scorecardresearch.com

'Gördüm ses, ses değildi'

'Ben ağzının yaprağıyım, bir yere yaz bunu' diyor İlhan Berk. İnsan bir ağzın yaprağı olmuşsa, adı söylene söylene eskimeyi, sararıp o ağızdan düşmeyi de göze almış demektir. Berk'in şövalye ruhuna bir de burdan bakmak lazım
Haber: BEDİA CEYLAN GÜZELCE / Arşivi

Eğer ona bir günlüğüne ölümsüzlük verilseydi; mutlaka Karia çayırlıklarında gezer, yoluna çıkan, sırf onlarla karşılaşmak için yolunu değiştirdiği bütün otların tadına bakardı. Tek tek resimlerini çizer, neye benzediklerini kendi icat etmiş gibi sahiplendiği kelimelerle tarif eder ve aldığı tadı hiç saklamaksızın bize de anlatırdı. Dikenlisinden dikensizine, zehirlisinden zehirsizine. Aslına bakarsanız, onun otlara ve onların ruhlarına düşkünlüğüne bakınca, belki bir değil birden fazla böyle ölümsüz günler yaşamıştı. Yalnızca tadmakla kalmamış, o otların dünyasında farkedilmemek, göze batmamak için bazen bir karınca, bazen de bir taş kılığına bürünmüştü. Biz onu İstanbul’da, mesela İstiklal caddesinde, yazarların gittiği cafelerde, öyle yerlerde bu yüzden pek görmezdik. O keşfetmekle meşguldü.
2008 yılında en derin uykuya dalan şair İlhan Berk’ten bahsediyorum. Evde ona ayrılan odadan hiç çıkmayan küçük erkek kardeşi İlhan’dan başka kimseyi görmek istemeyen bir ablaya sahip olan İlhan Berk’ten bahsediyorum. Çoklarına göre iyi bir hayat yaşayan, Bodrum Kalesi’ne bakan evinde ömrünün son yıllarını geçiren Berk, İlhan Berk. Kitapları İtalyanca ve Fransızca başta olmak üzere birçok dile çevrilen de yine kendisidir. Ölümünden sonra yayımlanan ilk şiir kitabı ile bir kez daha büyülüyor bizi. Büyülemekten kastım gerçek anlamı, efsunlamak. Yeni bir serüvende daha onunla birlikteyiz işte. 

Otu bir sevgili diye düşünün
Bu yeni yoldaki ilk şiir, kitabına da adını veren ‘Çiğnenmiş Gül’. Uyuyan otların yanından geçip, sessizlikle burulduğu bir hissi anlatır. Daha başlar başlamaz İlhan Berk’in tabiri uygunsa kendi ekosistemindesinizdir. Doğayla ilgili bildiklerinizi gözden geçirme vakti de gelmiştir. Boyutlar, ölçüler izafi bir düzen içinde şairin tutanakları arasındaki yerini alır. Sayfalar çevrilir ve biraz ileride, ‘Sonludur Sonlu Olan’ şiirinde küçülür birden, karıncalarla ölü bir sineği sürüyecek kadar küçülür. Böylesi küçülmeler onun şiiri için şaşılacak şeyler değildir.Ve büyür; denizlerle yer değiştirecek kadar. Her zaman yaptığı gibi. Onun asıl ölçeğini kim bilebilir ki?
Genel hava itibarıyla, Bodrum’daki evinde yaşamaya, doğa gezintilerine çıkmaya ve yazmaya devam ettiği hissini bırakıyor kitap. Dedim Ota diye bir bölüm başlıyor 15. sayfada, ki benim için sır tam da buradadır. Bu sayfalarla birlikte İlhan Berk’in sembolizmi başlar. O başlıktaki ‘t’ harfi yerine ‘n’ koyup da şiiri öyle okuduğunuzda, iki sevgilinin konuşmasına şahit olurken bulursunuz kendinizi. Ot’un bir sevgili olduğunu düşünüp de şiiri öyle okuduğunuzda şununla karşılaşırsınız:
“Dedim ona
Bir taş fazla karmaşıktır

Bilinmez. Bilinen ki
Bilinmeyende yitirir kendini

Yürüyorduk topal
Bir karınca buldu zamanı

Kulak verdim görünüme

Hiç bilmediği bir yere
Gidip duruyor bir denizlerle

Bir bahçe
Bir akşamüstüyle çıkıyor
Parçasıyım ben
Bütün gördüklerimin”

