Evrensel bir karakter

Evrensel bir karakter
Evrensel bir karakter

Oblomov , Nikita Mihalkov tarafından Oblomov un Yaşamından Birkaç Gün adıyla sinemaya uyarlanmıştı.

İvan Aleksandroviç Gonçarov'un efsanevi eseri 'Oblomov' yeniden yayımlandı. Bireysel kahramanın kaderinin ülkenin kaderini temsil ettiği bu romanda, Oblomovluk hali çağa, Batı'ya, Aydınlanma hamlesine ayak uyduramayan Rus toplumunun köhnemiş, Doğulu ruhunu yansıtıyor
Haber: A. Ömer Türkeş / Arşivi

Dünya edebiyatında öyle karakterler vardık ki hem yazarlarını gölgede bırakmış hem de edebiyatın sınırlarını aşarak bir davranış modelinin simgesi haline gelmiştir. İvan Aleksandroviç Gonçarov’un Oblomov romanının kahramanı Oblomov da böyle bir karakter. Düşünceden eyleme, kuvvadan fiile geçememe, daha basitleştirildiğinde açıkça miskinlik halini temsil eden Oblomovluk, özellikle devrim öncesi ve sonrasında Rus insanı için olumsuzluk yüklenmiş bir sözcüktü. Lenin’e göre Rusya üç devrim geçirmiş, ama yine de Oblomov’lardan kurtulamamıştı. “Çünkü Oblomov’lar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır. Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız, eski Oblomov’un içimizde olduğunu görürsünüz. Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecektir.”
Lenin gibi büyük bir siyaset ustasının yeni bir düzen kurma yolunda en büyük engel olarak gördüğü Oblomovluk, kuşkusuz Gonçarov’un roman kahramanından esinlenen ama romandan bağımsız bir niteleme. Lenin’in söylevine bakarak kötü bir insan sanmayın İlya İliç Oblomov’u. Aslında sevimli bir karakter o; “Otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü, ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen bir adam”Ö Tembellikten çok dış dünyaya karşı kayıtsızlıkla malul; “Hareketleri, çok telaşlandığı zaman bile, aynı yumuşaklığı taşırdı ve kendine özgüydü, bir kurdele zarafetine sahipti. Eğer yüzünde kaygı bulutları dolanacak olursa, bakışları dumanlanır, alnında kırışıklar belirir, kuşkuların, üzüntülerin, telaşların dansı başlardı; ama bu kaygı çok nadiren belli bir fikir biçimini alır, daha da nadiren bir niyete dönüşürdü. Bütün kaygısı bir iç çekmeyle gider ve bir kayıtsızlık ya da bir uykuya gömülürdü.”

