Geride kalan çocukluk

Geride kalan çocukluk
Geride kalan çocukluk
Bir yanıyla İstanbul ve eskilerin deyimiyle Tatavla, bir yanıyla Almanya ve yeni bir hayat. 'Hamam'da, göç ve kimlik sorunlarına dair hikâyeler, acıları öne çıkarmadan, soğukkanlı fakat mizahi bir dille aktarılıyor
Haber: ABİDİN PARILTI - abidinparilti@hotmail.com / Arşivi

Daha önce ‘Tatavla’ya Kar Yağıyor’ kitabıyla tanıdığımız Yorgo Valasiadis, 1940 yılında İstanbul ’da doğdu. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları İstanbul’da Kurtuluş semtinde geçti. Yirmi beş yaşında ülkesinden göç ederek Almanya’ya yerleşti. Valasiadis her ne kadar ülkesinden göç etmiş olsa da yazdıklarında her defasında çocukluğuna ve 1950-60’lı yıllara geri dönüş yaptı, o zamanları işledi. ‘Tatavla’ya Kar Yağıyor’ anı-romanı da bu minval üzereydi, elimizdeki ‘Hamam’ kitabı da.
Bilinir ki, göç, gerek gönüllü gerekse de sürgün biçiminde olsun muhakkak insan ruhunda onulmaz bir iz bırakır. Genel olarak sanat, özel olarak edebiyat onu tamir etmeye, onarıp yeniden güncel hayata bağlamaya çalışsa da hep bir geri dönüşün hayaliyle yaşanır. Yorgo Valasiadis de şehirler ve ülkeler arasında kalmıştır. Şehir İstanbul, ülke Almanya’dır. Ancak sadece bu kadar da değildir. Üstüne üstlük Avrupalı olmakla Asya’dan olmak da vardır işin içinde. Valasiadis. İstanbul’da yetişmiş bir Rumdur ve kırk yıldır Almanya’da yaşamaktadır. Elimizdeki romanda çocukluk yıllarının renkliliği, yaramazlığı, samimiyeti, küçük kurnazlıkları, dostluğu, aile ilişkilerini ele alır ve sonrasında da Almanya’ya göç edilir. Bu anlamda roman temel olarak iki bölümden oluşur. Bir yanıyla çocukluk ve ilkgençlik bir yanıyla büyüme ve göç. Bir yanıyla İstanbul ve eskilerin deyimiyle Tatavla bir yanıyla Almanya ve yeni bir hayat. Sancılı, geçmişi aratan bir hayat. Kitapta azınlıklar ve göç, kimlik ve uyum sorunlarına dair hikâyeler, acıları öne çıkarmadan, soğukkanlı fakat mizahi bir dille aktarılır. Çocukluk yıllarının odak noktası ise hamamdır. 

Hep o güzel günlerdir hatırlanan
Kahramanımız çocukluk yıllarında teyzesine tutkundur. Onunla olduğu zaman huzurludur ama sakin değildir. Ergenliğe geçiş adımlarında teyzesinin yanında olması onun bir kadına, daha doğrusu kadınlara tutkuyla bağlanmasına vesile olur. Onunla çocuk olduğu için kadınlar hamamına gider. Orada kadınları, onların bedenlerini ve bir erkeğe verilebilecek heyecanı görür. Utangaç olmasına rağmen göz ucuyla bakmaktan kaçınmaz. Hamamda düşler kurar. Düşler evde de devam eder. Ancak bir gün onun artık büyüdüğüne karar verilmesi ve kadınlar hamamına gidilmesine izin verilmemesiyle dünyası yıkılır, düşleri parça parça olur. Hemen ertesinde teyzesinin evlenip yurtdışına gitmesi ise onu tamamen yıkar. Fakat bütün bunlara rağmen yaramazlıklarından, kızlara olan düşkünlüğünden vazgeçmez. Okuldan atılır, başka bir okula kayıt olur. Ancak gün geçtikçe çocukluğun güzel günleri geride kalmaktadır. Hep o günleri aramaya başlar. Yeni olandan memnun kalmaz. Masumiyet geride kalmıştır. Büyümektedir ve büyüklerin dünyasına ayak uydurmalıdır. Sancılar çekse de durum bundan ibarettir. Kendisine yeni bir dünya kurmalı, yeni arkadaşlar bulmalı, yeni yerler keşfetmeli ve yeniden aşık olmalıdır. Platonik aşklarının mecrası biraz daha sığlaşmıştır. 