Her neyse. ‘Çiğnenmiş Gül’ bazı yönleriyle de bir roman özellikleri taşıyor. Bilhassa da karakterleri açısından. Aynı karınca, aynı deniz, aynı ot başka dizelerde de eşlik ediyor. Anlamlar uçuşur. İkide bir sözü geçen karınca kalp midir yoksa el değmeyen vicdan mı, defalarca bahsi geçen deniz, aşk mıdır yoksa kıymet bilmemiş bir sevgili mi, onu da kimse bilemez. Belki ot sadece ottur, deniz sadece deniz. Ama bilinmeyen bir evren bilimine bizi davet ettiği kesindir. Şöyle der mesela;
“İnceledim katlarını hızın,
Gördüm ses, ses değildi,
kapalıysa kendine”

Şiirlerinden ve bir ik karşılaşmamızdan anladığım kadarıyla, İlhan Berk, inceledim dediyse, bunu da herhangi biri gibi yapmaz. Günlerce, haftalarca aynı kelime üzerine düşünebilen, araştıran birinin hızın katlarını inceleyişini siz hayal edin. Elbette pek çok şair hatta bütün insanlar gibi İlhan Berk’in de zamanla meselesi vardır. Bir zaman makinası olsa ilk gideceği yer ortaçağdır. Şövalyeler, kaleler de ilk ziyaret edeceği yerler. Bir zaman aleti olsa, bu mutlaka bir kumsaatidir. Zaman perdesini yırtabilmemiz için bize bu dizeleri bırakan İlhan Berk, kumsaatleri ile kendini bir tutup, onların dertlerine değinir ve içlerinden akıp giderken zamanın bir kumsaati için bile ne kadar hüzün verici olabileceğine şu dizelerle değinir:
“Gece yaralıyor seni
sessizliğinde taşın” 

İsa’lı Muhammet’li
Peygamberler ilgisini çeker. Onlarla arasına mesafe koymaz, onları şiirine koyar ve anlatır. Düşünülmeyeni Düşündüm de şöyle der; “Dolaşan, görünmeyen bir bulutmuş Muhammet.” Bu Allah elçilerini bizim kendisinin dünyasına dahil etmeye devam eder, onları yakından tanır, kederlerini de. Sessiz birini anlattığı ‘Sessiz Biri İçin Şiir’ (s. 37)de bunu şu dize ile daha iyi anlarız; “Bütün kitaplarda adı sessiz biri diye geçer. Benim onu tanıdığımda bir üç yıldır (s. 37) İsa’nın yüzünü sildiği mendili arıyordu.” İsa’nın kimbilir hangi dar zamanında döktüğü terleri, hangi kederinde düşen gözyaşlşarını siler mendili ile, İlhan Berk, dünyanın bir yerinde durur ve bunları merak eder. “Çiğnenmiş Gül” kitabı, bir İlhan Berk retrospektifi aynı zamanda. Onun için değerli olan ‘şey’lerin bir resmi geçidi. Mesela taşlar. İlhan Berk taşlar için neler söylememiştir ki. Taşlar çeşitlidir, renk renk, biçim biçimdir. Fazla karmaşıktır, ketumdur, sürünüp gitmeyi kurar, isimlerini bilmez olurlar bazen, gizli olanı saklar ve üzerine çalışmak gerekir... Tıpkı insanlar gibi.
Bir de New York seyahatinden ne kalmışsa onları da anlatır İlhan Berk bu kitapta. Ben daha çok gökdelenleri, ışıklı dev tabelaları gördüğü anki yüz ifadesini merak ediyorum ama bir sedir ağacı üstüne tünemiş baykuşla karşılaşması onun daha çok ilgisini çekmiştir eminim. Kitabı yayına hazırlayan ve şairin yıllarca yanında, yöresinde olan Gonca Özmen’e de bir teşekkür etmek gerek. Yalnız bir İlhan Berk okuru olarak, Gonca’nın gözlemlerini, çözümlemelerini bir gün okumak isterim.
Son sözlerim, ‘Akşama Doğru’ şiiri içindeki bir dize üzerine. Şiirde der ki: “Ben ağzının yaprağıyım, bir yere yaz bunu.”
Düşünüyorum da, insan bir ağzın yaprağı olmuşsa, adı söylene söylene eskimeyi, sararıp o ağızdan düşmeyi de göze almış demektir. İlhan Berk’in şövalye ruhuna bir de burdan bakmak lazım.

ÇİĞNENMİŞ GÜL
İlhan Berk
Yapı Kredi Yayınları
2011
64 sayfa
8 TL.

http://www.radikal.com.tr/104319110431910

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.