scorecardresearch.com

Erik ve şiir...

16/03/2012 02:00
Yaklaşık 113 kelimeden oluşan bu şiirin anahtar sözcüğü şüphesiz eriktir. Erik dalı ona bağlıdır
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Döndüm Türkçenin en değerli deneme ustalarından biri olan Nermi Uygur’a baktım. O güneşten koparılmış ışıklar kadar keskin ve aydınlık cümlelerine kulak verdim. Bir şekilde önümüze gelen, aklımızı çelen, kulağımızı okşayan, sesimize ses katan Yunus Emre’nin neredeyse eşsiz şiiri için acaba ne söylemiş, felsefe, mantık ve dilin katından nasıl bakmış, nasıl okumuş diye merak saldım. “ Bugün bayram, mantık bayramı. Gülelim öyleyse, gitsin gelsin akıl, gitsin gelsin aklımız” demiş bir yerde. Ve “Gerçek üstü ressamların belki de ilki Yunus” diye eklemiş. Şüphesiz bambaşka ancak çok zengin bir açı Uygur’unki. Döne döne, ölçe tarta, eksilte çoğalta, tadına vara vara, akıl kadar duyguyu, gerçek kadar hayali de köpürtmeye çok uygun bir açı. Işığın ve gölgenin sonsuz oyunları coğrafya kadar insan yazgısıyla da birleşmeye hazır. Hele ‘akıl azat’ istediğinde, diz azat istediğinde, dil azat istediğinde, şairden ve şiirden başka ne var? Bilmek kadar bilmemek de hak değil mi? Tıpkı söylemek kadar susmanın da hak olduğu gibi.
Tuhaf kaside
Büyüyen Ay Yayınları, belli ki, klasik maneviyat kültürünün şiirle kurduğu engin irtibatın da peşinde. İkisi meşhur diğeri pek duyulmamış tasavvuf ehli zatların, Yunus Emre’nin ‘Çıktım erik dalına anda yedim üzümü’ diye başlayan şiirini şerh etmişler. Suat Ak hazırlamış kitabı. Davut Köse’nin görsel yönetmenliğinde okura sunulmuş kitap . “Şaşırtıcı ve tuhaf kaside” demiş Suat Ak şiire. “Dış ifadesi bakımından saçma ve eğlendirici görünse de, şerh edicilerin belirttiği gibi bu şiirin mısraları, Hakka mazhar ve ilahi sırlara temas edici irfani bilgilerle yüklüdür” yorumunda bulunmuş ayrıca. Eski şiirimizde şiir isimlendirme geleneği olmadığı için, sanırım biraz içeriğin atmosferine bağlı kalarak isimlendirmeler yapılıyordu. Nitekim, Niyazi Mısri de ‘nutk’ olarak vasıflandırmış bu şiiri. Nutkiyeye yakın bulmuş. Serbest ve atım gücü dolayısıyla. Sarhoşluk anını da imlediğinden belki, kim bilir? İsmail Hakkı Bursevi’nin metninde ise ‘Şerh-i Ebyat-ı Yunus Emre’ başlığı var. Belli ki o doğrudan beyitlere bakmış. Şehzâde ise, beyit sayısından, yediden hareket etmiş. Yeri gelmişken, bu yedi sayısında daha da ileri yorum saklı, söylemiş olalım. Zaten bu Şehzâde’nin gözünden de kaçmamış.
Edatlar dahil yaklaşık yüz on üç kelimeden oluşan bu şiirin anahtar sözcüğü şüphesiz eriktir. Erik dalı ona bağlıdır. Neredeyse şiir bütün büyüsünü ondan alır. Elbette hamlığını, çarpıcılığını, ele avuca sığmazlığını, çağrışımını. Bir tül dil limonluğuna sığınır dil orada. O kadar yalın, çapaksız ve kimsesizdir. Anadolu bozkırlarında sebepsiz yitip gitmiş varlığa bir dünya neşesi sunmayı da aşılar alttan alta. Baskın kültüre karşı özel ve özerk olanı, bilgiye karşı da ümmiliği telkin eder. Her büyük şairde gördüğümüz poetik hesaplaşmanın en çalımlı örneklerinden birisi diye de okunabilir. İtiraf edilmeli ve hiç şaşırılmamalıdır ki her üç şerhin de şiirin orijinalliğine yaklaşır bir yanı yoktur. Yorumlara bakılırsa remzler tasavvufu işaretler. Ancak öncelik ve ontolojik bağımsızlık göz önünde tutulursa şiir ilktir. Çünkü şiirin duyuş katıyla tasavvufun duyuş katı birbirinden bağımsızdır. Sadece ve sadece tasavvuf kültürünün ilgi dünyasının genişliği yanında cesaretini de göstermesi bakımından önemlidir bu yorumlar. Şiirden çok kültüre çıkarlar. Diğer yandan şiirin dünyasını, tasavvufun dünyası ile bağdaştırmak gibi anlaşılabilir içeriklere de sahiptirler. Hatta yer yer bilgi zorlamasını bile uğrarlar. Koz ile Hindistan cevizi arasında bağ kurmaya çalışırlar.
Mevlana kendisini şiir söylüyor diye eleştirenlere; “Doğduğumuz yerde kalsaydık medresede ders okutacaktık, ancak burası Rum ülkesi buranın dili şiirdir” diye yanıt vermiş. Çok buluşturmacı gerekçelere uğramaksızın söylemek gerekir ki, Yunus Emre’nin bu şiiri, Mevlana’ya destek diye de okunabilir. Şiir söyleme katının bir daha çıkılamamış basamakları gibidir üstelik bu yedi beyit. Medrese veya tekke, şiirle kucaklaşma idealini hiç yitirmek istememiş olmalı ki bu şerh ihtiyacı duyulmuş, Nermi Uygur’un (bilgisayar her defasında Mermi yazıyor) üniversite tavrı, çağdaş bir medrese tavrı gibi de dururken üstelik, şiir bir kez daha tarihi kurma gücünü sergiliyor. Şiir bu, kim ona yetişebilir düşleri düşlerle çarpım çarpım düşlerken.

ÇIKTIM ERİK DALINA
İsmail Hakkı Bursevi, Niyazi Mısri, Şehzâde
Hazırlayan: Suat Ak
Büyüyen Ay Yayınları
2012, 131 sayfa, 12 TL.

http://www.radikal.com.tr/108201510820150

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.