Ergenlik öncesindeki şehvet
Yazar daha çocukluk yıllarından itibaren hamamlar üzerine düşünmeye başlar. Onun tarihi, sosyolojik yeri üzerine kafa yorar. Kaplıcalardan, Roma’dan, sauna ile hamam arasındaki farklardan, hamamın toplum içindeki vazgeçilmez yerinden küçük hikayelerle söz eder. “Yeniden doğsam, yine yüreğim mutlulukla çarpsın diye Tanrıya beni kadınlar hamamı olan bir yerde dünyaya getirmesi için yalvarırdım” der.
Genel olarak onun akıl hocası ise vaftiz babasıdır. Vaftiz babası bir alimdir. Bilmediği mesele, üzerine laf etmeyeceği tarihsel olay yoktur. Dünya felsefesi üzerine her zaman edebileceği birkaç kelamı vardır. Duruma uygun kıssalar, mitolojik hikayeler, doğu meselleri anlatır. Hemen her şey üzerine konuşabilecek yetiye sahiptir. Bu durum bazen yadırgatıcı olsa da bu, romanın kahramanının gelişimini sağlayan temel argümanlar olarak belirir.
Öte yandan bu anı-romanın temel meselelerinden biri de şehvettir. Ergenlik öncesi şehvetin anlatılmaz bir utanç olarak görülmesine inat, Hamam yazarın hassasiyetlerinin oluşmasında büyük rol oynayan sırları, onlarca yıl boyunca yaşadığı şefkat, huzursuzluk ve şehvet dolu anları mizahı ön plana alarak anlatır. 1940-50lerin İstanbul’unda bir Rumun çocukluk ve gençlik yılları ile ilk cinsel kıpırtılarını anlattığı ‘Hamam’, dönemin siyasal meselelerine, 6-7 Eylül olaylarına ya değinmez ya da birkaç cümleyle geçer. Çünkü bu meseleler çocuğun ilgisine mazhar olmaz. Ancak 1964 yılında göçler de başlar. Gerçek onun da yüzüne çarpar, darmadağın eder. Gayrimüslimler kendilerine yaşayabilecekleri yerler ararlar. Tatavla gittikçe boşalır. Gençler ülkeyi terk ederken yaşlılar da bu dünyayı terk eder. Göçler genel olarak Avrupa ülkelerine olur. Romanın kahramanı gittikçe yalnızlaşmaktadır. Nihayetinde kendisi de Almanya’ya gitmeye karar verir ve gider. Romanın ikinci bölümü de burada başlar. Almanya zamanları, göç, yalnızlık duygusu, yeni bir hayata alışma meselesi burada işlenir. Yeni kültürler, yeni diller, yeni insanlarla karşılaşır. Romanın ilk bölümünde var olan çocuksuluk, samimiyet, eğlence ve mizah burada biraz daha geriye itilir. Büyüklerin dünyasında büyüklerin diliyle konuşulur. Gereksiz ayrıntılar öne çıkar. Sıkıcı bir dünya, sıkıcı bir dille anlatılır. 

Gidenlere sitem olsun
Roman aslında bir geriye dönüşle başlar. Romanın kahramanı yıllar sonra memleketine ve arkadaşlarına döner. Bir arkadaşıyla buluşması ve arkadaşının ona söyledikleri aslında bütün göç edenlerin, sürgüne gidenlerin nihayetinde bırakıp gidenlerin ve arkada kalanların duygularını iyi ifade eder “Hatırlıyor muyum? Ben her şeyi çok iyi hatırlıyorum. Burada bizi bir başımıza bıraktınız. Göç ederek hepimizi yerle bir ettiniz. Peki ya siz bunları hatırlıyor musunuz? Bizi hatırlıyor musunuz?” Kalanların, gidenlere sitemidir bu. Bakidir. Bu ince sitem bir sızı olarak durur azınlıkların, egemen kültür altında ezilmişlerin içinde. Kalanlar ise saklanmak, kimliklerinden feragat etmek, Türk ismi almak ve bu şekilde kamufle olmak zorunda kalmışlardır.
Anıların yoğun olduğu biyografik bir romandır ‘Hamam’. Yazar geçmişi değiştirmemiş, hatırladığı biçimiyle okura aktarmıştır. Okurla bir sohbet halindedir. Bu durum bazen yazarın elini rahatlatırken okuru sıkar. Çünkü yazar için önemli olan bazı ayrıntılar, olaylar, meseller okur için hiç de o kadar önemli olmaz ve romanın odak noktası dağılır. Çocuklukta hatırlanan her şeyi anlatma derdi bazen ana meselelerin önüne geçer.

HAMAM
Yorgo Valasiadis
Çeviren: Betül Ayanoğlu
Pan Yayıncılık
2011
312 sayfa
20 TL.