Evet... Hem de her şeyi

Evet... Hem de her şeyi
Evet... Hem de her şeyi
'Her Şeyi İstiyoruz' Türkçede de bol yayımlanan ajitasyon romanlarına benzemiyor. İdeal karakterler ve sadece kahramanlık yapan bol kaslı işçiler yok bu romanda. Tüm çelişkileriyle "insan" var
Haber: AYÇA YILMAZ / Arşivi

Her Şeyi İstiyoruz bir işçi romanı... Ne yazık, gencecik çevirmeni Ufuk Soyer, çeviriyi yaparken yaşamını yitirmiş. Deniz Erenuluğ Bovo tamamlamış kitabın çevirisini. En başta kitaba genç bir ölümün acısıyla başlıyoruz yani. Genç ölümler, hiç tanımamış olsak bile, çok acı verici... Hele ailesinin kitabın başına düştüğü notlar... Her Şeyi İstiyoruz, “düz” bir işçi romanı değil. Yazarı, “Otonomcu Marksistler” olarak bilinen ve daha ziyade İtalya’da etkin olan akımın öncülü “Potero Operaio” (İşçilerin Gücü) içinden gelen bir isim. Bu akımın öne çıkan isimlerinden bir diğeri, İmparatorluk kitabıyla tanınan Antonio Negri’dir... “Potero Operaio”, katı “işçici” bir hareketken, içinden bireysel terör eylemlerine meyil eden unsurları çıkarması ilginç olsa gerek. Bu her ne kadar ayrı bir araştırma konusu olsa da, o dönem tüm dünyada benzer eğilimlerin güçlendiği notunu düşelim...
“Otonomcu Marksizm” uluslararası ölçekte ciddi bir alternatif ve güçlü bir akım yaratamadı. İtalya dışında küçük “sekt” gruplar olarak da rastlanabiliyor ama aktif mücadeleler içinde yer tutamıyorlar. Ama bu durum Her Şeyi İstiyoruz’un değerini azaltmıyor. Aynı zamanda İtalya’da “deneysel şiir” çalışmalarıyla tanınan Nanni Balestrini’nin, hareket yükselirken, 1970’te kaleme aldığı Her Şeyi İstiyoruz, İtalya’nın güneyinden kuzeye göç eden bir işçinin ağzından Fiat fabrikasındaki efsanevi direnişi anlatıyor. Elbette “Güneyli” bir işçinin köylülükten çıkarak kenti ve sınıf mücadelesini öğrenme sürecini de takip ediyoruz romanda.
Yazarının şair yanını da dikkate alarak, “bir işçi romanı” diye bahsettiğimiz kitabın bir dönem Türkçede de bol bol yayımlanan Bulgar ajitasyon romanlarına benzediğini zannetmeyin sakın. İdeal karakterler ve sadece kahramanlık yapan bol kaslı işçiler yok bu romanda. Tüm çelişkileriyle “insan” var. Kapitalizmin yarattığı çelişkili karakterlerden ama zorunda olduğu için mücadeleye girişen yoksullardan söz ediyor Her Şeyi İstiyoruz... Çok çıplak gerçekleri anlatıyor...


