz yılda yazılan şiirlerin, bir toplam halinde okura sunulmasından çok, yeni bir başlangıç için bir dönemin kapatılması anlamına gelmektedir. 

Poetik bir kopuş
Burada, üzerinde durmak ve tartışmaya açmak istediğim, bu poetik kopuşun, ne ölçüde Güntan’ın 2005’e kadar yazageldiği şiirin bir sonucu olduğudur. Başka bir deyişle, ‘Parçalı Ham.’, ‘Toplu Şiirler’in çocuğu mudur? ‘Parçalı Ham.’ı oluşturan metinlerin yazarı kendisi ama bu tarzın esin fikri kendisinden mi menkuldür? Biraz daha geriye de gidebiliriz. Güntan’ın, toplu şiirler kitabına almadığı başlangıç dönemindeki şiirlerinin Attilâ İlhan etkisi içerdiğini (mesela “Değişmek” adlı şiiri, Birikim, Sayı 58/59) hesaba katarsak, ‘Parçalı Ham.’a, Attilâ İlhan şiiri üzerinden de varılabileceği poetik olarak savunulup temellendirilebilir mi?
Ahmet Güntan’ın, ‘Parçalı Ham.’ı, Efe Murad dolayımında, ‘Opera’nın (1996, Enis Batur) olanaklılık alanı içinde yer alır. Her yapıt, içinde yer aldığı edebi türün devamlılığı açısından, yeni yapıtlar için bir olanaklılık alanı açar. Burada, söz konusu dolayımın netleşmesi bakımından, Efe Murad’ın iki kitabını anmak gerekir: ‘H’aki Atak (2005), ve ‘Sistem’. Her iki yapıtın, Türk şiirine eklemlenme olasılığı, ancak ‘Opera’ üzerinden olanaklı. Denilebilir ki Efe Murad, ‘Opera’nın çocuğudur. Bu ifadeyle Efe Murad’ı hakir gördüğüm anlaşılmasın. Murad, bu şiirsel olanağı çok uca, gözden ırağa götürdü. Bu bağlamda, Murad, ‘Parçalı Ham.’ı icat etmesi bakımından sadece Ahmet Güntan için değil, aynı zamanda İsmet Özel’in son dönem (‘İlâveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir’ ile ‘Bir Vefa Daha’) kitaplarındaki şiirleri için de, poetik bir olanak alanı oluşturmuştur/oluşturmaktadır. Ama kavşağın başlangıç noktasında ‘Opera’nın olduğunu unutmamak gerekir. Yazının girişinde sözünü ettiğim ‘uç’, bu bağlamda ‘uç’tur. Şunu demek istiyorum; Efe Murad’ı ve ‘Opera’yı hesaba katmadan ‘Parçalı Ham.’ın neliğini açıklamak olanaklı değildir, tıpkı Özel’in, yukarıda andığım son şiirlerini açıklamanın mümkün olmadığı gibi. 