Gonçarov’dan Oblomov’a
İşte bu ruh hali ile Oblomov, kitabın yazıldığı dönemin en önemli eleştirmenlerden Dobrolyubov’a göre eski Rus insanını, hatta bütün doğuluları Rus edebiyatının bütün büyük kahramanlarından daha açıklıkla, en özlü yanlarıyla temsil etmiş, Doğu, belki de ilk defa olarak Gonçarov’un bu büyük eserinde kendi kendini tanımaya, Batı’dan farkını anlamaya başlamıştır.
Böyle bir kahraman yaratarak edebiyatın klasikler katına yerleşen İvan Aleksandroviç Gonçarov’un, ne yazık ki fazla eser vermediği gibi Oblomov’daki başarısını bir daha tekrarlayamadı. Volga bölgesindeki bir kır kasabasında, 1812’de doğdu. Babası zengin bir tüccardı. İyi bir eğitim alması için henüz on yaşındayken Moskova’ya gönderildi. Liseden sonra, döneminin en önemli entelektüellerinin bulunduğu üniversiteye yazıldı ancak onların çevresine katılmadı. Büyük idealleri yoktu Gonçarov’un, niyeti rahat bir hayat sürmek, devlet memuru olmaktı. Nitekim ömrünün büyük bir bölümünü emekliliğine kadar Maliye Bakanlığı’nda çalışarak geçirecekti. Buna rağmen her Rus genci gibi edebiyatla ilgilenmiş, şiirler ve kısa oyunlar yazmış, çeviriler yapmıştır. İlk edebiyat çalışması, 1832 yılında Eugene Sue’nun ‘Atar Gull’ adlı hikâyesinin çevirisiydi.
Devlet memurluğu yaparak geçirdiği yıllarda pek az yazdı Gonçarov, ama gözlemciliği ve yergiciliği güçlenmişti. Nitekim ilk romanı Sıradan Bir Hikâye 1847 yılında yayımlandığında Rus düşünce hayatının en etkili ismi Bielinski’nin takdirini kazanacaktı. Taşradan merkeze gelen saf  bir gencin ideallerini yitirerek her şeye boşvermiş bir insana dönüşünü anlatan roman, hem Oblomov’un habercisi hem de Gonçarov’un kendi dönüşümünün hikâyesidir. 
Oblomov’un bir bölümü 1849 yılında bir dergide yayımlandı, ancak romanın tamamlanması uzun sürdü. Araya Gonçarov’un hayatındaki yegâne ‘macera’ girmişti. 1852 yılında Pallada adlı bir Rus keşif gemisinin Japonya seferine ticaret heyetinin sekreteri olarak katıldı ve  izlenimleri önce 1855-57 yılları arasında dergilerde yayımlandı, sonra Palada Fırkateyni adıyla 1858’de kitaplaştırıldı. Aynı yıl yayımlanan Oblomov ise büyük bir heyecanla karşılandı. Ne var ki romanın gördüğü ilgi Gonçarov’un hayatını değiştirmemişti. Üçüncü romanı Yamaç’ın yayımlanması için uzun bir süre geçecek, roman öncekilerin yanında çok sönük kalacaktı.
Hayatı da ışıksızdı Gonçarov’un. Maliye Bakanlığı’ndan Eğitim Bakanlığı’na geçen, bir yazar için lanetli sayılabilecek bir yerde, edebî sansür dairesinde çalışmaya başlayan Gonçarov, görevini ‘layıkıyla’, katı bir tutumla yerine getirmiştir.
Hiç evlenmeyen, hayatının son yıllarını yalnız,  huysuz, hasta ve şüpheci bir adam olarak geçiren Gonçarov, sanki roman kahramanı Oblomov kimliğine bürünmüştü. 15 Eylül 1891 yılında öldü. Nikita Mihalkov tarafından ‘İlya İliç Oblomov’un Yaşamından Birkaç Gün’ adıyla sinemaya uyarlanan Oblomov için, her yıl Ulyanovsk’ta, yazarın doğum günü olan 18 Haziran’da bütün şehir halkının Oblomov karakterlerini canlandırdığı bir Oblomov Festivali düzenleniyor.
Yazarın kendi hayatı ile de kanıtladığı gibi, Oblomov’u ve Oblomovluk’u yaratan Rusya’nın toplumsal şartları. Bu şartların birey üzerindeki etkisini trajikomik bir üslupla anlatmış Gonçarov.

