'Felsefi şiir'le hesaplaşmak

'Felsefi şiir'le hesaplaşmak
'Felsefi şiir'le hesaplaşmak
Metin Cengiz, 'Felsefe ve Şiir'de, genel olarak felsefe ile şiir ilişkisi meselesinden çok, Türk şiiri ortamındaki 'felsefi şiir' poetikası üzerinde odaklanıyor
Haber: Yücel Kayıran / Arşivi

Metin Cengiz’in ‘Felsefe ve Şiir’ adlı kitabı, şiir ile felsefe ilişkisini açıklaya yönelik felsefi bağlamda yer alan bir çalışmadan çok, (felsefi şiirin bazı argümanlarına) ‘itiraz’ (etme) ve (onu poetik olarak) ‘hesaba katma’ bağlamında kaleme alınmış bir kitap olarak adlandırmak lazım. Göz ardı etmemek gerek, Felsefe ve Şiir, bir felsefecinin veya bir sosyal bilimcinin değil, bir şairin kitabı. Hesaba katarak itiraz etmek, sadece Felsefe ve Şiir’in anlatıcı-öznesinin bir üslubu değil, daha ötesi, Metin Cengiz’in, şair olarak varoluşunun bir ırası. Bu ıranın ayırıcı özelliği, bir düşünceyi benimsemeyerek karşı çıkmak ediminde değil, aynı zamanda, karşı çıkılan düşüncenin kapladığı yerin de hesaba katılmasında, çeşitli olasılıklar arasında itiraz edilen şeyin durumunun ve rolünün de düşünülmesinde ortaya çıkmaktadır. Hesaba katarak itiraz etmek, ötekinin tavrı ile düşüncesi karşısında kendi pozisyonunu yenilemek, gözden geçirmekle birlikte, poetik düşünceyi mücadele pratiği içinde ortaya koymak anlamına da gelmektedir. 80’li yıllar şiirinin önde gelen isimlerinden bir olan Metin Cengiz’in Marksist olduğunu, ‘günümüz şiir ortamındaki’ şair olarak duruşunu diyalektik karşıtlık mücadelesi içinde belirlediğini de unutmamamız gerekir. Gerek Marks ve gerekse Engels, düşüncelerinin açılımını ötekiyle polemik içinde geliştirmişlerdi. Nitekim hesaba katarak itiraz etmek, sadece ‘Felsefe ve Şiir’in değil, Cengiz’in diğer çalışmalarının da, örneğin ‘Şiir, Cinsellik ve Din’ (2005), ‘Şiir, İmge, Biçim, Biçem’ (2005), ‘Küreselleşme, Postmodernizm ve Edebiyat’ (2007), ‘İmge Nedir’ (2009), ‘ Kültür ve Şiir’in de (2010) temel ırasıdır. Cengiz’in, kendi kuşağı içinde, şiir kültürüne, kuramsal yazılarla katkıda bulunan tek şair olduğunu belirtmek gerekir. Bu arada, ‘Toplumcu Gerçekçi Şiir 1923-1953’ adlı kitabının da, önemini vurgulamak isterim. 

Felsefesiz şiir olmaz
Felsefe-şiir ilişkisi sorunu, ‘Felsefi Şiir’ (2007) kitabının yayımlanışıyla hız kazanmışsa da, aslında, Hürriyet Gösteri dergisinin hazırladığı (Şubat-Mart 2003) felsefi şiir dosyasıyla birlikte, Türk şiiri ortamının temel konu ve sorunlarından biri olmuştur. Birçok dergi bu konu/sorun hakkında özel sayı veya bölüm hazırladı ve hazırlamaya devam ediyor. Ancak bütün bu yazıların ortak özelliği, felsefe ile şiir arasındaki ilişkiyi, Türk şiiri gibi tekil bir örnek üzerinden değil, genel olarak şiir tahayyülü üzerinden düşünüyor olmalarında ortaya çıkmaktadır. Temelde “felsefesiz şiir olmaz, şiirsiz felsefe olmaz” argümanına dayanan bu yazılar (ki buna ‘afakî deneme’ diyorum) felsefi bir yaklaşımdan hareketle Türk şiirinin irdelenmesini içermediği gibi, Türk şiirinin dayandığı felsefi düşünsel temelin ne olduğunun irdelenmesini de içermemektedir.
Metin Cengiz’in Felsefe ve Şiir’i, ‘afakî deneme’ dediğim bu bağlamın dışında yer alıyor. Cengiz, ‘Felsefe ve Şiir’de, genel olarak felsefe ile şiir ilişkisi meselesinden çok, Türk şiiri ortamındaki ‘felsefi şiir’ poetikası üzerinde odaklanıyor. Cengiz’e, göre, şiir ile felsefe arasındaki ilişki sorunu, Türk şiir ortamından önce Schiller’in de üzerinde düşündüğü anlayış olmuştur. Cengiz’in betimlemesinde; Schiller’e göre, insan, “bir yandan doğal isteklerini doyurma ardında, diğer yandan daha büyük ahlaki amaçlar ve akli kuralların ardında, birlik düşüncesi yolundadır. İşte bu ikili durumda modern insan bozulmuştur. Modern insandaki bu bölünmüşlük ve yabancılaşmanın ilacı, duygunun derinliğini değil, düşüncenin, yani felsefenin yüceliğini içeren sanattır/şiirdir. (…) Böylece insan hem ahlak yasasına hem de fiziki zorunluluk yasasına uygun bir ortamı inşa eder.” Dolayısıyla Cengiz’e göre, felsefi şiirin, insanın itikat ettiği, inandığı etik değerlerle çatışan bir arzu, bir isteme durumu arasındaki uyumun/uygunluğun değil, çıkışsızlığın şiiri olduğu yönündeki tanımı, her ne kadar Türk şiirinin problemleri karşısında yapılmış bir tanım ise de, bunun düşünsel kökenlerini Schiller’de bulmak mümkündür. Ama felsefi şiirin dile getirdiği şu sorunun yanıtını, Schiller’de bulmak pek olanaklı değil: Müslüman Türkiye toplumunun bütün 20. yüzyıl boyunca modernizmle/batı medeniyetiyle çatışma içinde olduğu bugünlerde sık sık dile getiriliyor. Bu çatışma, neden Türk şiirinde yok? 

