Garip bir 'sol' örgüt

Garip bir 'sol' örgüt
Garip bir 'sol' örgüt
İsmail Saymaz, elinde fenerle gündüzü aydınlatan bir 'zamane Diyojen'i gibi binlerce sayfalık Devrimci Karargah davasında bırakın kaybolmayı, konuya en uzak okuyucuyu bile feraha çıkaracak bir çalışmaya imza atmış
Haber: HİLMİ HACALOĞLU / Arşivi

‘3 ayrı Devrimci Karargah Davası’nda toplam 55 sanık yargılanıyor. Bunlardan 22’si tutuklu bulunuyor. Fakat dava dosyaları dikkatle okunduğunda, sanıklardan yalnızca dördünün örgütle ve eylemlerle ilişkisine dair kuvvetli kanıtlar görünüyor. Bu veri bile davadaki garipliği sergilemeye yetiyor.’
Zordur, dosyada iz sürmek. Hele de Ergenekon üst başlıklı dava dosyaları, bildiğin çıfıt çarşısı. Polis ifadeleri, teknik takipler, savcılık ifadeleri, gizli tanıklar, telefon tapeleri, fiziki takipler. Arşiv çalışması, kitaplar, gazeteler de cabası. Bu gayya kuyusundan dişe dokunur, bütünlüklü üstelik de okunabilir bir metin çıkarmak az buz iş değil. Üstelik bu ‘emniyet-adliye’ konulu çalışmalar, gayet mayınlı bir alanda tezahür eder. Neden mi? İnsan insanın kurdudur elbet ama gazeteci, gazetecinin aç kurdudur. Yazdığın kitabı, ilk ‘potansiyel rakiplerin’ okur ve boşluk bulursa affetmez. İsmail Saymaz, elinde fenerle gündüzü aydınlatan bir ‘zamane Diyojen’i gibi binlerce sayfalık Devrimci Karargah davasında bırakın kaybolmayı, konuya en uzak okuyucuyu bile feraha çıkaracak bir çalışmaya imza atmış, ‘Hanefi Yoldaş!: Gizli Örgüt Nasıl Çökertilir’ kitabında.
‘Çıkmaz Sokakta Bir Hücre’ isimli ilk bölüm, Devrimci Karargah militanı Orhan Yılmazkaya’nın Bostancı’da polisle çatışmasıyla başlıyor. Geridönüşlerle örgütün üç sansasyonel eylemi, 1. Ordu’ya havanlı saldırı, AKP İstanbul İl Binası’na kuryeyle gönderilen bomba ve Bostancı’daki çatışma değme polisiyelere taş çıkartan üslupla anlatılıyor. Okuyucuyu ta başta yakalayan Saymaz, bir yandan Yılmazkaya ve arkadaşlarının siyasi serüvenini diğer yandan da Devrimci Karargah örgütünün öncüllerini, politik referanslarını, eylemlerini aktarıyor.
Aslında Saymaz’ın kitabının en vurucu yanı, Emniyet’in düşünme aklını göstermesi. Devrimci Karargah Örgütü adına ilk tutuklanan kişi bir moto-kurye. Kendini kitapçı olarak tanıtan bir örgüt militanının verdiği kitabı AKP İl Merkezi’ne götüren kurye İbo, herkesten beş ay fazla cezaevinde yatıyor. Hem de hayatında adını hiç duymadığı bir örgüte üye olmakla suçlanarak. Ama Türkiye ’de sistem böyle işliyor. Önce seni suçluyorlar, sen reddetsen de davanın ilk duruşması görülene dek gün ışığına hasret kalıyorsun. Kurye İbo, tek değil, ilk Devrimci Karargah Davası’nda Yılmazkaya’yla hasbelkader geçici bir süre için aynı evi paylaşan, onun sevgilisi, eski karısı, eski karısının yeğeni de türlü şüphelerle tutuklandılar. Eh ne de olsa dört kişilik örgüt olmaz. ‘Geleneğin icadı’ kavramının sahibi İngiliz tarihçi Eric Hobsbawn, acaba bu süreci bilse nasıl adlandırır?
Bostancı sonrasında Terörle Mücadele Şubesi, daha önce ifade veren bir gizli tanık ifadesinden yola çıkarak Devrimci Karargah’la Ergenekon örgütü arasında bağ arıyor. Eski bir Dev-Sol militanı olduğu söylenen Gizli Tanık Son Tezgah, Hizbullah, PKK , DHKP-C, ve TKP’nin Ergenekon Örgütü tarafından yönlendirildiğini iddia ediyor. Ancak iddiaları bununla sınırlı değil, “akan kanı devam ettirmek için Devrimci Karargah diye bir örgüt kurmuşlardır”. 

