Eşcinsel edebiyatından transgender politikalarına

Eşcinsel edebiyatından transgender politikalarına
Eşcinsel edebiyatından transgender politikalarına

Gus Van Sant 2008 yılında çektiği Milk te eşcinsel ve insan hakları savunucu Harvey Milk in mücadelesini beyazperdeye taşımıştı. Milk i Sean Penn canlandırmıştı.

'Gey ve Lezbiyen Yazını', İngiliz edebiyatında ortaçağdan bu yana hemcins arzusunun edebi metinlerde nasıl ele alındığını inceliyor. Kitap, transgender edebiyatı için önemli bir sıçrama tahtası...
Haber: HANDE ÖĞÜT - handeogut@gmail.com / Arşivi

1969 Stonewall isyanı, modern gey ve lezbiyen hareketinin başlangıcı olarak kabul edilir oysa sadece eşcinsel erkekler kendilerini “gey” olarak adlandırarak politik bir kimlik kazanmışlardı. Lezbiyenler kendilerini dışlanmış, öznelliklerinden yoksun bırakılmış hissettiler. Ardından Stonewall ayaklanmasında başrol oynayan travestiler ve transseksüeller ile gey ve lezbiyenler arasındaki çatışmalar ve sınıfsal sorunlar gündeme geldi. Lezbiyenler ve gey erkeklerin 70’lerde kendi alt kültürlerini oluşturmaları heteronormativeye karşı bir zaferdi ancak süreç içinde farklı ve kültürel olarak marjinalleştirilmiş cinsel kimlikler dışarıda bırakılarak “gey” ve “lezbiyen” kimlikler katı kimlik kategorilerini sabitleştirmeye başladı. 1980’lerdeyse geyler, lezbiyenler, cross-dresserlar, trans kimlikler AIDS krizine karşı bir araya geldiler. Geniş bir cinsel kimlik ve davranış çeşitliliği içeren queer kavramı bu koalisyondan doğdu. Mevcut lezbiyen ve gey hareketini, biseksüelleri, transseksüelleri, travestileri, sadomazoşistleri dışlayabilen son derece sınırlayıcı kimlik politikaları uyguladığı için eleştiren queer aktivizmi kısa sürede akademiye taşındı ve “queer teorisi” kuramsallaştırıldı. Ancak terim 1990’lardan bu yana sıklıkla geyin eşanlamlısı olarak, lezbiyenlerden ziyade gey erkeklerle bağlantılı kullanıldı. Aynı dönemde kavramsallaşmaya başlayan transgender ise transseksüel, cross-dresser, travesti, interseks, drag gibi kimlikleri, iki toplumsal cinsiyet sisteminin dışında kalmayı tercih eden tüm bireyleri kapsayan bir şemsiye terim ve toplumsal cinsiyet çeşitliliğine dikkat çeken önemli bir politik ve kritik araç. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve zorunlu cinsiyetlendirmeye muhalif bir koalisyon politikası için alan açarken birçok crossgender pratiğini eşcinsellik versiyonları olarak okuyabilecek lezbiyen ve gey çerçevelerine alternatif sunuyor. 

Eşcinselliğin ‘icadı’
19. yüzyılda “eşcinsellik” olarak kurulan kategori, tarihin hiçbir döneminde tekil, yekpare bir grubu tanımlamadı. Anaakım gey hakları hareketi kendini açıkça transgender olmayan, normatif, gey kimlik modelini benimseyen örgütlü politik ve yasal bir hareket olarak tanımlasa bile lezbiyenler ve trans kimlikler toplumsal, kültürel, siyasal bağlamın içinde kimlik ve öznellik aradılar, kendi kültürlerini, politikalarını ve edebiyatlarını ürettiler.
Cinsiyet çeşitliliğini, ortak bir tarihyazımında ve “eşcinsel edebiyat” kategorisinde değerlendirmek/sabitlemek mümkün değildir. Kaldı ki dinamiklerini ve bağlamını kaçınılmaz olarak tarihin belirlediği -eşcinsellikle bağlantılı olarak tartışılan- edebiyat büyük ölçüde kendilerini gey diye tanımlayan yazarlar tarafından yazılmamıştır. Yanı sıra gey ve lezbiyen deneyimlerindeki tarihsel farklılıkları göz önünde bulundurursak, lezbiyen ve gey edebiyat üretiminin birbirileriyle pek bir şey paylaşmadığını görebiliriz. Eleştirel çoğulculuk bir erdem olabilir ancak modern eşcinselliğin “icadından” yüzyıllarca önce yaşamış Shakespeare’e “gey” demek nasıl meşrulaştırılabilir? Kadınlar arasındaki aşka dair şiirler yazan 19. yüzyıl şairi Christina Rosetti ile açık lezbiyen şiirlerinin yanı sıra kimi şiirlerinde şifreleme tekniği kullanan Amy Lowell’ı, her ikisi de lezbiyen ayrılıkçı Adrienne Rich ile Audre Lord’u aynı gruba sokmak ne kadar mantıklı? Allen Ginsberg’ün sado-mazoşist şiirleriyle Oscar Wilde’ın homoerotik şiirleri hangi bağlamda bir gey edebiyatında buluşur? Eşcinselliğin “yasa dışı” olduğu dönemde oluşan edebiyat ile gey ve lezbiyen kimliklerin meşrulaştığı dönemin edebiyatını bir kategori olarak kurabilir miyiz? Peki bunlardan hangisi ihlalcidir? Bir karakterin gey ya da lezbiyen olduğuna kim, ne zaman karar vermektedir? 

