Genç romancı Eco

Genç romancı Eco
Genç romancı Eco
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Kendisiyle eğlenmekten çekinmeyen bir yazar Eco. Hatta, edebiyatta eğlencenin yolunun bizzat yazarın kendisinden geçtiğini ilan eden bir tutum içinde. Her ne sebeple olursa olsun belli ki edebiyatı bilmek kadar onu öğretmenin de zevk sahibi olmakla çok ilgili olduğunu gösteriyor bize bunu yaparak. Hayıflanmamak elde değil, literatüre boğulmadan, okuru entelektüel referans yumağına dolamadan bir yerden bir yere taşıyan hoca-yazar kuşağı gelişmedi bu ülkede. Ne ki eskilerden Tanpınar ve Ülken’in varlıkları kapatmaya yeterli bu büyüyen boşluğu. Elbette, roman hakkında konuşmak için akademisyen olmaya gerek yok. Romancı olmak da şart değil. Yazmanın yöntemi ile öğretmenin yöntemi de birbirinden farklı olabiliyor sonuçta. Hem pedagojik açıdan hem de yaklaşımlar açısından. Fakat yazar hoca da olunca ortaya okunası ve altı çizilesi metinler çıkıyor. ‘ Genç Bir Romancının İtirafları’ başlığı ile Eco hem ironik hem de gizliden, iddialı bir toplam sunuyor bize. Bu toplam, İlknur Özdemir’in çeviri kudretiyle elbette daha bir okunur oluyor. Bir yazarın kendi roman ülkesine kılavuzluk etmesi gibi bir şey Eco’nun yazıları. 

Eco ve Pamuk arasındaki benzerlikler
Hem Nobelli romancı Orhan Pamuk’un ‘Saf ve Düşünceli Romancı’ kitabı hem de Eco aynı günlerde çıktılar kitapçı vitrinlerine. Biraz da paralel bir okuma oldu benimkisi. Televizyon konuşmaları kadar gazete röportajları da otomatiğe alınmış gibi aynı volumda seyreden Pamuk’un kitabını pek çok bakımdan zevkli ve okunmaya değer buldum. Çenebaz bir yazar sonuçta Pamuk. Verdiği derslerde de sürüyor bu çenebazlık. Ve derslerin muhatabı Amerika’da okuyan öğrenciler olduğu için de referansları daha çok Batı edebiyatına dayanıyor. Yer yer yerli yazarlara göndermede bulunuyor ancak, ne de olsa söylediklerinin çıktığı isimler, roman sanatının tarihi seyri de gözetildiğinde eksen değiştiriyor. Bu bakımdan da dönüp bakılmalı bir gün Pamuk’un metinlerine. Burada ilginç olan, pek çok yerde, Eco ve Pamuk arasındaki referans kesişmeleridir. En tipik kesişme ise Anna Karenina üzerinde yoğunlaşır. Neden? Lakin konu bu değil. Hem Pamuk hem Eco, romandaki gerçek ile hayattaki gerçek konusuna getirdikleri yorumlarla yol alıyorlar. Neden, romandaki gerçeklere daha çok inanırız sorusuna ikna edici yorumlar getiriyorlar. Hayattaki tutarsızlık karşısındaki insanın bitmeyen tutarlılık arayışı mıdır acaba bu? Ya yazarın tutarsızlığı?
Soru sormaktan hatta üretmekten bıkmayan bir mizacı var Eco’nun. Dahası hissedilir bir başarı mutluluğu içinde belli ki. Ne çağdaşı bir romancıya saldırıyor ne de geçmişi hükmen yenmenin sevdasında. İtiraf etmekten ise hiç çekinmiyor. “İlk romanımı yazdığım sırada birkaç şey öğrendim. İlki şu: ‘İlham’, sanatsal açıdan saygın görünebilmek için hilebaz yazarların başvurduğu kötü bir kelimedir.” Çalışmaya, plan yapmaya, belge toplamayı, seyahat etmeyi, notlar alıp onlarla haritalar çizip üzerine düşünmeye çok önem veriyor bir romancı olarak Eco. ‘Gülün Adı’nı yazdığı vakit, yönetmen film çekmeye çok uygun bir roman olduğunu söyleyince, diyalogları neredeyse mekanla zamansal bağlamda da eş uyumlu yazdığını söylemiştir. Bir dil olayı değildir roman ona göre bir yandan. Hikayeye hakim olma olayıdır da. ‘Yaratıcı fikirden’, her biri bir imgeden öteye gitmeyen yaratıcı fikirler onun romanlarının ana başlangıç hücresi olmuştur. Kelimeler ve romanın dünyasına ilişkin şu çarpıcı yorumu ileri sürüyor; “Yazar belli bir anlatı dünyası kurduktan sonra sözcükler arkadan gelir ve o özel dünyanın istediği sözcükler olurlar…”
Eco’nun uzman olduğu konulardan birisi şüphesiz yorumdur. Hatta ‘aşırı yorum’ deyince biraz da o akla gelir. Ona göre, “sınırsız yorum sistemlerle ilgilidir, yöntemlerle değil.” Hem Orhan Pamuk’un kitabında hem de Eco’da karşımıza çıkan temel konulardan birisi de, okurların kurmaca karakterlerle gerçekleri birbirine karıştırması hatta romancı ile bağdaştırmasıdır. Orhan Pamuk’a da en yakın arkadaşı Kemal’i sormuştur safiyane bir şekilde. “Öyle görünüyor ki” diyor Eco, “kültürel konumları ne olursa olsun pek çok okur, kurmaca ile gerçek arasındaki farkı göremiyor ya da görmez hale geliyor. Kurmaca karakterleri, sanki onlar gerçek insanlarmış gibi ciddiye alıyorlar.” Ve sorar Eco, cevabını bildiği halde sorar; “Milyonlarca gerçek kişinin –aralarında pek çok çocuk olmak üzere- açlıktan ölmesi karşısında insanların fazla rahatsız olmaması, ama Anna Karenina’nın ölümü karşısında ıstırap çekmesi ne anlama gelir? Asla var olmadığını bildiğimiz bir kişinin kederini derinden paylaşmamızın anlamı nedir?” Elbette bir psikoloğun vereceği cevapla bir romancının sorusu bir olmayacaktır burada. Eco, bir romanı nasıl yazdığı kadar niçin yazdığını da genç bir duyarlıkla ders halinde önümüze koyuyor. Önemli olan da bu.