‘Şiiri hapsolduğu yerden kurtarmak’
‘Parçalı Ham.’a, ‘önsöz’ olarak “Parçalı Ham Manifestosu.” da eklenmiş. Bir şairin elli yaşında bir manifesto kaleme alması, biraz tuhaftır... Ancak, Güntan’ın, 1978 yılında, Birikim dergisinde yayımlanan söyleşisinde dile getirmiş olduğu şu kaygı, onun başından beri aynı poetik zemin üstünde durduğu hissini vermektedir: “Şiir, tarihte uzun süre her şey olarak varoluşunu korudu. Toplumların kendileri ve doğa hakkında çok az şey bildikleri çağda şiir –dini bir temelde dünyayı açıklayacak bir atmosfer, bir dayanaktı. (…) Böylece şairin teorik kurgusal araçları ile ulaştığı genel bilgi, kendi öznelliğinin ürünü olsa bile, hayatın her alanını kendine nesne diye alabilen, bir anlamda nesnel bir şiir vardı. (…) Sonra bilim, şiirin üstlendiği bütün alanlara el attı, önce doğaya, sonra topluma. (…) Şiir türleri teker teker saygınlığını kaybetti. Bilimin getirdiği yeniliklerle genişleyebileceğine, liriğin neredeyse kendiliğindenci imgelemine sığındı. Şiir, şairine hapsoldu.”
Bu sözler dikkate alındığında, Güntan’ın başından beri temel kaygısının, “şiiri hapsolduğu yerden kurtarmak” olduğu söylenebilir; ancak bu kaygıyı, ‘İlk Kan’dan (1984) ‘Mahkeme Kitap.’a (2006) kadar gelen pratikte değil, ancak ‘Parçalı Ham.’da ete kemiğe büründürebilmiştir. Çünkü, örneğin “bilimin şiirden aldıklarını” geri alma girişimi, yirmi dokuz yıllık poetik pratiğin değil, ‘Parçalı Ham.’ın edimselliğine aittir. Dolayısıyla ‘Parçalı Ham.’a, tinselliğin devre dışı bırakılarak, fantastik ve alegorikleştirilmiş içerik üzerinden, şiirin bilimselleştirilmesi girişimi de denilebilir. Ama şu neticeyi de göz ardı etmeyelim: Manifesto adı altında kaleme alınan metinler, yazılacak metnin malzemesini ve biçimine ilişkin çizimleri verdiği, şiirin hangi malzemeden hangi forma göre yazılması gerektiğini söylediği ölçüde, ufuk açıcı veya ilham verici olmaktan çıkarak proje metinlerine dönüşürler. Bu projeye göre yazılan şiir de, proje şiire.. Şiir, yaratılan bir şeyden, ‘yapılan’ bir şeye dönüşmektedir. Hilmi Yavuz’un “şiir yapılan bir şeydir” tezi, Güntan’ı ikna etmiş gözükmektedir. ‘Parçalı Ham.’, kırk parçadan oluşuyor. Bu bağlamda, aynı formatta, sanırım bir kırk parça daha yazılabilir. 

Mavi boncuk düşkünü şairler!
İçerik bakımından, bu şiirin, standartlaşmış, bir örnek haline gelmiş bir dünyanın, benim ‘uluslararasılaşmış dünya’ dediğim bir dünyanın, insanın tarihsel ve tinsel varolmasının devre dışı bırakıldığı, kenara, göz ardına, yoksul evlerine, taşraya itildiği, uluslararasılaşmış steril bir dünyanın şiiri olduğunu da belirtmeliyim. Bu, aslında benim, epistemik şiir dediğim bir şiir. Epistemik şiir, enformasyonla edinilebileni malzeme edinerek bir zihin durumundan yazılan bir şiir. Bu şiirin, Türk şiiri içinde, yaygın olarak iki biçimi olagelmiş. Biri, ideolojiye dayanılarak yazılan şiir, diğeri ise, biçimsel arayışı merkez edinen şiir. Bu tür şiirle gerilim içinde olan ontik (varlıksal) durumu merkez edinen şiiri de unutmayalım. Böyle bir şiir, bugün, insanın yüz yüze geldiği bir çıkmaz durumundaki varoluşunu bu deneyimin tinselliği içinden yazılan şiirin karşısında durmaktadır.
Bazı şairlerin etrafında mit ve söylemden oluşan bir hale vardır. Güntan da bu şairlerden. Ahmet Güntan göstergesi, Ahmet Güntan’ın şiirine değil, Ahmet Güntan’ın kendisine işaret eder. Düzyazılar kitabının adının ‘İyot.’ (2006) olması bir rastlantı değildir. “Türk Edebiyatı Beni Neden Kabul Etmiyor?” gibi yazı başlıkları da, şiirini değil, kendini öne çıkarmayı hedefler. Bu yazı başlığına rağmen, Güntan’ın çevresinde hatırı sayılır ölçüde bir mürit topluluğu yer almaktadır. Bu mürit topluluğunun, ‘atıl kurt’ şeklinde bekleyen streslerine de dikkat çekerim. Güntan, son yıllarda, özellikle ‘mavi boncuk’ dağıtmaya düşkün şairlere yönelik ilgiyi yarmayı başarmış, merkezinde kendisinin yer aldığı bir ‘poetik anlayış topluluğu’ oluşturmuşa benzemektedir.

PARÇALI HAM.
Ahmet Güntan
Yapı Kredi Yayınları
2011, 264 sayfa, 24 TL.