Bu kitapta önemli olan Oblomov değil Oblomovluktur
İlya İlyiç Oblomov, ailesinden miras kalan taşradaki Oblomovko köyündeki çiftliğin düşük geliriyle Peterburg’daki apartman dairesinde, uşağı Zahar ile birlikte yaşayan aylak bir adam. Vaktiyle devlet memuru olmak için başkente gelmiş, bir süre sonra memurluktan sıkılarak evine kapanmış... Günün büyük bir kısmını yatağında geçiren, uyandığında eskimiş sabahlığını üzerinden çıkarmayan, hayatına çeki düzen verecek kararlar almayı sürekli erteleyen, arada bir ziyaretine gelen birkaç arkadaşı dışında sosyal hayatı kalmayan Oblomov, bu karabasan gibi gerçeklikten düşler kurarak sıyrılmaya çalışır.
Oblomov’un yeknesak hayatı, en yakın dostu Andrey Ivaniç Stolz sayesinde Olga adlı genç bir kızla tanıştığında değişecektir. Ansızın içine düşülen aşk Oblomov üzerindeki ölü toprağını bir anlığına savursa da büsbütün süpürmemiştir. İlişkileri zorlukları aşarak evliliğe doğru ilerlerken önlerindeki tek engel Oblomov’un bir türlü değişmeyen tembelliği olacak, planlar sürekli ertelendikçe Olga’nın umutları kırılacaktır.Yollar ayrılır, zaman hızla akar, yeni hayatlar kurulur... Peki ya Oblomov? Oblomov’un hayatı kuşkusuz eskisi gibi sürüp gidecek. Önemli olan o hayatın ürettiği Oblomovluk halinin ne olacağı?
Önemli, çünkü bireysel kahramanın kaderinin ülkenin kaderini temsil ettiği bu romanda, Oblomovluk hali çağa, Batı’ya, Aydınlanma hamlesine ayak uyduramayan Rus toplumunun köhnemiş, Doğulu ruhunu yansıtıyor. Gonçarov, her bir karakteri, aralarındaki ilişkileri, olayları ve sonu Rusya’nın içinde bulunduğu durumla ilişkilendirmiş. Mesela uşak Zahar’ı: “Zahar elli yaşındaydı. Artık o Rus Kaleb’lerinin, korku ve sitem nedir bilmeyen, bütün erdemleri fark eden ve kusursuz efendilerine kendilerini kaybedecek ölçüde adanmışlık besleyen o şövalye uşakların doğrudan halefi değildi. Bu şövalyede korku da vardı, sitem de. İki çağın mirasını almıştı ve ikisi de onun üzerinde damgasını bırakmıştı. Bir çağdan Oblomov’ların evine sınırsız bir bağlılığı miras almıştı, onun ardından gelen çağdansa, nezaket ve ahlaki yozlaşmayı.”
Oblomov romanın yayımlandığı yıllarda Rus toplum düşüncesinin, zamanın olayları karşısında çevresinde dolaştığı ana sorun, köleliğin kaldırılması sorunuydu. Edebiyatta ise Rus devrimci demokrat eleştirmenlerinin etkisiyle gerçekçilik akımı benimsenmişti. Bu nedenle kitabın alımlanışı “serfliğin hüküm sürdüğü bir cemiyette, tevârüsle kazanılan imtiyazın nesiller üzerindeki soysuzlaştırıcı rolünün bir yorumu” biçiminde oldu.
Gerçekten de Oblomov, Zahar, Stolz, Olga ve diğerleri belli sınıfları ve ilişkileri simgeliyor. Şunu vurgulamakta yarar var; Gonçarov, eskinin hükmünün geçtiğinin, değişimin zorunluluğunun farkında. Buna karşılık büsbütün olumsuzlamıyor geçmişi. Geçmişin kimi olumlu değerinin Oblomov’la birlikte ölüp gideceğinin farkında. Ne var ki, o değerlerin bir yozlaşma tablosu çizen Rusya’da artık bir karşılığı yok. İşte bu nedenle geleceğin insanı Batı’nın sevimsiz ama atılgan, müteşebbis, aydınlanmış yüzünü temsil eden Stolz olacaktır.
Romanda Rusya’nın siyasi ve toplumsal durumuna yapılan pek çok gönderme, simgelesel olay ve ifade bulmak mümkün. Ama Oblomovluk hali sadece Rusya ve Rus insanına dair sosyolojik bir saptamaya indirilemez. Oblomovluk gerek sosyolojik gerek psikolojik açıdan evrensel bir davranış biçimi ya da ruh hali. Gonçarov’un başarısı, modernizm ya da değişim karşısında bireyin içine düştüğü bunalımı herkesten önce sezip bir karakter olarak işlemesinde. Daha sonra Becket’in Godot’u Beklerken‘de,  Musil’in Niteliksiz Adam’da, Joyce’un, Sartre’ın, Camus’un Kafka’nın romanlarında, bizim edebiyatımıza baktığımızda A.Ş.Hisarın Fahim Bey ve Bizi’nde, Atılgan’ın Aylak Adam’ında, Sait Faik’in Lüzumsuz Adam’ında, ya da günümüz genç yazarlarının metropol korkusundan mustarip kahramanlarında yansımasını bulan ruh hali de böyle değil mi? Daha Freudyen bir yorumla; bu ruh hali, ana rahminin barış içinde huzur içinde geçen hayatına dönülmek istenmesini de temsil ediyor.
Belki gerçek hayatta Oblomov kadar abartılı kişilikler yok. Ama  “onlara benzeyen, onlardan çok daha az anlamlı, çok daha az bütünlenmiş, çok daha önemsiz karakterler var”. Gonçarov gibi yazarlar işte bu ‘önemsiz’lerden   giderek,   onları   düşüncede  sonuna  kadar bütünleyip daha da öteye geliştirerek,  insanların genelleşmiş ‘tip’lerini -türsel tipleri- yaratmışlardır. Bu genelleştirilmiş tipler, gerçeklikteki modellerinden, daha anlamlı bir etki yaparlar. Mesela Oblomov yanı başımızda yaşasaydı göze çarpmayan silik bir insan olabilirdi, ama roman kişisi Oblomov iyice dikkat çekici bir kişilik kazanıyor. “Aynı şey, bu kişiliklerin yaşamlarında geçen olaylar ve içinde bulundukları ilişkiler ve koşullar için de geçerlidir. Bu olay ve durumlar da hiç sıradan olmayan durumlar gibi etki bırakırlar, hatta hepten özel bir durum gibi bile görünürler.” Ve sonuç olarak insana özgü evrensel bir durum romandan çıkarak gerçek hayata katılır.
Rus edebiyatının karakteristiği sayılabilecek tasvir, ironi ve yergi gücünü yansıtan Oblomov’u, Sabri Gürses’in Rusçadan yaptığı çok başarılı çeviriyle okuyacaksınız. 

OBLOMOV
İvan Aleksandroviç Gonçarov
Çeviren: Sabri Gürses
Everest Yayınları
2010
598 sayfa, 19 TL.


    ETİKETLER:

    Japonya

    ,

    Mayın