Genç bir roman

Genç bir roman
Genç bir roman

Selim İleri

'Destan Gönüller', 36 yıl sonra yeniden yayımlandı. Erken dönem romanları bir yazarı iyi tanımak için çok önemlidir. Fakat bunların ötesinde, daha önce Selim İleri'nin romanlarını okumamış, belki şimdi ancak yazarın romanı yazdığı yaşa gelmiş genç okurlar için başka şeyler de ifade edecektir. Kitabın arka yüzünde ise 'Fotoğrafı Sana Gönderiyorum' adlı öykü kitabı bulunuyor
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

Her gün yeni yayımlanan kitapları takip etmekten, geçmiş yılların romanlarını okuma fırsatı bulamıyor insan. Tüm eserleriyle bir kez daha okur önüne çıkan Selim İleri’nin 1973 yılında yayımlanan Destan Gönüller romanı, upuzun henüz okunmamışlar listemde duruyordu. Bunun yazarın ilk romanı olduğunu öğrenince meraklanıp okumak istedim.
Aradan yıllar geçtikten sonra bazı romanlara bakmak kolay olmaz. Yıllar içinde çeşitli eleştiriler, yazılar ya da başka eserlerdeki göndermeler yüzünden, ilk yayımlandığı günkü gibi değildir artık. Benim niyetim, Selim İleri’nin ününden ve yıllarca ondan okuduğum satırlardan etkilenmeden bu romana bakmak. Destan Gönüller, otuz altı yıl sonra yeniden yayımlanıyorsa bunun bir anlamı olmalı. En azından eskimemiş ve etkilenmemiş bir gözle yeniden okunmalı.
Selim İleri Destan Gönüller’i yirmi dört yaşında yazmış. Genç yaşta yazdığı ilk romanında, kendine yakın hissettiği başka gençlik romanlarının da izini sürmüş, adı geçen romanlardan özellikle iki tanesi kurguda önemli rol oynuyor: Dostoyevski’nin ilk romanlarından sayılan, yazarın yirmili yaşlarda yazdığı Beyaz Geceler ile Kerime Nadir’in de yirmi bir yaşında yazdığı Hıçkırık. Bu eserlerin de Destan Gönüller gibi erken dönem eserleri olmalarının bir anlamı olduğunu düşünmeden edemedim.
Beyaz Geceler ile Hıçkırık arasındaki en belirgin ortak özellik, sevilmeden seven kahramanları. Daha sonraki yıllarda da İleri’nin üzerine düşünmeyi sevdiği bazı temaları burada görüyoruz: yalnızlık, toplum baskısı ve kişiliğin oluşumundaki etkenler. Çocukken kırılmak, dışlanmak, sevgisiz kalmak, tacize uğramak, Selim İleri’nin ele almayı sevdiği konular. Genç eserlerde karşılaştığımız türden yoğun duygusallık bu romanda da olabildiğince yoğun. Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’deki roman kahramanı gibi aşırı hassas olmanın yanı sıra, aşk ve nefret arasında ara renklerdeki duyguları çözemeyecek kadar genç. Bu romanların kahramanları tepkileri törpülenmemiş, toyluklarında saflık taşıyan karakterler.
Destan Gönüller, Yusuf’un çocukluğu, yatılı okul günleri, komşu köşkün bahçesindeki oyunlarla şekillenerek anlatılıyor. Yusuf, birinci tekil şahısta anlattığı için aile yapısını, çevresini, okul ve mahalle arkadaşlarını yakından tanıyoruz. Roman, Yusuf’un çocukken yaptığı bir resimle başlıyor. Marcel Proust romanlarında karşımıza çıkan türden duyularla duyguların iç içe geçmesi, görünen ile hissedilenin birbirlerini simgelemelerine tanık oluyoruz. Resmin içindeki öğeler bağımsız ve kopuk görünseler de, aslında Yusuf’un duygularının aracı olarak çocukluğunda neler hissettiğini dile getiriyorlar.
Romanın girişinde Selim İleri, Rilke’den bir alıntı yapıyor. Romandaki temaları bu alıntıdan daha iyi açıklayacak sözler bulmak zor: “...yüzümüzdeki boyaları silip sahte olanı çıkarmak ve gerçek olmak istiyoruz. Ama yine de bir maske parçası yapışıp kalmış bir yerimizde, unutmuşuz... Ve bu halde dolaşıyoruz ortada; bir maske ve bir yarım halinde: ne gerçek bir insan ne de bir oyuncu olarak.” Yusuf’un gerçekten kendini bulmak, gerçek olmak isteğini görüyoruz fakat bu arayış içinde çok yalnız kaldığı için yolunu bulmakta zorlanıyor. Yanlış davranışları sezgisel olarak hissettiği halde onlara direnecek gücü bulamıyor kendinde. Kendisine doğru ve dostça davranan bir çocuğu da olumlu düşüncelere alışık olmadığı için kırabiliyor. Bu romanı doğru ve yanlışı ürkekçe keşfe çıkmış bir çocuğun anlatısı olarak gördüm her şeyden önce.

