Genç ejderha süvarisi

Fantastik edebiyatın sinemayla olan evliliğinden ortaya çıkan sonuçlar, çoğu zaman 'yarı tatmin' boyutundan öteye geçemez ve yazarların sıkı takipçilerini düş kırıklığına uğratır.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Fantastik edebiyatın sinemayla olan evliliğinden ortaya çıkan sonuçlar, çoğu zaman 'yarı tatmin' boyutundan öteye geçemez ve yazarların sıkı takipçilerini düş kırıklığına uğratır. Bunu kırıp hedefe emin adımlarla yürüyen ender örneklerin başınıysa mükemmel Tolkien uyarlaması 'The Lord of the Rings' (Yüzüklerin Efendisi) üçlemesi çeker. Peter Jackson'ın devasa üçlemeyi kusursuz bir 'duygu'yla aktardığı beyazperde uyarlamaları, fantastiğin sinemada nasıl olması gerektiği üzerine dersler verir, birer 'tasarım harikası' olarak dağarcığımıza yerleşirler. 'Harry Potter' ve 'Narnia Günlükleri' de az çok hedefe yaklaşsa da, uyarlandığı metinlerin naifliğiyle 'en geniş' sinemasever kitlesine tam anlamıyla ulaşamaz.
'Miras' on beşinde başladı
Henüz on beş yaşındayken yazmaya başladığı, yirmisine gelmeden ilk kitabını yayımladığı 'Miras' üçlemesiyle dikkatleri çeken Christopher Paolini'nin metinleri ise, daha çok Yüzüklerin Efendisi atmosferine yakın durmasına karşın, edebi derinlikten uzaklaşan tarzıyla diğer örneklerin izinden gider. Çocukluktan gençliğe geçmekte olan Eragon'un, bulduğu bir ejderha yumurtası aracılığıyla girdiği 'iyilerle kötülerin ezeli mücadelesi'nde yaşadıklarını resmeden üçlemenin ilk kitabı Eragon, ana karakteri ve çevresini (hem iyiler hem de kötüler) tanıtma işlevi üstlenirken, bir yandan da içinde bulunduğu coğrafyanın 'seçilmiş kurtarıcısı' konumuna taşır kahramanını. Genç Eragon, bir zamanlar bölgeyi koruyup kollayan ve insanların mutlu mesut yaşamalarını sağlayan, ancak içlerinden birinin ihaneti sonucu teker teker ortadan kalkan 'Ejderha Süvarileri'lerinden biri haline gelir. Bulduğu yumurtadan çıkan ve Saphira adını taşıyan ejderhasıyla birlikte kötü kral Galbatorix'in ordusuna karşı mücadele eden bu 'süper kahraman', bölgedeki isyancılar için de bir umut kaynağı olacaktır...
Paolini'nin genç beyninden fışkıran metinler, tümüyle 'ikna edici' bir platforma taşınamasa da, sürükleyicilik konusunda sorunsuz bir okuma deneyimine yöneltir okuru. Tıpkı Tolkien'da olduğu gibi, ama biraz daha dar kapsamda bir 'dünya' yaratmıştır genç yazar ve bu dünyanın bütün unsurlarını önümüze koymayı başarır. Eragon'un kaderine eşlik ederken pek düşünme fırsatı tanımaz okura, onlara sürüklenip gidebilecekleri bir fantastik macera yaşatmaktan öte bir noktada değildir amacı. Hâl böyle olunca, Yüzüklerin Efendisi'nde okuru her aşamada düşünmeye ve bir sonraki aşamayı merak etmeye yönelten, alt metinler konusunda beyin jimnastiğine zorlayan hikâyeye yaklaşamaz Paolini'nin dünyası. Tolkien okumamış fantastik severler için bir geçiş fırsatı olarak değerlendirilebilecek Eragon (daha doğrusu 'Miras' üçlemesi), kolay anlaşılır ve zorlayıcı olmaktan uzak yapısıyla 'sınırlı' bir etki yaratır okurda. İkinci kitap Eldest'ın kitapçılarda bulunabileceğini, üçüncü kitabınsa henüz çıkmadığını da hatırlatalım. Bu arada, ilk kitabın girişindeki haritada Hadarac Gölü olarak gösterilen yerin aslında Hadarac Çölü olduğu, bu yanlışın ikinci kitapta düzeltiğini de ekleyelim...
Sinemada Eragon
Kitap için söylediğimiz şeylerin benzerlerini Eragon'un beyazperde uyarlaması için de yineleyebiliriz. Görsel efekt uzmanı Stefen Fangmeier'ın ilk yönetmenlik denemesi olan film, Christopher Paolini'nin sözünü ettiklerinden fazlasını veremiyor yapımda. Yazarın dünyasını peliküle aktarırken doğru tercihlerde bulunmasına karşın, çoğu zaman 'sığlık' duvarına çarpıyor ve derinleşen bir entrika duygusu yaratamıyor. Eragon'un serüvenine sinemasal zenginliğin katabileceği ekstra anlamlar sunmaktan 'korkan' bir görüntüsü var filmin. Bu 'titrek' yönetmenlik anlayışı, belli bir çekicilik içeren hikâyenin zayıflayarak etkisizleşmesine neden oluyor ve kahramanın eylemlerini inandırıcılıktan uzaklaştırıyor.
Sanat yönetimi ve efektleriyle özenli bir çalışmanın ürünü olduğu anlaşılan yapım, Rachel Weisz'ın seslendirdiği ejderha Saphira özelinde bu durumu doruğa çıkarıyor. Mekân ve kostümlerde de benzer bir beceri mekanizması devreye giriyor, böylece izleyiciye görsel anlamda yetkin bir ürün sunuluyor.
Eragon'u canlandıran ve ilk sinema deneyimini yaşayan genç aktör Edward Speleers, Paolini'nin yarattığı kahramana uygun bir seçim gibi görünüyor. Jeremy Irons, Sienna Guillory, Robert Carlyle ve John Malkovich de kendilerinden bekleneni veriyorlar filmde. Özellikle Carlyle'ın bu isimler arasında öncelikli bir yer edindiğini söyleyebiliriz. İlk hikâyenin kötü adamı olmanın avantajlarını iyi kullanıyor deneyimli aktör ve bu filmin yıldızı pozisyonuna taşıyor kendisini...
Eğitimini anne ve babasından alarak büyüyen genç Christopher Paolini'nin başarısını küçümsemek istemiyoruz, ama fantastik edebiyatın beyazperdeyle buluşamamış onca değerli örneği varken 'Miras' üçlemesinin daha mürekkebi kurumadan sinemaya uyarlanmasını yadırgadığımızı söylemeden geçmeyelim. Öte yandan sinemanın 'böyle' bir şey olduğunu, popüler kültürün en dinamik dişlisi kimliğiyle varlığını sürdürdüğünü, dolayısıyla da 'çok satan' ve görsel etki yaratması neredeyse kesin (ve kolay uyarlanabilir) bir metne kucak açmasının 'doğal' olduğunu bilerek söylüyoruz tüm bunları. Ve bu, hiçbir şekilde değişebilecek bir 'gerçek' değil!

  • ERAGON
    Christopher Paolini, Çeviren: Zeliha İyidoğan Babayiğit, Altın Kitaplar, 2004, 509 sayfa, 19 YTL.