Gucci'nin bir inek türü olduğunu sananlar okumasın!

Gucci'nin bir inek türü olduğunu sananlar okumasın!
Gucci'nin bir inek türü olduğunu sananlar okumasın!
Her şeyin aşağı yukarı bir karşıtıyla var olduğu bir roman 'Şehvet'. Gençlerin sorguladıklarını bulmak da mümkün satır aralarında. Popülerlik, güzelllik, sportmenlik ve sportiflik, kararlılık ve pişmanlık...
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Denk geldikçe bakıyorum yabancı işi gençlik dizilerine; taşrada geçen One Tree Hill’e, ihtiras ve ihtişam mevzularında, yanında rahmetli Dallas’ın bile masum kaldığı Manhattan’ın gençliğini hikâyeleyen Gossip Girl’e… Bu dizilere bakıyorum ve kendi kendime, “Ne gözü açılmamış maymunlarmışız be!” diyorum. “Ot gibi yaşamışız, dünyadan haberimiz yokmuş!” Ya da kimsenin günahını almadan söyleyecek olursak, “Dünyadan haberimiz yok değilmiş ama, dünya pek değişmiş biz gençliğimizden soyunup yetişkinliğimizi giyinirken.”
Bu, başrolünde sadece gençlere yer verilen, bolca ağızdan öpmeli, kimin eli kimin cebinde durumları ışık hızında değişen, paranın ve alkolün su gibi akıtıldığı, masumiyet ve diğer tatlı değerlerin üstüne sifonun çekildiği, entrika sanatının kitabının yazıldığı dizileri hele, çok ilginç buluyorum. Bu dizileri ağızlarının suyu akarak izleyenleri de… 

Kentin ihtişamını özleyenler
Robin Wasserman’ın ‘Yedi Ölümcül Günah’ının kahramanları da, Amerikan taşrasının tozu üzerinden kalkmayan atmosferinde, hayatlarını kentin ihtişamı sandıkları yozlaşmayı ve kapitalizmin ısrarla (ve başarıyla) pazarladığı tehlikeli bir albeniyi özleyerek geçiren gençler. Lafı daha fazla uzatmadan, serinin ilk romanı ‘Şehvet’in genç kişilerini tanıyalım…
Adam, okulun mezuniyet kralı, bütün sporların erbabı, yakışıklı (ancak kesinlikle piçin teki değil, o rol arkadaşı Kane’in özelliği), beyaz atlı. Beth, Adam’ın güzelliğinden başka öne çıkan bir özelliği olmayan, özgüvensiz ve kararsız sevgilisi. Aa, bir de içlerinde en gariban olanı. Romanın ilerleyen sayfalarında, Adam’ın iyi niyetinin yanlış işlemesi yüzünden, bu niteliği küçük düşmesine neden olacak.
Okulun en güzel kızı Harper, güzelliği ve girişkenliği kadar, zamanında ailesinin Grace Kasabası’nın bankasından madenine her şeyinin sahibi olmasının da kaymağını yiyen bir tip. Adam’la birbirlerini taa kısa pantolonlu günlerinden tanıyorlar, ama okulun en popüler kızı, tek hareketiyle bütün erkekleri yatağına atan Harper’ın aklı Adam’da. Aynı şekilde Kane’in aklı da Adam’ın güzel sarışını Beth’te…
New Yorklu Kaia ise, kasabanın yeni kızı. Denemediği uyuşturucu, yatmadığı öğrenci ve öğretmen, kovulmadığı okul kalmayınca annesi tarafından boşandığı eşinin yanına, taşraya sürgüne gönderilen bir afet. Taşrada istemese de uslu duracak ya! Daha sahneye girerken taşrayı ve taşralıları asla affetmeyeceğini açık açık belli eden Kaia, bu fanileri, hayatlarını alt üst ederek cezalandıracak. Korkarım, Harper bile onun yanında kuzu kalacak. 

