Etrafta Toyota gibi adamlar, Rexona gibi kızlar dolaşıyor

Etrafta Toyota gibi adamlar, Rexona gibi kızlar dolaşıyor
Etrafta Toyota gibi adamlar, Rexona gibi kızlar dolaşıyor
Joey Goebel, kapitalizmin katı kararlılığından ve insan doğasının cıvıklığından güç alarak hızla azıtan halimizi anlatıyor. Roman berbat bir mektupla açılıyor: Üzgünüm ama sen hiçbir zaman mutlu olmayacaksın...
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Dünya değişti dostlar, bu gerçeği bir an önce görüp kabullenmekte fayda var galiba. İnternette eğlence ve iletişim amacıyla kurulan sosyal ağlar, bloglar kendi yazarlarını yarattı ve Oğuz Ataylardan, Kafkalardan alıntı yapan bir kuşak hızla tozlanacağı bir rafa kaldırıldı. “ Kitap yazdıysanız bize gelin” cümlesi, “Kitap yazacaksınız bize gelin”le yer değiştirerek, ilkini mumla aratır hale geldi. Eskinin, her biri bir şiir değerindeki şarkı sözleri yerlerini birtakım abuklamalara, o yorumcular da sahneyi tuhaf şarkıcılara bıraktı. Sanatlarından ziyade yapıp ettikleri birtakım magazinel faaliyetlerle gündemden düşmeyen bu gereksiz kişilere, Yeteneksizsiniz, Başımıza Yıldız Yağacak şeklinde ifade edilebilecek, sanat/sanatçı kavramının suyunu çıkaran yarışmalar da yenilerini eklemekte gecikmiyor şükür. 140 vuruşluk twitler, reklam sloganları ve Güz 2012 katalogları yarının en büyük sanat eserleri! Etrafta çoktandır Toyota gibi adamlar, Rexona gibi kızlar dolaşıyor zaten. Yokuş aşağı iniş, dibe vuruş için her şey tamam kaptan!
Hadi, hep yapmak istediğim bir şeyi yapalım ve geleceğin bir resmini çizelim. Radyolardan başlasak uyar mı size? Pop, rock, türk sanat müziği, lounge vs. bütün kanallarda aynı üç-dört grubun seslendirdiği, üzerinde oynanmış ve ait olduğu iddia edilen müzik türüyle uzaktan yakından alakası bulunmayan şarkımsılar çalıyor. Oyuncu, senarist ve yönetmen tayfası fazla tuzluya ve emeğe mal olduğundan, yerini şu hayattaki 15 dakikalık ün hakkını kullanmaya can atan insanların başrole çıktığı reality şovlar almış. Cumartesi geceleri hep aynı arabaların patladığı, kahramanımızın üzerine elbette ki sinek gibi yapışan üç-beş hatunu çatır çatır götürdüğü ve neyse ki dünyanın ucuz kurtulduğu filmin bir başka versiyonu gösteriliyor sinema kanallarında. Elbette ki bir tanesi Afganistan’da geçiyorsa, diğeri Paris’te geçiyor filmin. Vs vs vs…
Kapitalizmin katı kararlılığından ve insan doğasının cıvıklığından güç alarak hızla azıtan halimiz, zaten bazı açılardan bu resme uyuyor, uymayanların da kısa zamanda adapte olacağına şüphem yok.
Amerikalı, üstelik 1980 doğumlu yazar Joey Goebel’in daha ilk romanında bu minval üzerine kalem oynatmış olması bana bunları yazdıran. ‘Vincent Spinetti’nin Tuhaf Kariyeri’, dünyanın en büyük gelir getiren internet ve eğlence şirketlerinin (daha küçük şirketlerin bu koşulda varlığını bağımsız olarak sürdürememesiyle sonuçlanan) birleşmesinin yarattığı tekelleşmenin, tüketicilerin de bilinçsiz desteğiyle geldiği berbat noktada, berbat bir mektupla açılıyor. “Bunu sana söyleyen kişi ben olduğum için üzgünüm ama sen hiçbir zaman mutlu olmayacaksın… Kızı asla elde edemeyeceksin. Gerçek aşkı asla bulamayacaksın. Güvenilebilir bir arkadaş bulmayacaksın. Asla tatmin olmayacaksın. Gündüzlerin uzun ve eğlencesiz olacak. Gecelerinse yalnızlıktan ibaret… İhtiyaçlarına izin vereceğiz ama isteklerini reddedeceğiz. Uzun vadeli mutluluğun için gerekli olan hiçbir şeye ulaşamaman için her şeyi yapacağız…. Sana sunabileceğim tek teselli, bütün bu acıların ve yalnızlığın ortasında yaratacağın şeylerin, senin ümitsizliğinden ve bizim gaddarlığımızdan çok daha uzun yaşayacak olmasıdır. Çekeceğin eziyet geçici, yapıtların ise sonsuz olacak.” 