İki ilginç delil
Saymaz, kitapta bu bağın da izini sürüyor. İlk bağlantı, Yılmazkaya’yla hukuku bulunan bir sol dergi yöneticisinin Yalçın Küçük’ü cezaevi çıkışında gösteren bir fotoğraf. “Bir fotoğraf yeter mi?” diye soranlara, kitapta belirtildiği üzere, elde başka bulgu olmadığını söyleyelim. Üstelik soruşturmanın gizliliği esas iken fotoğraf Star gazetesine sızdırılıyor. Sonradan fotoğraftaki kişinin tutuklanan söz konusu şüpheli değil, Küçük’ün oğlu olduğu ortaya çıkıyor.
Kitapta, Devrimci Karargah Davası’nda tutuklanan Aylin Duruoğlu’nun durumu da bir başka kalp ağrısı. Duruoğlu’yla Yılmazkaya arasında eldeki tek bulgu bir öğle yemeği. Ancak Terörle Mücadele Şubesi’ne göre, Ergenekon şüphelileri, Duruoğlu’nun ortak irtibatı. Şimdi diyeceksiniz ki “Duruoğlu, bazı şüphelileri aramış”. Saymaz, buna kitabında ayrıntılarıyla yanıt verse de ben özetini geçeyim; ‘maalesef hayır’. Peki ne mi? Duruoğlu’nun telefonla aradığı yöneticileri Zafer Mutlu ve Tayfun Devecioğlu; Tanju Güvendiren, Emin Şirin ve Sinan Aygün gibi Ergenekon şüphelilerini aramış. İşte size Ergenekon bağlantısı!
Ha bir de “27. ek klasöre konmuş ‘Devrimci Karargah Terör Örgütü Mensubu Şahısların İrtibatları’ başlıklı evraka göre, Duruoğlu’nun ‘doğrudan irtibatlı’ olduğu söylenen bir diğer gazeteci de Sedat Ergin. Fakat Ergin’in hangi Ergenekon sanığıyla irtibatlı olduğu belirtilmiyordu.”
Kitapta iki ilginç delil var. Biri bir flash bellek diğeri ise siyah laptop çanta. Önce flash bellek. İstanbul Emniyeti’ne gelen ‘bir deniz subayı’ mahlaslı “e-mail, İzmit Değirmendere’de bazı subayların ‘uyuşturucu ve fuhuş’a bulaştıklarını ihbar ediyordu. İhbarı üzerine 11 eve yapılan baskında Kürtçe kitaplar, “Uğur ve Metin Paşa’ya yapılacak operasyon” (suikast) yazılı bir not, 500 gram TNT kalıbı ve bir flash bellek bulundu. Bu bellekte neler mi var? Bir kadın yüzbaşının özel görüntüleri, “Doğu Perinçek Başkanımızın emirleri” isimli bir klasör, PKK açıklamaları, Devrimci Karargah metinleri, Orhan Yılmazkaya görüntüleri vs. 

255 ses kaydı Şüpheli 19 kişinin el yazısı, nottaki el yazısıyla tutmuyor ve hiçbir subayın kanında uyuşturucu çıkmıyor. Daha da önemlisi TÜBİTAK’ın hazırladığı bilirkişi raporu, Tarık Ayabakan’ın evinde bulunan flash belleğin adı geçen subayın bilgisayarında “kullanıldığına dair hiçbir emare” tespit edemiyor.
Gelelim siyah laptop çantaya. Hanefi Avcı’nın Eskişehir Emniyeti’ndeki eski makam odasında eski müdür odayı boşalttırdıktan 28 gün sonra Ankara’dan gelen polislerin aramasında çanta bulunuyor. İstanbul’da Avcı’nın avukatı huzurunda bu çanta değil sarı zarf açılıyor ve içinden “28 Şubat döneminde illegal yollarla elde edildiği savunulan 255 ses kaydı kaset” çıkıyor. İstanbul İstihbarat Şubesi’nin kendisini yasadışı yollarla dinlediğini iddia eden Avcı, görünüşe göre hiç de masum değil. Bu bilgileri veren Saymaz yine soru sormaktan vazgeçmiyor. “Neden siyah çanta delil torbasında değil? Niçin çanta Eskişehir Emniyeti’nde bırakıldı? Avcı’nın emriyle odayı toplayan polisler, bu çantayı neden görmemişlerdi? Korumaları ve odacısı neden hiç böyle bir çanta görmedi?”
Saymaz, 13-14 Nisan’da ilk kez mahkeme karşısına çıkacak Avcı’nın cezaevinden gönderdiği mektuplara da yer veriyor. “Kasetler haftasonu kondu, dinlemeler cemaat arşivinden.”
‘Hanefi Yoldaş’, birinci sınıf araştırmacı-soruşturmacı bir kitap. Yargı-emniyet-basın arasındaki gri alanları sorgulamaktan bir an bile geri durmuyor. Uğur Mumcu geleneğinin şimdi cezaevinde bulunan temsilcileri Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi İsmail Saymaz da gözünü budaktan esirgemiyor. Üstelik 14 davadan 107 yıl hapis cezasıyla yargılanırken bu kitabı aldığını da es geçmemek gerekiyor. Devrimci Karargah ve Hanefi Avcı olayına daha yakından bakmak istiyorsanız bu titiz çalışmayı ıskalamayın deyip son sözü Saymaz’a bırakayım. “Silahlı bir örgüte yönelik soruşturmanın yargı ve güvenlik güçlerinin görevleri arasında olduğunun altını çizerken ‘Sıra kimde?’ sorusunun sorulamaya başlandığı bir ülkede demokrasi ve hukuk devletinden bahsedilemeyeceğini görmek gerekiyor.”

HANEFİ YOLDAŞ
Gizli Örgüt Nasıl Çökertilir?
İsmail Saymaz
Kalkedon Yayınları
2011
320 sayfa
20 TL.