Bir de çirkin gerek
Bunca güzelin arasına bir de, çirkin demeyelim ama vasat gerek! Miranda işte o vasat. Harper’ın can dostu, basenlerinden ve Kane’e beslediği karşılıksız aşktan yana dertli bir tip. Romanın başlarında oldukça akıllı bir kız olduğu fikrine kapılıyoruz ancak ‘Her Şeye Sahip Olan Erkek Kane’e karşı, onun gerçek yüzünü gördüğü halde hissettikleri, bu fikrimizden şüphe etmemize neden oluyor. En azından “Miranda’da her fani gibi saçmalayabiliyor” diyoruz.
Lisenin büyülü olduğu sanılan son yılı işte bu minvalde başlıyor. Harper ve diğerlerinin, sadece Fashion TV’de gördükleri ölçülerde ve bir kılıkta sahneye giren Kaia, can sıkıntısından ölmemek için taşrada bir film çevirmeye karar veriyor. İçinde bol bol tek gecelik seks, ihanet ve ihbar olan bir film. Başrolde kendisi olduktan sonra figüranlara ne olup bittiği umrunda değil. Boşanmış bir ebeveynin çocuğu olması, ilgisiz geçen çocukluğu bile okuyanda Kaia’ya karşı bir anlayış uyandırmıyor. Eğlenmek için kötülük yapmaktan, insanların duygularıyla oynamaktan, onları açık açık küçümsemekten geri durmayan biri çünkü.
Kaia’nın sahneye girdiği an Harper’ın popülerlikte son noktayı koyduğu, Adam’ı elde etme yolunda ufak ufak ilerlediği bir altın dönem. Ancak Harper bile tepesinin attığı ana kadar Kaia’nın yanında masum kalıyor. İçinde en azından bazı insanları, onların sevgisini kaybetme korkusu var. Hiç yoksa Miranda ile yakınlık kuruyor ve onun duygularını, hayallerini umursuyor. Ama yine, tepesinin attığı ana kadar. İşler kızıştığında Kaia’dan intikamını almak ve Adam’ı elde etmek için Miranda’ya verdiği sözü hiç düşünmeyebiliyor.
En masum görünen Beth bile güya kafa karışıklığından, yeni, genç ve büyük şehirli Fransızca öğretmenine vurularak, Adam’la ilişkilesinde söze dökemediklerinin acısını öğretmenine yaklaşarak çıkarıyor. Elbette iş ciddiye binene kadar… O andan sonra oluyor bir kuzu ve Adam olanları anlamasın diye bir yandan dua ederken, bir yandan da ona bekaretini sunmaya kalkışıyor.
Bir dolu sırrın peyda olduğu, sırrı ifşa olacak korkusuyla herkesin kalbinin güm güm attığı anda roman bitiyor. ‘Kıskançlık’ta görüşmek üzere. Ardından ‘Kibir’de, ‘Öfke’de, ‘Tembellik’te, ‘Oburluk’ta ve son olarak ‘Hırs’ta… 

Gençlere dair her şey
Her şeyin aşağı yukarı bir karşıtıyla varolduğu bir roman ‘Şehvet’. Gençlerin sorguladıkları neredeyse her şeyi bulmak da mümkün satır aralarında. Şu, sürekli sevgiyi arama ama sevginin ne olduğunu bildirememe hali. Ya da sevginin kendini sevişmeyle gösteren bir duygu olup olmadığını sorgulama durumu. Popülerlik, güzelllik, sportmenlik ve sportiflik, kararlılık ve pişmanlık… En mükemmel görünenin bile kusurlu çıkabilmesi. En başarılının bile gün gelip duvara toslayabilmesi… İnsanın içindeki ikilikler, doğrular ve yanlışlar… Sonra… bizi dünyaya getiren ve fiziki ihtiyaçlarımızı olduğu kadar duygusal ihtiyaçlarımızı da karşılamaktan sorumlu ebeveynlerimizle ilgili kafa karışıklıkları, kırgınlıklar, gençlik için fazla kaçan fedakarlıklar… Bütün bunları bir diğeriyle bütün açıklığıyla, gönül rahatlığıyla paylaşamamanın sıkıntısı…
Hepimiz popüler olamasak da görünür ya da ilgi çekici olmayı istemişizdir, sevdiğimizi kolumuza takmak, hayal kurmak ve hayallerimizi gerçekleştirmek, arzu ettiğimiz şekilde yaşamak… Bu anlamda ‘Şehvet’, fazla bir parça Amerikan usulüyle de olsa, bütün bu mevzulara ve fazlasına yer verirken gençlere değmeden geçmemesi olanaksız bir roman. Üstelik kurgusu sayesinde belirgin bir merak duygusuyla okutmayı da başarıyor her sayfasını. Okumayı, yazarın ilk cildi bitirdiği yerde bırakacak genç okur sayısı herhalde azdır.
Başlıklarına baktığımız zaman, dünya üzerindeki en temel ve modası geçmeyen konuları ele alan, en çok da bu nedenle ilgi çekici ve ‘zengin’ olabilecek bu seriye gençlerin göz atmasında fayda var. Biraz kendilerinden bir şeyler bulacakları, biraz da bu çağdaş klişe kafa dağıtmalarına yardımcı olacağı için.

ŞEHVET
Robin Wasserman
Çeviren: Belgin Selen Haktanır Us
DeX Yayınevi
2011
216 sayfa
14.5 TL