Şair ve iktidar
Cengiz’in felsefi şiire yönelik ikinci itirazı ise, şiir ile felsefenin, her şeye rağmen yan yana gelmesinin olanaklı olamayacağı kanaatinde ortaya çıkıyor. Ona göre, şiir ile felsefe, dünyayı farklı algılayan, farklı biçimlendiren söylemlere sahiptir. Hilmi Yavuz’a atıfla dile getirdiği üzere, Cengiz’e göre de, şiirle felsefe, farklı tarihlerindeki gelişimlerinin sonucu bakımından, artık söylemsel olarak kaynaşmaları olanaklı değildir. Kuşkusuz göz ardı edilen, söylemlerin insan varoluşu temelinde değil, iktidar olmanın devamlılığını sağlamada vücut bulduğu gerçeğidir. Şairlik, iktidar konumundaki söylemi yıkıp, yeniden kurmakla mevcut olan bir haldir oysa.
Cengiz’in poetik tavırlarından biri de, felsefi şiir anlayışının, şiirin insanın varoluşuna ilişkin hakikati dile getirmesi gerektiği tezine itirazında ortaya çıkmaktadır. Ona göre, şiir, bilimlerin dile getirdiği türden bir hakikati dile getiremez. Şiir, bilgiyle değil, imgeyle konuşur. Ona göre, felsefi şiir anlayışının temel yanılgısı, her ne kadar Spinozacı bir karaktere dayansa da, “insan, ve toplum sorunlarına, doğa sorunlarına yaklaşır gibi yaklaşmasından kaynaklanmaktadır.” 

Filozoflar ne diyor?
Aslında metin Cengiz, felsefi şiir anlayışının ana argümanlarına karşı çıkmıyor, ama bu argümanların olası sonuçlarına dikkat çekiyor ve bu sonuçları tartışma sürecine giriyor. Metin Cengiz’in felsefi şiire ilişkin bütün bu görüşlerini, Schiller’in yanında, Bakhtin, Voloşinov, Kagan, Bergson, Jakobson, Eagleton gibi edebiyat düşünürlerinin fikirlerinden uç alarak açıkladığını da belirtmeliyim.
Tabii bütün bu itirazlara karşı polemikten önce yapılması gereken şeylerden biri, mevcut baskısı artık bitmiş olan ‘Felsefi Şiir’ kitabının okunmasını beklemek olsa gerek.
Bununla birlikte, şiirle felsefe arasındaki ilişki sorunu, soruna nereden ve hangi düzlemden baktığımıza göre değişen bir sorundur. Filozofların, şiir ve şair hakkındaki görüşlerinin veya ortaya koydukları felsefi bilginin ne olduğu sorunu, tarih felsefesi bağlamında felsefenin bir sorunudur. Örneğin Heidegger’in, Hörderlin ile Georg Trakl hakkındaki yazıları, Alain Badiou’nun ‘Sonsuz Düşünce ve Başka Bir Estetik’deki yazıları veya Jacques Derrida’nın Edebiyat Edimleri’ndeki yazıları bu bağlamda yer alır. Birer tür olarak felsefe ile şiir, filozof ile şair arasındaki ilişki sorunu, bir fenomenin irdelenmesi/incelenmesi bağlamında sosyal bilimin veya edebi-düşünce tarihçisinin bir sorunudur. Bizdeki şiir ile felsefe ilişkisine yönelik olarak yazılan ‘afaki deneme’ler de bu bağlamda yer alıyor.
Ama felsefenin, kendi olanakları için şiiri önemsemesi gerektiği sorunu farklıdır. Heidegger’in, şiiri, “varlığa doğru düşünme” dediği düşünmeye örnek göstermesi bu bağlamda yer alır. Ve buna paralel olarak, gerek felsefenin şiirden aldıklarını geri almak için, gerekse şiirin, kendi olanakları için “felsefi gözü” önemsemesi sorunu ayrı bir sorundur ve felsefi şiir anlayışı da bu düzlemde yer almaktadır.

FELSEFE VE ŞİİR
Metin Cengiz
Digraf Yayınevi
2010, 56 sayfa, 8 TL.