Yasaklı tarih
Hugh Stevens’ın yayına hazırladığı ‘Gey ve Lezbiyen Yazını’, bu soruları tartışan ve ufuk açıcı yaklaşımlar öneren makaleleriyle özellikle transgender edebiyatı için önemli bir sıçrama tahtası… İngiliz edebiyatında ortaçağdan bu yana hemcins arzusu ve aşkı temsillerinin edebi metinlerde nasıl ele alındığını irdeleyen derleme sadece eşcinsel yazınını değil, kültürel, milli ve ırkçı kimlikler ile transgender kimlikler arasındaki ilişkiyi araştırarak günümüz queer hayatının farklılıklarını da yansıtıyor. Eşcinselliğin yasaklı tarihinden psikanaliz tarafından adlandırılışına, dolaptan çıkma sürecinden, gey ve lezbiyen modernizmine, AIDS edebiyatından gey kurmacasında egzotik konumlara dek pek çok konunun ele alındığı kitapta hemcins arzusunun temsilleriyle yüklü olan gey ve lezbiyen edebiyatının büyük ölçüde problemli bir kategori oluşturduğuna dikkat çekerek queer ve transgender kuramı tartışmaya açan makaleleri önemli buluyorum. Batı’da çağdaş queer kimlik hakkında bir “geçmiş anlatısı”ndan başlayarak queer tarih yazımının, sadece tarihsel bilgiyle değil, geçmişe duygusal, politik ve kişisel yatırımlarla ve onun geçmişle karşılaşmasının sonuçlarıyla ilgilenen Jodie Medd (Günümüz Lezbiyen ve Gey Kurmacasında Geçmişle Karşılaşmak) gey ve lezbiyen romanların tarihteki cinselliklerin karmaşıklığını temsil ederken, bize süreksizliğin ve “bizzat bugündeki tarihsel farklılığın” ta kendisini hatırlattığını belirtiyor. Jane Garrity ve Tirza True Latimer (Queer Cinsiyetler Arası Ortaklık), queer cinsiyetler arası ortaklıklarla ilgili tarihsel olarak temellenmiş, heterojen anlayışların sadece queer kültürünü değil, daha geniş anlamda kültürel üretimi yeniden kavramsallaştırmada yeni çerçeveler sağlayabileceğini göstermeyi amaçlıyor. Kathryn Bond Stockton (Irk ve Hemcins Arzusunun Queerliği), ırk ile queerlik arasıdaki ilişkilerin; David Bergman, New York‘ta queer yazının izini sürüyor. Belirli kilit lezbiyen modernist metinlerin transgender olarak ikna edici biçimde okunabileceğini gösteren Heather Love (Transgender Kurmaca ve Politikası) ise lezbiyen ve gey politikası ile transgender sorunlar arasındaki ilişkiler üzerine yorum yapıyor. Love’a göre toplumsal cinsiyet ve cinsel haklar için gerçekten içermeci ve adil bir hareket inşa etmek istiyorsak, lezbiyen ve gey tarihine toplumsal cinsiyet açısından dışlanmışların merkeziliğini hatırlamak ve bağımsız bir transgender hareketin doğuşu için yer açmak son derece önemli.
Psikanaliz, Eşcinsellik ve Modernizm (Andrew Webber), İhlalin Erotikası (Tim Dean), Gey Kurmacasında Normallik ve Queerlik (Hugh Stevens), Seyahatin Homoerotiği (Ruth Vanita), Adlandırılamayanı Adlandırmak: Lezbiyen ve Gey Aşk Şiiri (Richard R. Bozorth) derlemede öne çıkan diğer makaleler... Kitabın sonundaki “ Türkiye ’de LGBTT Literatür Çevirileri” listesi ise Sel Yayıncılık’tan meraklı ve özgül okura bir armağan…

GEY VE LEZBİYEN YAZINI
Hugh Stevens
Çeviri: Kıvanç Tanrıyar
Sel Yayıncılık
2011, 336 sayfa, 22 TL.