‘Çelişkili’ durumlar


“Bir arkadaşım kan vererek üç bin beş yüz liret aldığını söylemişti. Ben de kan vermeyi düşündüm, ortalama üç bin beş yüz liret kazanıp karnımı doyuracaktım. Bir cappucino içtim, böylece tansiyonum biraz yükselecekti. Milano’da ayakta kalmak için hep bir şeyler içmelisin. San Babila’da her zaman Vittorio Emanuelle Caddesi’ndeki kemer altı ile San Babila arasında duran kan verme aracının karşısındaki Motta Bar’da cappucinomu içtim. Sonra araca girip gömleğimi çıkardım. Göğsümü dinlediler, parmağımdan biraz kan aldılar. Röntgen çektiler ve frengi var mı, yok mu anlamak için bir test yaptılar. Sonra tansiyonumu ölçtüler, çok düşüktü. Kaç yaşında olduğumu, hastalığım olup olmadığını, ne iş yaptığımı sordular. İşsizim dedim. Ne hastalığım olduğunu sordular, yavşakların aklına bir şey yiyip yemediğimi sormak gelmiyordu. Yirmi beş yaşında olduğumu, tansiyonumun düşük olduğunu ve işsiz olduğumu öğrendiler ve akıllarına aç olabileceğim gelmedi.”
Ve elbette bir işçinin her zaman karşılaşabileceği türden başka “çelişkili” durumlar da yer alıyor kitapta... Hiç merak etmeyin, patronlar kadar, bizde de bol bol mevcut olan ayrıcalıklı beyaz yakalıların davranış biçimleri, sendika bürokratlarının o katlanılmaz ikiyüzlülükleri kitabın mevzuları arasında...
“Kortej büyümeye başladı ve sendikacılar geldi. Ben, ömrümde ilk defa Fiat’da sendikacı görüyordum. Sendikacılar konuşmaya başladılar. ‘Yoldaşlar, şu anda mücadeleye gerek yok. Mücadeleyi tüm metal işçileriyle, tüm işçi sınıfıyla birlikte sonbaharda yapacağız. Bu yaptığınız mücadelemizi zayıflatır, şimdi yenilirsek Ekim’de nasıl mücadele edeceğiz?’ Biz de onlara, ‘Mücadele şimdi olmalı, henüz ilkbahardayız ve önümüz de yaz. Ekim’de giyecek, ayakkabı, yakacak, çocukların okul kitapları gibi şeyler için paraya ihtiyacımız olacak. Bu yüzden işçiler sonbaharda ve kışın mücadele edemez, yazın etmelidir. Yazın açıkta, sokakta bile yatabilir ama kışın yapamazlar. Hem sonra biliyorsunuz, Fiat’ın üretime en çok ihtiyaç duyduğu zaman ilkbahardır, şimdi işi durdurursak Fiat’ı etkileyebiliriz, Ekim’de iş işten geçmiş olur,’ dedik.”

‘Kol çalışmazsa mide doymaz’


Her Şeyi İstiyoruz’u okurken, iş, çalışma, işçi, patron ve elbette kapitalist üretim mantığı hep birer sorgulama alanı haline geliyor. “İş” ve “çalışma” yüceltilmiyor. Aksine, mesela tüm insanların doyabildiği, buna mukabil çalışma saatlerinin düştüğü, işçilerin kendilerine vakit ayırabildiği daha adil ve daha yaşanır bir toplum projesi üzerine kafa yormaya başlıyorsunuz kahramanımızı dinlerken...
“Artık dayanamayıp sinirlendiğimizde işe dönmemiz için bize gelip yalvarmaları, bize tek bir ülke olduğumuz, tek bir çıkarımız olduğu, herkesin bir görevi ve sorumluluğu olduğu tarzında şeyler söylemeleri faydasızdır. Eğer kollar çalışmazsa midenin dolmayacağı ve tüm vücudun öleceğine dair o eski hikâyeyi anlatmaları nafiledir. Bizi hep bu şekilde kâh yalvarıp, kâh sonumuzun kötü olacağını söyleyerek tehdit ederler. Ama iş göründüğü gibi değil, daha önce de söylediğim gibi güç onların elinde olduğu sürece biz çalışsak da çalışmasak da zaten ölüyoruz. Artık bu tuzağa düşmeyeceğiz, çünkü onlar ve biz tek vücut değiliz. Onlarla aramızda tek ortak yan yok. Biz iki ayrı dünyayız, düşmanız o kadar. Elimizdeki en büyük güç, patronların işleri ve devletiyle tek bir ortak çıkarımız olmadığına sonunda ikna olmuş olmamızdır. Hatta bizim çıkarlarımızın onlarınkilerle ters orantılı olduğuna. Bizim tüm maddi hedeflerimiz, bu ekonomiye, gelişime, patronların devletinin çıkarı olan bu çıkarlara karşıdır. Şimdi bize diyorlar ki, Fiat Rusya’da, Togliattigrad’da fabrika kuruyormuş ve komünizmde nasıl çalışıldığını görmek için hepimizin oraya gitmesi gerekiyormuş. Eğer Rus işçiler de sömürülüyorsa, bunu yapan kapitalist patron yerine sosyalist devlet ise, bunun anlamı onun komünizm değil, yanlış başka bir şey olduğudur...”
Son bir not... Her Şeyi İstiyoruz’u okurken durup birden kitabın puntolarına ve rahat okunup okunamadığına bakma ihtiyacı duydum. Rahat okunan bir kitap ve bu beni de rahatlattı. Zira kitap bittikten sonra işçi arkadaşlara vermeyi, elden ele dolaştırmayı düşünmeye başlamıştım. Siz de aynısını yapabilirsiniz. Bu alternatifi düşünün lütfen...