Acı ilham vazifesi görür
Yüce hissedar ve medya patronu Bay Lipowitz, artık Azrail’in soluğunu ensesinde kuvvetle hissettiğinden midir, yoksa aynı tektip ve dandik üretimin başında bulunmanın verdiği iç sıkıntısından mıdır, ‘eğlence dünyası’nı geliştirmek için kolları sıvamaya karar verir ve New Renaissance adında bir şirket kurar. Memleketin bütün gazeteleri zaten elinin altında olduğundan çarşaf çarşaf ilanlarla yetenekli çocuklar arayıp bulması zor olmaz. Başvuruda bulanan çocuklardan yazı, resim ya da müzik konularından sıradışı bir yeteneğe sahip olduklarını düşündükleri, New Renaissance Akademisi’nde ücretsiz eğitime başlar. Vincent da bu çocuklardan biridir. Sürekli farklı adamlardan çocuk yapmaktan, uyuşturucu almaktan ve sadece kendini düşünmekten hoşlanan bir anne, ev demeye bin şahit isteyen bir dört duvar ve sevmesi hayli zor kardeşlerle hayata zaten bir sıfır geride başlayan Vincent’ı uyarmak için yazmıştır yukarda alıntıladığım mektubu Harlan.
Harlan, Vincent yazı konusunda cidden üstün bir yetenek gösterdiğinden şirketin ona atadığı menajerdir. Görevi, Vincent’ın hayatı boyunca birtakım travmalar ve acılar yaşamasına yardımcı olmaktır. Vincent ne zaman bir kızla ciddi düşünse, biriyle yakın arkadaşlık kursa, para ya da başka birtakım vaatlerle o kişileri Vincent’tan uzaklaştıracak, “sanat var olduğundan beri, acı ilham vazifesi görür” düsturundan yola çıkarak ona çeşitli eziyetler yaşatacaktır. Bunlar arasında köpeğini zehirlemek, evini yakmak, annesini evi terk etmeye teşvik etmek, kardeşlerinin yurtta yaşamasına neden olmak gibi eylemler de vardır.
Vincent’a yaşatılan talihsizlikler, Vincent’ın bu talihsizliklere canavar gibi şarkı sözleri, taşı gediğine oturtan, gündem aracılığıyla kendini yücelten değil de gündemi lanetleyen dizi film ve sinema filmi senaryoları vs. ile yanıt verdiği gibi, kendini alkole ve bomboş bir varoluşa savrularak tepki vermesi, Harlan’ın bir noktadan sonra mesleğini etik açıdan değerlendirip Vincent’ın hayatına müdahale etmemeye ve yaratıcılığına oluruna bırakmasına, ancak Vincent’ın acısı üretememesi, New Renaissance sistemi içinde Harlan’ın göze batmaya başlaması ve ikisinin birlikte namlunun ucunda yaşamaları üzerinden oldukça hareketli ve merak uyandıran bir roman ‘Vincent Spinetti’nin Tuhaf Kariyeri.’ Hele Vincent’ın kitabın sonundaki Oz Büyücüsü yorumu/filmi insana ıslak kahkahalar attıracak türden.
İstisnasız her karakterin en sevdiği grup, televizyon programı ve film ile betimlendiği romanda Goebel, var olan yozlaşma konusunda medya sektörü ve diğerlerine güzelcene çaktığı halde, Vincent’ın hem kişisel hayatında çektiği acılarla hem de üretim konusunda yaşadığı sıkıntılarla zaman zaman hafif yollu dalga geçmekten de geri durmuyor. İşin bu kısmı kafasını karıştırsa da insanın, romanın ve New Renaissance şirketinin temelinin ‘eğlence dünyası’nın geliştirilmesi üzerine kurulması bile başlı başına okkalı bir eleştiri. Sanat elbette eğlence içerir ancak bir familyaya ait olacaksa bu kesinlikle ‘eğlence dünyası’ adında bir familya olamaz.
Goebel’in, Vincent’in üretimi konusunda tembellik etmemiş olması, diyeceğim, yazdığı her metnin içeriğinin okuyucuyla detaylı olarak paylaşılması, ‘sanatçının bir genç adam olarak’ değil de ‘Kapitalizmin ve Yeni Çağın Türlü Boktanlıklarının’ içinde çizilmiş olması portresinin, hevesli okuyucuya söyleyecek çok şey içeriyor. 

VINCENT SPINETTI’NİN TUHAF KARİYERİ
Joey Goebel
Çeviren: Berna Biçen
İthaki Yayınları
2011, 365 sayfa, 22 TL.