Farklıymış gibi ama aynı

Farklıymış gibi ama aynı
Farklıymış gibi ama aynı
'Ben Özelim'de, değerli olma gibi insani ihtiyaç ve güdülerin, popüler kültürin hizmetine sunulurak, paketlenip, pazarlanmasıyla ilgili süreçler analiz ediliyor
Haber: AYSEL SAĞIR / Arşivi

Hal Niedzviecki, ‘Ben Özelim’de, ‘özel olma’ durumunun aşırı hassaslaştığı günümüzde, bunun hangi eller ve mekanizmalar tarafından biçimlendirildiği süreç ve alanlarda geziniyor. Başta Amerika olmak üzere endüstrileşmiş Batı kültürünün tüm dünyaya salgıladığı değerlerin analizinin yapıldığı çalışmada, bir veba salgınıyla karşılaşıyoruz aslında. Bu salgın, insanları fiziksel olarak yok etmese de, ruhsal dünyalarını çoraklaştırıp, içlerini boşaltıyor. Herkesin aynılaşıp, benzeri ihtiyaçlar peşinde boşuna koştuğu bir karmaşann içinden seslenen Niedzviecki, birçok araştırmaya konu olmuş, herkesin bildiği televizyon, internet teknolojisinin en son gelip dayandığı yerde duran iktidarın (uluslararası sermaye) hayatı biçimlendiriş tarzını ve araçlarını analiz ediyor. Her şeyden önemlisi de son derece yalın, dolambaçlı yollara başvurmadan onu tanımlıyor. Yaşadığımız çağa damgasını vuran, yeni bir konformizm türünün, daha doğrusu konformizmin bugünkü halinin nasıl formatlandığını takip ettiğimiz kitapta, en sonunda gelip dayandığımız yer kapitalizmin yarattığı ‘bireylik’ oluyor. Bireyliğin ise ‘yeni bir konformizm’ türü olarak eserde kalınca altının çizildiğini vurgulamakta yarar var. Adeta, Marx’ın iki yüzyıl önce tespit ettiklerini, bugünün kapitalizminin genişleterek geldiği aşamayı, yaptığı araştırmayla kanıtlıyor Niedzviecki. Zira Marx’ın temel tezlerinden biri olan ‘yabancılaşma’ konusu çalışmanın odak noktasını oluşturuyor. 

‘Hayatını yaşamak’ talebi
Günümüzün bireyi yabancılaşmayı en üst noktalarda yaşadıkça, bunu üreten sistemin kendi yarattığı canavarı süsleyip, maskelediğini öğreniyoruz ilkin. Sonra da, söz konusu dertten mustarip bireylerin aynı sistemin elleri tarafından önce nasıl bin parçaya ayrıldığını görüyoruz. Bitmiyor tabii, kurnaz, pişkin bir suçlunun bu parçaları parçaladıklarını sözüm ona yapıştırıp, birleştirmeye çalışması da zincirin son halkası oluyor. Ama suçlu önce tahrik ediyor. Filmlerle, yüzlerce televizyon kanalıyla evlerin en özel yerlerine yerleşiyor. ‘Geleneksel altyapılar’la birlikte daha nice şeyleri çözüp, bir kenara atıyor. Peşinden de, bütün yapıtaşlarından soyundurulmuş insanların kolaylıkla teslim olduklarının elinde yoğrulup yok edildiği bir süreç başlıyor; “Bağış makinesi, köpekler için komünyon, ayinlerin kablolu TV yayını ve Elvis cemaati toplantısı... Bütün bunlardan sonra dinin bir şaka gibi algılanmasında şaşılacak bir şey var mı? Her yeniliğin peşinden koşturanlara yönelik giyecek mağazaları zinciri gibi, kilise ‘kitsch’i de aniden moda oldu: Plastik İsa figürleri, rahibe tuzluk ve karabiberlikler, ucunda İncil, ışıklı İsa figürleri asılı anahtarlıklar ve Bakire Meryem’li kolsuz kısa bluzlar.” Her türden yaşam alternatifi imgesinin televizyon, sinema , internet gibi bir çok kanaldan insanlara aktarılmasının ardından, insanların ‘hayatını yaşamak’ talebi de artmaya başlıyor.
Özel olma ihtiyacının yakıcılığını alabildiğine hissettirdiği yaşadığımız yüzyılda, bu dürtüyle birlikte daha nice insani ihtiyaç ve dürtünün popüler kültür aracına dönüştürülmesiyle paketlenip, pazarlanmasıyla ilgili verilerden yola çıkmış Neidzviecki. Küresel sermayenin tam da insanla ilintilendiği noktadaki halini göstermiş demek daha doğru olur. Yeni modern ‘özgür’ yaşamlarla çarpıştırılan geleneksel yapılar, yalnızlık-kalabalık sorunsalı, reklam, televizyon, sinema araçlarıyla imge bombardımanı ardında kaybolan insanın kendini aramasının hikayesi de diyemiyoruz tabi ki kitap için. Zira kaybolduğunun bile farkında olmamak gibi bir algısızlık içinde yaşayan günümüz insanı söz konusu olan. Gerçek öznelerin düşünme süreçlerini eline geçirip, onun yerine düşünen görsel, işitsel, yazınsal sektörlerin yarattığı dünyacıklarda yaşamak zorunda kalan insanların asıl yitiminin ne olduğuyla ilgili fazla söz söylemeye gerek yok. Sorunun çözümümün de, nedenlerinin de son derece basit olduğunu sunduğu onlarca veri ve analizle sergiliyor kitap. Zaten yazar da son derece net tanımlamalar yaparak, bütün oyunun ‘gerçek’in üzerinde döndüğünü yeterince söylüyor.

BEN ÖZELİM
Hal Niedzviecki
Çeviren: Sibel Erduman
Ayrıntı Yayınları
2011, 272 sayfa, 20 TL.