Gerçeğin kirli örtüsü

Sine Ergün'ün ilk öykü kitabı 'Burası Tekin Değil' kısa öyküden de öte; kıpkısa öykülerle dolu. Olabildiğince arındırılmış metinlerki diyalogların başarısı dikkat çekiyor
Haber: YALÇIN TOSUN / Arşivi

Sözcükler çoğunlukla bir örtüdür aslında, gerçeğin üstüne, soğuk yüzünü yalasın diye seriverdiğimiz. O nedenle suskulardan ya da havadan sudan konuşmaların altında yatanlardan oluşur birçok ilişkinin gerçek tarihi. Gözler bu yüzden boşlukta buluşuverdiklerinde inceden bir telaş sarar masanın ucundakilerini... Sonra geçer. Uzun zamandır edebiyat dergilerinde öyküleri, şiirleri, çeviri ve denemeleriyle gördüğümüz, editörlük tecrübesi de olan Sine Ergün’ün ilk öykü kitabı ‘Burası Tekin Değil’in ilk düşündürdükleri şu şekilde de özetlenebilir: İlişkilerin ve kendi olmanın kısacık bir tarihi - Konuşmak hem yanıltır hem yorar!
“Garson kahveleri getirdi, içine şeker attı, karıştırdı, gereğinden uzun, yüzüme baktı, gülümsedi. E, dedi, sen neler yapıyorsun? İş arıyorum, işten çıkarıldım, dedim. Hâlâ karıştırdığı kahveye indirdi gözlerini, tekrar kaldırdı. Hayat , dedi, bana ölmek istiyorum demiş gibi geldi. Öyle, dedim.” Kitaptaki ‘Güzel Kız’ adlı öyküden yapılmış bu alıntıdaki gibi, kısa cümlelerin arkasında sahici bir şeyler oluyor aslında. Konuşmanın bittiği ya da çoktan bitmesi gerektiği yerde başlıyor birçok öykü. Nerede ya da nasıl bittiğinin de –doğal olarak- önemi kalmıyor bir noktadan sonra. 

İçses gibi...
Ergün’ün ilk kitabı kısa öyküden de öte; kıpkısa öykülerle dolu. Olabildiğince arındırılmış, çapakları temizlenerek parlatılmış metinlere birinci tekil içses hakim olsa da zaman zaman kullanılan diyalogların başarısı da dikkat çekiyor. Uzun süre hareketsiz kalmış olmaktan yorgun, gergin bir boşlukta, hevessiz bir rüzgârın yardımıyla kıpırdanıyor tüm öykü kişileri. Sanki hiçbir şey olmamış gibi geliyor bazen, hayat koca bir hiçbir şeydir: “İzleyecek başka şeyler arıyorum avluda ama rüzgârın bile uğramadığı, sıcağın şişko bir kadın gibi her şeyi baldırlarının arasında ezdiği, bunu neredeyse gözlerimle gördüğüm bu avluda, daha hızlı hareket eden bir şey yok. Hareket eden bir şey yok.”
Birçok öykü, kitabın adının hakkını verecek şekilde tekinsiz bir atmosfer oluşturuyor. Bu tekin olmama hali, birçok yönüyle kişinin kendine karşı sahip olması gereken o sorgucu acımasızlığı iyi tahlil etmiş olmaktan doğuyor. Çünkü kendine karşı acımasız olmayan insan, elbet dünyayı da olduğundan daha pastel renklerde görme hatasına zaman zaman düşecektir. Bazen de insanın kendisi şaşırtacaktır en çok yine kendisini. İç labirentlerin çokluğunda olağandır bu da, hayatta. Söz gelimi kitaba adını veren öyküdeki kadın karanlık bir sokakta, kendisinin bile tanımadığı bir hoyratlığı keşfedecektir kendinde, ansızın. Ya da yorgun ve yalnız bir akşamda gelen ve Ayla diye birini sorup duran ‘yanlış numara’ araması, başka biri olma ümidini körükleyecektir insanın: “İlk çalışında ayağa fırlıyorum. Ne olacaksa olsun, diyorum. Ayla? diyor telefonun ucundaki, yumuşak, tok ses. Duraksıyorum. Yanlış numara, sesim bana yabancı. Öyle mi diyor güzel ses, özür dilerim. Durun, demek istiyorum, telefon kapanıyor. Ayla olmak istiyorum.” 

Dünyayla barışmak zordur
Hemen hemen her ilk kitapta olduğu gibi ‘Burası Tekin Değil’de de çocukluğun tortularına yer verilmiş. ‘Çikolatalı Dondurma’ adlı öyküde küçük bir çocuğun gözünden annesinin bir sinir boşalması dikkate değer bir mesafede durarak anlatılmış. Anne - babası boşanmanın eşiğine gelmiş olan bir çocuğun gözünden bu durumu anlama çabasında bir öykü doğmuş. ‘Ayşe’ adlı öyküyse aynı anaokuluna giden iki kız çocuğunun belki de dünyayla ilk kez çarpıştıkları anı bir fotoğraf makinası keskinliğiyle tespit etmesi açısından ilgi çekici.
Yirmi yedi kıpkısa öyküyü 71 sayfaya arı bir dille sığdırabilmiş bir ilk kitap ‘Burası Tekin Değil’. Kadın olmaya ve zorluklarına, çoktan bitmiş ya da aslında bitmesi gereken ilişkilere, -asla duygusallaşmadan- çocukluk zamanlarına yer verirken sessizliğin önemini de unutmuyor. Arka sayfa tanıtımında da belirtildiği gibi ‘suskusunu bıçak gibi bileyerek dili ve öyküsünü tam ortasından yarıyor. Cesur bakışını, insanın ve ilişkilerin karanlık tarafına çevirirken varoluşun eski yaralarını usul usul kaşıyor.’ Kendiyle ve dünyayla barışmanın zorluğunun bilincinde ve bunun gerekliği konusunda ciddi şüpheler taşıyor bir yandan da. Belki de bu yüzden, gerçeğin üstündeki kirli örtüleri kaldırmaktan hiç çekinmiyor.

BURASI TEKİN DEĞİL
Sine Ergün
Yitik Ülke Yayınları
2010, 71 sayfa, 7 TL.


    ETİKETLER:

    hayat

    ,

    kitap