Erendiz Atasü'yle otuz yıl...

Erendiz Atasü'yle otuz yıl...
Erendiz Atasü'yle otuz yıl...
Edebiyatı 'hâlâ' önemsemenin, sevmenin nelere mal olduğunu romanı okuyunca saptayacaksınız. 'Güneş Saygılı'nın Gerçek Yaşamı'nı mutlaka okuyun
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Geçen pazar TÜYAP Kitap Fuarı’nda Erendiz Atasü’nün yazarlıkta otuzuncu yılını kutladık. Konuşmacılar, Ayla Kutlu, Dilek Direnç, Feyza Hepçilingirler ve ben. Bir de Türkân Şoray gelecekti. Türkân Şoray yıllardan beri Atasü’nün öz okurları arasındadır.

Terslik oldu, Türkân Hanım Mersin’deydi, Mersin’den dönemedi. Ama duygularını, düşüncelerini kaleme getirmiş, bana gönderdi. Zarfın üstünde “Sevgili Erendiz Atasü’ye” yazılı. “... Aslında orada olup, size yazar olarak duyduğum hayranlığı, kitaplarınızı birkaç kez okuyup her satırını âdeta ezberlediğimi, özellikle kadın kahramanların iç dünyalarına...”

Sonra Dilek Hanım, ‘Dağın Öteki Yüzü’yle ‘Güneş Saygılı’nın Gerçek Yaşamı’nı bir arada irdeledi; Erendiz Atasü’nün ilk romanı ve yeni romanı. İyimser bir ütopyadan, yazarın, kötümser bir ütopyaya yol alışı gözler önüne serildi. Geçen otuz yılda böylesi karamsarlığın sebepleri üzerinde durdu Dilek Direnç. Sunucumuz Sırma Köksal’dı. İkinci sözü Ayla Kutlu’ya verdi. Ayla Kutlu’nun romanlarını severek okurum. Toplumsal ve bireysel acıları elekten geçirir Ayla Kutlu. Onun bir yandan da çok sıcak bir konuşmacı olduğunu doğrusu bilmiyordum. Bir başka oturumda, yıllar önce yine birlikteydik. Mesafeli konuşmasını hatırlıyorum.

Ama işin içine arkadaşlık girince durum değişiyor. Ayla Kutlu otuz yıllık dostu Erendiz Atasü’yü bütün sevecenliğiyle anlattı. Hepimizi etkiledi. Hepimize yaşam sevinci aşıladı.

Feyza Hepçilingirler her zamanki titizliğiyle bir öyküsünü inceledi Erendiz Atasü’nün. Dil açısından, sözcükler, anlatım açısından. Önemli bir konuşmaydı. Bir yazarın sözcükleri nasıl ‘seçerek’, seçmek için nasıl çaba harcayarak yol aldığını, Hepçilingirler’in konuşmasından kavradık.
Feyza Hepçilingirler, dilerim bu metni yayımlar.

Son konuşmacı bendim. Dostluk açısından –ne yazık ki- otuz yıl öncesine dönemedim. Çünkü sevgili Erendiz Atasü’yü 2001’de tanıdım. Eserini elbette bilmez değildim, ama tanışmıyorduk. Sonra bir gün, bir iki yıl önce, Varlık’ta benim ‘Cehennem Kraliçesi’yle ilgili –onur duyduğum- bir yazısını okudum Atasü’nün.

Doğrusu çok şaşırdım: Uzun yıllar önce yayımlanmış bir roman, usta bir kalemin emeğiyle yeniden gündeme getiriliyor! Alışık olmadığımız, edebiyat ortamında pek rastlanılmayan bir tutum... Bunları belirttim.

Kutlamadan bir gün önce ‘Güneş Saygılı’nın Gerçek Yaşamı’nı nihayet bitirmiştim. Nihayet diyorum; uzun bir okumaydı, hemen her cümlesi üzerinde durmak zorundasınız romanın. Öylesine dikkatle yazılmış. Öylesine karamsarlıkla, huzursuzlukla yazılmış. Kime bunca emek? Kitabın arka kapağındaki tanıtımdan şu cümleyi özellikle okumak ihtiyacı duydum:

“Güneş Saygılı’nın ‘Gerçek Yaşamı’, edebiyatı hâlâ önemseyen ve edebiyata değer veren okurlar için kaçırılmayacak bir fırsat.”
Cesur bir cümle bu, beni epey düşündürttü. Büyük olasılıkla Sırma Köksal yazdı, Everest Yayınları’nın genel yayın yönetmeni sıfatıyla. Roman gibi roman, öykü gibi öykü yazmak emeğinden vazgeçmemiş yazarların bugünkü durumunu dile getiriyor: “... edebiyatı hâlâ önemseyen...” Erendiz Atasü otuz yıldır edebiyatı delicesine önemsemiş bir yazardır. Tıpkı ‘okuduğu’ eserlere gösterdiği özen gibi. Güneş Saygılı da bir yazar. Roman boyunca dünyaya, yurda ilişkin kaygılarını paylaşıyor okurla. Bir yandan da yazarlık çabasının kaygılarını. Edebiyatı ‘hâlâ’ önemsemenin, sevmenin nelere mal olduğunu romanı okuyunca saptayacaksınız. ‘Güneş Saygılı’nın Gerçek Yaşamı’nı mutlaka okuyun.

Otuzuncu yıl oturumu Erendiz Atasü’nün katılımcılara ve konuşmacılara teşekkürüyle sona erdi.

Otuz yıl boyunca ‘magazin şöhreti’ olmaktan uzak durmuş Erendiz Atasü’yü, sevgili arkadaşımı bir kez daha kutluyorum.

Gündeş öneriler:
Ada’daki Ev, Nilüfer Kuyaş, Can Yayınları, 2011.