Gölgelerin aralandığı yerden

Dünyanın sarsıldığı bir dönemde, İngiltere'de bulunan Elias Canetti, o dönemde ilişkide olduğu üst ve entelektüel kesime, 'Soylu Sınıfın Sonbarı'nda yeniden bakıyor
Haber: AYSEL SAĞIR / Arşivi

Dünyanın sarsıldığı bir dönemde, İngiltere ’de bulunan Elias Canetti, o dönemde ilişkide olduğu üst sınıf ve entelektüel kesime, ‘Soylu Sınıfın Sonbarı’nda yeniden bakıyor. Canetti’nin, kitabına dahil ettiği tüm portrelerle yaşadığı geçmiş, 2. Dünya Savaşı’nın başlangıç dönemine denk düşer. Bu da, Canetti’nin, kendini ‘bir sürgün gibi’ hissettiği İngiltere’ye niye gittiğiyle ilgili bir yanıt gibidir. Ama yine de Canetti’nin orada bulunuş nedeni değildir önemli olan; yaşadığı yeni deneyimler, İngiliz ruhu ve karakterine özgü şaşmaz tespit ve gözlemleri yazarlığına bir boyut daha katacaktır.
Canetti kitabında her ne kadar İngiltere anılarını anlatsa da, anlatımının boyutları anılarla sınırlı kalmaz. Canetti’nin bir zamanlar yaşadığı dünyaya girmemizde anıları bir aracı rolü oynar sadece. Daha kitabın başından itibaren anlatıcının yanında yer alıp, onunla birlikte gezer, her yeni tanıştığı kişiyi onunla birlikte inceleriz. ‘Körleşme’yi henüz yeni yazmıştır. Daha sonradan kendisine büyük ün getirecek eseri ve sesi dünyaya ulaşmamıştır henüz. Bu yüzden, İngiltere’de bulunduğu yıllarda, ilişkide olduğu entelektüel ve elit kesime sadece kendi kişiliğini sunar. Hiç bir üne sahip olmadan söz konusu kesim içinde bulunmanın zorluğunu yaşar Canetti.
Her ne kadar, İngiltere’de bulunduğu süre içinde ilişkide olduğu ve yeni tanıştığı kişiler tarafından kendisine nasıl bakıldığını, bu kişilerin ne kadar samimi olup olmadıklarını davranışlarında, vücut dillerinde dile gelen işaretlerle anlatsa da Canetti, asıl incelenen taraf olmaktan çok, inceleyen taraf durumundadır. Kitapta, bakan ve bakılan taraf zaman zaman yer değiştirmez aslında. Okuyucu açısından başta yanılsamalı bir izlek oluşsa da, aslında tümüyle Canetti’nin karşı tarafı mercek altına alıp incelediğine tanık oluruz. Tipik İngiliz partilerinde yan yana geldiği insanlarla ilgili uzun betimlemeler yapar yazar. Bunların arasında Iris Murdoch, T.S. Eliot, Franz Steiner, Bertrand Russell gibi isimler de vardır.
Karşılıklı bir yalnızlığı anlatır gibidir Canetti. Bir anlamda, gelişmiş toplum insanının varoluşsal boşluklarında dolaşır. Tabii kendi varoluşsal boşluklarında da. Aslında Canetti’nin izlenim ve anılarının dünyanın iyice kavrulmaya başladığı (2. Dünya Savaşı) bir döneme denk geldiği düşünülürse, anlatımlarındaki vurucu güç daha iyi görülecektir. Zira dahil olmaya çalıştığı topluluk karşısında kendisini sınırlara doğru iten şeyin ne olduğunu bilmese de bunun farkındadır. Yalnız, Canetti, çizdiği İngiliz panoramasının içinden kendine yakın bir iki nadir insan da bulacaktır. Bunlardan biri sokak temizlik işçisidir. En önemlisi de, hiç bir insana şöyle bir bakıp geçmez. Baktığı her kesimden insanı derinlemesine inceler. İnsanı, dostluğu, aşkı önemseyen Canetti’nın bu alanda yaşadığı sıkıntı da yakasını hiç bırakmayacaktır. Jeremy Adler’ın giriş yazısında da belirttiği gibi, “ışığın çok olduğu yerde, çok gölge vardır.” Adler’ın Goethe’den yaptığı bu alıntı Canetti ve eseriyle ilgili özeti yeterince yapıyor aslında.

SOYLU SINIFIN SONBAHARI
Elias Canetti
Çeviren: Veysel Atayman
Sel Yayıncılık
2011
239 sayfa


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    İngiltere