‘Annemden kopuyordum ağır ağır’
Romandaki kadın karakterler Yusuf’un büyüme ve anlama sürecine yardımcı olacak türden kadınlar değiller. Dominant yapılarıyla ezen ve hükmeden kadınlar. Yusuf da onları oldukları gibi görmektense, roman kahramanları olarak görmeyi yeğliyor. Kendisiyle yaşıt komşu köşkün şımarık Birsen’ini Hıçkırık’ın Nalân’ı olarak; kendinden büyük Meliha’yı da Balzac’ın Otuz Yaşındaki Kadın’ın kahramanı markiz gibi görmek istiyor. Masallardaki, romanlardaki kadınlar gibi olmaları beklentisi, kişiliklerini tanıyamaması, kadınlarla ilişkilerinde hep düşkırıklığına neden oluyor.
Yusuf’un erkeklerle ilişkisi de onlardan gördüğü şiddet ve aşağılamadan ibaret. Annesinden ilk bahsettiği yerde “Annemden tiksinmeye başladığımı hissedince, pencereden kaçıyorum” daha ilerde de “Annemden kopuyordum ağır ağır. Hançerin öldürmeden kıvrandırması” şeklinde dile getirir annesiyle ilgili duygularını. Babasından da ilk söz ettiğinde nefret vardır, ondan yenilen tokadın acısı hissedilir. “Sonra babam hastalanıyor. Yatağa mıhlanıyor. Yatağa mıhlanışından gizli bir sevinç duyuyorum” diye açıklar Yusuf. Babasına karşı yumuşadığını görmeyiz ama annesine karşı duyguları çelişiktir. “Her hareketinde, der düşüncesinde içten annem. Kızmakta, nefret etmekte haksızım.” Nefret ettiği aile fertleriyle sınırlı değildir üstelik. “Meliha’dan nefret ediyorum. Hayatımda nefret etmediğim tek insanken.” Aslında sevdiği(!) iki kadının başka erkeklere ait olmaları onları Hıçkırık’ın Nalân’ına benzetiyor bir açıdan ama başka bir açıdan da kendine ait olmamaları Yusuf’u kederlendiriyor. Meliha da Birsen gibi onu hep hayatlarındaki diğer erkekle kıyaslıyorlar. Karşılaştırmalarda Yusuf hep yitiren, kaybeden oluyor.
Selim İleri romanlarında hüznün hep özel bir yeri vardır. Hüzün kentin her mahallesinde, her evinde hissettirir neredeyse kendini. Destan Gönüller’de de yaralı bir kuşu eline aldığında, yalnızlık içinde odasına kapandığında hüzün tek eşlikçisidir Yusuf’un. “Piyanoya başını dayamış, horozibiği elbiseli kızdan çok seviyorum tahta evleri. Onlarda sayısız hüzün bulunabilir. Piyanoya eğilmiş kızda, güneşe şemsiye açmış Büyükadalı kadınlarda hüzün kaybolup gitmiş.” Buna benzer düşüncelerin dile geldiği çok sayıda satır var romanda. Hüznün olmaması, bir eksiklik olarak görülüyor Yusuf tarafından. Roman kahramanlarının sahip olduğu türden bir hüzün, sanki bir erdemmiş gibi dile getiriliyor. Melankolik bakışı bazen gerçeklerden uzaklaştırıyor kahramanı ama o romanların gerçekliğine hep daha yakın.
Selim İleri’nin son dönem romanlarıyla kıyaslayınca Destan Gönüller sadece ele aldığı konular itibarıyla genç kalıyor, Selim İleri’nin romanlarındaki kesik tümceler, hızlı ifadeler, konular arasındaki yatay geçişler hep dinamik ve genç kalmasına yarıyor. İleri’nin anlatısı ruh halleri arasında gezinti gibidir. Yazarın bu stilini bilinçakışı olarak adlandıranlar olmuştu fakat bugün ‘duygu kaymaları’ gibi bir deyim daha doğru geliyor. Bilinçakışındaki zihnin mantık süreciyle işleyen bir zincirleme yerine, hayalgücüyle çalışan, romanlardan ve masallardan beslenen bir duygu sıçramaları olarak görüyorum bu yöntemi. Sonbaharda bomboş bir bahçeye bakarken, elinde leylaklarla mezarlığa giden Hıçkırık’ın kahramanı Kenan’ı düşlemek, kendini onunla özdeşleştirmek, sonra bu leylakların kokusunu duymak, tam Selim İleri’nin romanlarından alışık olduğumuz bir sahnedir.
Yayımlandıktan otuz altı yıl sonra Destan Gönüller’i yeniden okumayı neden istemeli, diye sorarak başladım bu yazıya, bir yazarın ilk romanı olarak, kendine çizdiği edebi yönleri görmek açısından bunu heyecan verici bulabilir okur. Erken dönem romanları bir yazarı iyi tanımak için çok önemlidir. Fakat bunların ötesinde, daha önce İleri’nin romanlarını okumamış, belki şimdi ancak yazarın romanı yazdığı yaşa gelmiş genç okurlar için başka şeyler de ifade edecektir. İnsanın kendini bulmasının acılı yolculuğunu edebiyatımızda en iyi dile getirenlerden biri olmuştur hep Selim İleri.
Bu kitap ayrıca ilginç kitap formlarını seven okurların da hoşuna gidecektir. Bir yüzünde Destan Gönüller’in yer aldığı kitabın arka yüzünde ise Fotoğrafı Sana Gönderiyorum adlı öykü kitabı bulunuyor. Her iki yüzünün de kapak olmasından dolayı, kitabı okurken çevrenizdekiler kitabı ters tuttuğunuzu zannedip size uyarabilirler, hazır olun!

DESTAN GÖNÜLLER/
FOTOĞRAFI SANA GÖNDERİYORUM
Selim İleri
Everest Yayınları
2009
194+269 sayfa
9.9 TL.